babayı
çıkar aradan
“ insanı çıkar aradan ,,
sorulmamış
bir soru
belki
bu
kim
kimin kararına sır
kim
kimin ikrarı…
belli.
bilgi ile hikmet
ilim ile irfan
ifrat ile tefrit
münkir ile nekir
zaman
ile zuhur
arasında
işleyen
o gizli
nehir
ol
kitapta yeri yokmuş
angelus ile novus.
şimdi
ne önemi var
değil
mi…
kimin
kanında yüzüyor
yüzüyordur
boğulmuş
çocuk yüzleri…
aşkın ile içkin arasında
çağıldayan
nehirler
ve
ışıltısında şangırdayan
zincirleri
kölelerin
şimdi
aynı karede
mağdur
ile muktedir
aynı
siyah karede.
kül
ile cüz
kul
ile mülhit
hak
ile bihak
şirk
ile müşrik
şimdi
aynı aynanın
iki
ucunda savrulur.
yarılan
o boşluk
tan
sızan cerahat : insan
san
kendini
çıkar aradan.
dibini
göremeyen aynalar ve
gölgesinde
eriyen mumlar
terliksi
hayvanların göğünde
gezinen
kör kedinin gözlerinde
hiç
bitmeyen o ışık o karaltı
işte
o işte o okyanusvari kamaşma!
hayyam’ın şarabında esriyordur
fenerleri
diyojen’in ol fıçının dibinde
spinoza’nın göğünden çalınan
steril
ıkınmalar ve o yılışık söz
kendi
kusmuğunda
boğulmuş
boğulmuş
o kartezyen karaltı
ve o
karaltıda boy veren retorik
ve o
retorikten geçilmeyen
kırık
şirazeden kırık
akıldan
kötürüm sayfalar
geçilip
o sayfalardan geçilip
geçilip
de gidilemeyen neydi
neydi
o küllere
küllere
yokluğunu bırakan…
çürüyen
zamanlara çürüyen
kokusuz
portakal kokusu ay
esansiler.
geçmiş ki geçmiş
özler..
tözler…esansiler…
süzgün
esansiler süzgün
yorgun
haşhaşiler yorgun
hepsi
kendi gölgesinden
kovgun….
şiir
ki yeryüzünün nefesi
hadi
git nefes ol
şiirsiz
kalmasın sözcükler.
insan
ki yeryüzünün katili
insan
ki neyse ne…
yana yakıla yakardığın da
ölü bir nüans değil mi…
kaldır nüansları kaldır
düş annenin eteğinden
düş!
giderek ağırlaşan
o gölgeyi
babayı
babayı çıkar aradan.
yak gölgenin gölgesini
yak alfabenin harflerini
yak da düşsün
düşsün
yakamızdan o hayalet.
Sabahattin Umutlu