Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



METRONOM // ULUS FATİH



I .

Uzayda oluşan hurda genlerimiz, bellek dolu odalarda, baryonik akustik salınımlarda, karanlık enerjilerde geçen günlerimiz. 


Kozmolojik akıntılarda, görünmez maddede yüzen ejderha; golgi cisimciği, kuasarlar ve gökadalar. Spiraller ve spektrallerimiz… 



Doğumunu izlediğimiz Plutarkhos, odaklanan polarizasyon, Kefren’le gelen İskender, çoğalan yıldız doğumları ve uzaklarda plasentalarla dolu ışık kirliliği!.. 

II .


Hindibalar ve aslan pençeleri, gölgelerde, hijyenik dokusuyla baş döndüren komşumuz, ölümsüz Smyrna çiçeği. 

Dokulardan oluşan nükleosentezler, düşlerden kısa süren nötron, soluduğumuz pus, kanatlanıp sönen gaz, kozmik arkaplanı gökadamızın… 

Ölümcül ışımalar, Topal Halit ve Demirci Umar ve Mehdi’nin çığlığında, mutsuzluk ve umutsuzluklar 

III.

 
Boş notaları madrigallerin, altüst olan sinir uçları, kış üçgeninin incileri, gerçel sayınç, Panteon’da dokunan gökpar kümeleri ve Satürn büyüklüğünde tanrılar!.. 

Yörüngenin dışındaki gökadamız, yükselen zeppelin, görkül safralar, yavruağzı rengindeki gezegen, unutulmuş evren ve sanrılarla yücelen, yürekleri sızlatan anılarımız… 

Wilkinson ölçerleri, yön bağımlılığı, dorukta gülen boomerang, örümcek ağlarıyla tozlu balyalar, geçmişi canlandıran şey ve ölümsüz Planck cihazıyla; dolunay yüzlü güneyli… 

Güneşin karanlığında duran diyapozon, Pers aslanı, ölüs pars, yeşil yılan ve çivi çakılırken kanayan duvar… 

IV.

 
Kafesinde kükreyen ornitorenk, altın gagalı; ve uçsuz bucaksız yurtlağımız Tetis denizi. 

V.

 
(Yıldız kalıntısı gözyaşlarımız ve uzay tanrılar yaratır deyişimiz, bellek adaları, somvarlıklar, opak davranışlarla golgi aparatını adımlayan nörobilimler, doru kefre, organeller ve bose partikülleriyle, kukla ve kobaylarla, pleurodiralar ve peteklerin arasında salınan antivarlar, evrenuslar ve Mora'daki sonvarlık; nükleer gizin uyuttuğu, burçlarda soluyan, deltoit gözlü Grekler ve Morpheus!.. )

Trans yüzlerimiz, endoplazmik reticulum, vezikül ve sistemalar ve ağıtlarla oyalanıyorduk!.. 

Rab proteinleri, sulfatalar, kinin ve gümüş iyodürlerle, Lûti Tarihi elimizde, dört nala koşan atların önündeydik. 

Nörodejeneratif yaşam, potasyum, ölümsüz Argon, kuaternal ve komformal tavır, hipotetik dedüktiflik ve sisternalar bizi yiyip bitiriyordu. 

Ve öğle üzeri duldalarda ve gölgelerde, analitik matematikten yemeğimiz verilirdi!.. 

VI.

 
Herkesin bildiği o çılgın kuark, kansız, görklü takyon ve güneşin yokluğunda 
Detroit’den gelen adam ve işte kanat çırparak uzaklaşan, güzelim Ankara’mız… 

Biruni Sultanlığı yayını kitap, Nobel ödüllü grafen, Physics World, 
Fulleren molekülü içeren ve bağ evlerimizde kaotik, çılgın sesiyle ötüşen, 
çalı horozu!.. 

Piezoelektrik dünya, dönüp duran nitrat kristali, üzünçler veren Josephson denklemi, fibula kemiği aperatifimiz, soluyan dizkapağı, eklem ve kapasitörlerimiz. 

Cooper çiftlerine yağan kar, sıçrayan Neptünel flüt ve yalıtkanların değiştirdiği, şeytansı doğa… 

VII.

 
Sırıtkan Feurbach çözümlemeleri, gözbebeği siborgların; gecenin derinliğini belirsizce adımlayan Musevi, Santa Barbara ekimozu, söylem kümeleri, akıntılar, yaralar, dişil bedevi, sarı yıldız, hangarlar ve meteorlar… 

Gözleri ayetlerle çakışan ordu, melanj ruj, eskil tanrılar ve arkalarda gezinen, yaratılmışlar eskizi, o büyük tanrı!.. 

Tanrı parmağının materyalleri; labirentteki tanrı ve işte o… Tanrı’ya başkaldıran tanrımız!.. 


VIII.


Doğudan gelen messenger orduları, sırtında sarnıcıyla susamış tanrı, sıkılan, çocuk tanrı, bölük pörçük geliyorlar, sular üstünde işte, öpüyor altın ayağını, titandan yayı, gülen yüzüyle, cenkçiler atası Hero! 

Ve kurtuluşumuzun simgesi… Birbiriyle çatışan, 'iki zıt siyah renk' sanrılarla, tamtamlarla!.. 

İçiyor sıvıcıl dalgalanan otu, tek monarkı sonsuzluğumuzun, kırmızı gözlü Sullalar! 

Ve işte, tutsaklığın sonsuz yüzü; görkünç ve tapınçla boyun eğdiğimiz, Amon Ra’lar!.. 

ULUS FATİH


YAĞMUR // ÖMER SERDAR



Yağmurla

kokusu alacakaranlığıma karışırken hiç yaşamadığım başlangıçları anımsatıyor bulut yağmurla müjdeleniyor
bak
coşku eksilmişken yeryüzünden
gök aşkın denizle fırtınanın dansındayken
ortam yıldırım baskını
çalakaşıktı ki
hiç yılmamıştı kimlik obur repliğinden

sonra, tüm yayların sivri oklarını kalbine davet ediyordun
tüm okların gerilimini sen
daha uzaklara gidebilmeye kıstas

erk çamur kıvamında idi
meydan okumanın sonucu
sırf limitleri zorlamaya kendine rakip yaratmanın
sonucu bak

ilerle

korkma diyorsam nafile
ihanete cılız bir ıslık gibisin arbedende
çayırlarından toplayabildiğim kadar gelincikle
yaralarıma seni süremem artık
korkma dışımızda bu cehennem
diyorsa sadece B
ak

alışageldiğin o yatakta iç huzuruna kadar gelecek im
diyorsam neler yaşamadık ki
birleşik erk tutkuna da geleceğim b
AK
oysa vur emrini sen vermiştin

bir çay iç benden
aklımın ifritine yaranı yaklaştırma
cevheridir madencilerin şu gökyüzü
onlar, köklerin yüzünü bilse de
derin ihanetlerde cılız darbeleri vurur içlerine
toprak kokan kargaşandan
emrinle vuruldum

kimbilir daha nelerin adıyla esecek rüzgar
hani içim çekmişken içini
kın alınmıştı ya çıkışından

ilerle cankurtar onca trafikte
an herhangibirine
korkma artık
kurtul seslerinden
toprak kokar gökyüzün
çayırlarda yıldız yıldız gelinciklerle

...

kendi volkanımı bastırmayı sözgelimi, gayzerimi tıpalamayı, infilak edip de dışı yakmamaya
içime tüm patlama kinetiğini toplamayı öğreneyim
ki başka çaresi olmamaya
bir çöküş daha ya da kurtuluş
kartalın kanatlarının düşey yüzeyi

o kısır döngüyü spirale döndürme anı, sıçrama tahtası dokum
hissediş, iki zaman arasına sıkışmış bir dem
boğul ya da balığa dönüş, son nefesinin dibinin dibinde o çıkış
ta oralarda oralara da
haydi sıçra
kartalın kanatlarında uçuşuyor yüreğin
bak

söz oyunudur bu
hayır değil, can oyunudur bu
sözüm özümden doğdu, özünle öldü
kaç bin senedir bilmek istersen
isteklerimde sabırsız tohumlar bulunur
ben dediğine yakınken ses
sen diye yankır, uçurum boğulur

söz oyunudur bu
hayır
can oyunu
söz özümden doğdu (üzümden değil)
oyundur bu can, taze şarabı üzme

...

bana sade konuş
su gibi ak nehirlerime
nar gibi ısıt kızıl kar tanelerimi
marhemetle can menzilime
sade dokun bana

tenime sade yürü
yalınlıkla aheste bas toprağıma
yeşil hacmine kalbimin
uslu uslu çisele

sükunet güllerine sus
bahçemin öfke otu hercai istilasında
çıldırmış günlerime şiir
huzur yağdır sus
tozlu kıraç çöllerime tuz

bana öğrettin
şairin sihirli geçişidir aynalar

maksatsız esmek kasımpatı dağlarına
rüzgar yoldaşlığı tarikatı

ve aşk
namütenahi iklimlerinin seferi
nihayete

sonsuzluk kavramının
sona bilinçlenmesi

vadinin genişlemesi
ötesine
anıların peyderpey tekrarına
sonsuz

uyanışa seyir
ki hata
ışıldayan karanlıklar silsilesine
şuur maşalesine yakıt

senle başlangıçları söyleştik
ki bitişlerin arsız dermanıyken bu geveze

bana rüzgara yazabilmeyi öğrettin
ve yaşamayı boşlukta öyle ki
ya kalıyorsa sonraya
biz
ikimize de çok gelen benliklerimiz”
zıtlığın doğasında
varlık ile yokluk
aynı rüyanın farklı yorumları

ya kalıyorsa sonraya
biz
ki sonraya bakınca bulut
önceye de
300 yıl görünüyorsa
sonrası körse daha 300 yeni yıla

ve...bu

kümelenirse bulut, uçarsa yıldızlardan geldiği yere
aynı rüyanın farklı yorumları
varlık ile yokluksa...buğu
zıtlığın doğasında

ikimize de çok gelen
yağmurla ilerle
nasılsa rüzgar dökecek
bir gün eteklerindekini
kelebeklere

yağmurla ilerle

ÖMER SERDAR









KAYBEDEN // Aylin Güven



KAYBEDEN

Sana gelince,
‘Sen dur’
dedi
bana;
‘Dur ve bekle’.

Kelimeler, düşler ve gerçekler,
beraber duruyoruz bir köşe başında.
Çıt çıkmıyor hiçbirimizden, tık yok.
Oyuna kaptırmışız kendimizi; kim ebe,
kim sobe, onu bile bilmiyoruz.
Nereden geldik? Niye buradayız?
Kim soktu bu oyuna bizi?
(İstemesek almazlardı herhalde..)
Sordular mı ki?
Hayır, sormadılar.
Ne olduğunu bilmeden, atılıverdik ki,
öyle çetrefil bir oyunun içine..  Şimdi,
yapacak tek şey, beklemek.
Her oyun başladığı gibi biter nasılsa.

Kimbilir kim kazanacak, diye sorarsanız,
kaybeden kazanacak.
En çok kayıp veren.
Ve bu yüzden,
en çabuk o bitirecek oyunu
ve son verecek
bu saçmalığa.

Sana gelince,
‘Sen dur’
diyorum
sana;
‘Dur ve bekle’
diyerek,
oyunu başkasına
devredecek.


Aylin Güven
Londra




Sinema-Felsefe: Kısa Yol! / NONA



Büyük sinemacılar amatör filozoflardır  ve büyük filozoflar 
amatör senaristler sayılırlar aslında!
Jean-Luc Godard, büyük bir sınamacıdır, düşüncesini şu basit cümlede özetler: “ben bir sınamacıyım o zaman varım”.
Ingmar Bergman ise, ölümü, yaşamı sorguladı durdu, sorular sordurdu sinema perdesi üzerinden .
Ludwig Wittgenstein, bir  filozof, ama ondan geriye iki senaryo kaldı, “dilin oyunları” ve “görsel dil” adı altında.  
Martin Heidegger’in en meşhur senaryosu “Varlık ve Zaman” dır. Dramatik  anlamlar denizi ve kavramlarla dolu.
Soru şu ki, acaba “profesyonel estetik kavramı” ve “profesyonel kuramcılık” karışımı bir çapraz yola varılabilir mi? Felsefe de ve Sinema da.
Yanıt evet ise  : nasıl?
Yanıt hayır ise : neden?



NONA


Düş yoksunu bir toplum // Leon Felipe



Düş göremeyen insanlar topluluğudur.
Bir balıkçının Galata köprüsünde avladığı istavriti misinanın ucundaki iğnede
çırpınırken görünce sevinirler. Hayallerinde makas yoktur misinayı kesecek.
Tok kalmak daha önemlidir candan.
Keyif için içerler. Sarhoş olmak ayıptır.
Kaldırıma ayaklarını basmadan yürüyen bir armut likörü düşkünü onlar için sinir bozucudur.
Televizyona çıktıklarında sert sert suçlarlar birlerini. Çünkü kendileri hiçbir şey üretmemiştir.
Herkesi yalan söylemekle itham ederler. Yalan çok söylemişlerdir.
Konuşamazlar. Toplam kelime dağarcıkları 200. "Altını çizerek söylüyorum."
en sevdikleri yalanlarının anlaşılmasını kolaylaştırır.
Hiç otostop çekmemişlerdir. Anadolu'da hiç bir pamuk tarlasında uyumamışlardır.
Çocukları yoktur. Kendi kanlarından bile olsa. Küçük insan, derler çocuklara.
İnsanların çaresizlikleri onlar için zaaftır.
Zekaları, burunlarından gelir. Koku alırlar sadece. Ama güzel bir menekşe yerine
çürüyen insan kokusunu severler.
Kendilerini hep hayallerinde birine benzetirler. Çünkü onlar On-Onatlı yaşlarındayken
birileri onları ünlü bir şahsiyete benzetmiştir. O olmadıklarını anlayınca. Kendilerinden nefret ederler. Ailesini, özellikle annelerini suçlarlar.
Evlerindeki her nesne değerli bir göz boyamacılıktır. Kütüphanelerindeki kitaplar çok gözüksün diye, raflarda kitapları öne doğru dizerler ve birisi kitaplarından herhangi tekini alacak olsa paniklerler, çünkü kitabı hiç okumamışlardır. Çaktırmak istemezler.
Celal Sılay kim bilmezler, ama estetikten ve çevrecilikten, şiirden bahsettikleri kadar sık bahsederler.
Bir de sıkıldıklarında başkalarından habersizce öç alırlar. Kendilerini tatmin eden bu hain davranış yaşamlarını anlamlı kılan ve onları güçlü hissettiren tek durumdur. Kötülük yapmıyorlardır. Haklarını arıyorlardır ve adalet onların elinde pek şahsiyetlidir.
Cimridirler. Parayı önemli sayarlar.
Oburdurlar.
Aç, açıkta yaşamak nedir bilmezler.
Virüs severler.




Leon Felipe


Tzvetan Todorov’un ardından. / JM




Güle güle Tzvetan Todorov. Söz ve şiir bahçesinde huzur içinde uyu. 1939 yılında, yani Avrupa’da Faşizmin ayak sesleri yükseldiği yıl  Bulgaristan’da (komşuda) dünyaya  geldi. Sonrası Fransa. Patiste gözlerini yumdu. Eleştirmen, kuramcı  ve filozof Todorov.  “Edebiyat Kuramı” adlı kitabında kendinden önceki formalistleri eleştirir.  Absürt edebiyatı inceler, modern estetiği ve aydınlanma çağıyla olan ilişkisini irdeler.  Hiç akla hayale gelmeyecek alanları birbirleriyle ilintili etki tepki enerjileriyle masaya yatırır, Avangart-Romantizm  gibi.  Edebiyatın işlevini kendine dert edinir.  Todorov’un en önemli  düşünce çıkışlarından birisi Edebiyatı akademinin soğuk koridorlarında değil, yaşamın tam içindeki çemberde tutmasıydı.  Edebiyatın bir üniversite müfredatının ve ya eleştiri  kulvarının  ötesinde  kocaman  insani bir anlam denizi olduğunu savundu durdu.   “Poetikaya Giriş”  kitabı ise öykü’ye yaklaşım üzerine yoğunlaşır, nihayetinde  “Eleştirinin Eleştirisi” kavramına varır, dört eleştiri geleneğini irdeler bu yapıtında. Todorov’un toplamında 21 cilt kitabı bulunuyor, yarısına yakın bir bölümü dilimize aktarıldı.  Edebiyatla ilgilenen veya sadece edebi metinler okuru olan herkimse yaşamı boyunca  muhtemelen bir kez “Edebiyat Nedir” sorusunu  sormuştur. Todorov da bir kuramcı olarak bu soruyu tekrarlar, ama verdiği yanıtlar önemini hala koruyor.  Edebi formların çeşitliğini savundu hep, 1970’lerden itibaren edebiyat sularına yüzeyden yaklaşan  postmodern  hareketin  baskıcı  unsurlarına rağmen  kendi görüşünden taviz vermedi asla.  Yapısalcı anlayışı üzerine de yoğunlaşan Todorov bu alanda da çok önemli  ürünler verdi. Tinyanov, Tomaşevski, Brik, Propp, vb.) Ve Mihail Bahtin; Almanya'dan Alfred Döblin ve Bertolt Brecht; Fransa'dan Jean-Paul Sartre, Maurice Blanchot, Roland Barthes ve Paul Bénichou;Northrop Frye ile Ian Watt'ın Anglo-Amerikan eleştirmenleri,neredyse tamamı ama tamamı Todorov'un düşünce ufkunda yer edindiler, üzerlerine özgün fikirleri vardı. Todorov,  sözcükleri çatışmanın da ancak eleştirmenlerle olan ilişkileri tartıştırabilir, eleştirinin eleştirisiyle aşılabileceğine inanıyordu. Eleşitiride "şiddet" kuramına hiç değinmedi, belki de gözünden kaçan tek unsurdu. Bu açıdan Eleştirinin Eleştirisi hem diyalojik eleştirinin bir kuramsal yaklaşımı olarak hem de Tzvetan Todorov'un eleştiri alanının tutkuları ile hayal kırıklıklarını  beraberce dile getirdiği bir Bildungsroman olarak da okunabilir.
Fantastik edebi tür üzerine bugüne kadar en derli toplu bakışı sergileyen kitabı  ise bu alana bakıştaki yoğunluğuyla tektir.  Todorov’un dünya edebiyatına olan  yadsınmaz katkıları ve derin bilgi ve donanımı   ve onun o kendine özgü  yeriyle,  her zaman boş kalacağı tartışılmaz.  Rus biçimcilerinin  tamamını  “Yazın Kuramı”nda topladı.
Belki de günümüz dünyasını ve güç-denge-delilik,  sermaye pervasızlığını en iyi işlediği kitabı “Yeni Dünya Düzensizliği” kitabıdır.
Umarız ki bütün kitapları dilimize aktarılır ve okurlar bu büyük sorgulayıcı dehanın  geride bıraktığı unutulmaz mirasına eksiksiz kavuşur.
Fransız Akademisi 2011 yılıında ona “Seçkin Eleştirmen” ödülünü, ardından da “Özgürlük Düşünürü” unvanı verir. Bütün ödüller ve unvanlar bir tarafa, o sıcak duruşu, samimi varoluşuyla, doğu edebiyatı ve insanına çoğu batılı dostumuzda görmediğimiz  o muhteşem sarılmalarıyla, kütüphanelerimizi şenlendirmesiyle  anacağız onu.


JM


...;




Borges Defteri




Yüzlerin Söyleşisi // Elif Firuzi


     
                                                                                                                           
*
Yüzünü suya düşür
su mavidir.

Burada oturup sessiz şarkılar söyleyeceğim
yüzünün tamamı için.

Ürkek bir serçe gibi mi görünüyorum,
uzaktan?
İçim uçamayan bir gemi,
kaç hikâyeden geçtiysem 
adımı söylemedi.

İpekli esvaplar giydirildim
ve bir ressamın diviti
içimin kehribar hıçkırıklarını mühürleyen
gümüş servi şiirler çizdi esmer tenime.
Rivayet o ki bir tek suya ayan olur
sırtımdaki ebruli yaralar.

Yüzünü suya düşür
su mavidir
iyileşir.

Kervandan kaçak bir esirdim
dağdan öğrendim ketum olmayı
rüzgâr hırçın tohumlar ekti yüzüme
çiçekli acılar büyüyor gözlerimde.
Stonehenge’in kadîm güneşini bekliyorum
açmak için kutsal zamanların birinde.

Ve kollarımla bağlıyorum
uzak düşler kuran bacaklarımı.
Tebrizli Nika’yım belki de..
yüzünde bî-günâh sorular dolanan.
Belki Saphho’nun kızlarından biriydim
cümle sınırlarını geçmişim sevmenin.

Yüzünü suya düşür..
Eleni’nin parmakları yumuşatır denizi
iyileşir zaman,
Eternity yok ki..belki bir gün
sana en çok bağışlanan.

Yüzünü suya düşür
ve yüzü suyu hürmetine Tâlâ’nın
gözlerini geri ver yüzüne
gittiğin yolu görmek için.

Yüzünü suya düşür,
su mavidir, seni bilir.  /  Yüzlerin Söyleşisi

Elif Firuzi


Ay...// Hakan İşçen





tutkulu bir bakış yükseldi ay’a
buz rengi aylalar yayıldı
evrenin buğulu gözlerinde.
dönerek dans ediyordum
kendi çevremde dönmemden
var oluyordum;
ay’ın çevresinde dönmeye çabalıyordum.
uzakta... bir yıldız, bir yıldızı öpüyordu
saçına sırma kuyruk yapıp
titrek okşayışlar diziyordu;
el sallıyordum. ağlıyordu?..

aylalar döndüğünde vakit geç olmuştu
hâlâ dans ediyorduk.
çok güzeldin
sana dokunmak istiyordum
okşamak belki
belli mi olur; öpmek biraz...
saçın unuttuğum rengine dönmüştü
eve geç kalışına dair
yalanlarımızı telaşla eşelediğimiz renge,
tenine sinen yosun kokusunu
nasıl gizleyeceğini düşündüğün,
o barınamadığın cenneti ilk kez gördüğün renge…
çok güzeldin
saçın unuttuğum rengine dönmüştü;
elimde yeni uyanmış bebek ensesi kokusunda
bir gül:
ay’ın çevresinde dönmemizden
aşk oluyordu!

bir gül iskeleti
ve isyankâr bakışlar düştü karanlığa
ayaklarımın dibine kuyruklu yıldız yağıyordu;
gözleri pırıltısız
dudaklarında soğumaya yüz tutmuş vedalar...
ay?..
ay yoktu!
sönmüş yıldızlarla birlikte dönüyordum;
esrarengiz bir yörüngede.



Hakan İşçen  
(Buğu ile Çizgi Şiir Kitabından)


Yazdığımız, çizdiğimiz kadar kanıyoruz…// Borges Defteri



Walter Benjamin, “yolda yürüyenin kalabalık içinde edindiği şok deneyiminden” söz eder. Poe, aynı duyguyla “onlara çarpıldığında, çarpan kişiyi derin bir saygıyla selamlıyorlardı”, der. Walter Benjamin’in “tarihin meleği” yorumu  elbet ki çok sonra çıkagelir, gelir gelmez o çoktan dağ-bayır sürgün yolu arıyordu ve nihayetinde Faşizmin kanlı hançeresinde ortadan kaldırıldı. Şok deneyimlerini yaşamamız için James Ensor’un kuramsallaştırdığı “bilinçli donanmış kaleydoskop” çıkarsamasına gereksinimimiz yoktur. Uzun yıllardır fiilen dönen, deviren, şok eden “olayların” kalbinde yaşıyoruz. Bir başına tavan seyretmek, resim yapmak, edebiyat yapmak can sıkıntısından değil, “tarihin meleği” her an hepimizi yokluyor. Masaya tırtıl resmi yapan yine bizleriz, sonra pervanenin altındaki boş masaya bakarak muhtemel hicaz yollarını düşünen boncuk gözlü köpeğin yalnızlığı gelir aklımıza, o an belki Edip Cansever sizi selamlar : “köpekler neden hep uzaklara bakarlar?” gibi dervişane ve bir o kadar dahiyane dizesiyle.  Zamanın Polyanna’sı bile kucakladığı kitabından usul usul sızdırıyor tanık olduğu bölge acılarını. Sonra, kırgınlıkların üzdüğü o yüzden başlıyor geri sayımlar. Uzun zamandır yayınlanan dergileri izliyoruz, bir elin parmak sayısını bir kıyıda tutun(aramızdalar,tek tek biliyoruz onları, adları gerekmez), geri kalan ne varsa vicdanını olup bitene kapatmış, sadece dergiler mi? Bunca yazar, çizer ve de onlara sorsak toplumdaki “ağır-hafif” konumlarıyla beraber, kaç kalem son bunca kıyım, katliama “ses” verdiler? Kıyımı, yok edişi elbet ki bizler durduramayız, ama vicdanın sesini kısmak da neyin nesi? Irak savaşında(küçük bir yazar, çizer kesimi dışında) kimseden bir şey duyan olmadı. Cenahları ayırmıyoruz, kendilerine “İslami yayın” sıfatını gönüllüce benimseyenlerden tutun Fransa baş konsülünün onlara karşı kapılarını ardına kadar açtığı yazar kesimlerine kadar, tümü ama tümü Ezidi, Süryani, Malulada fırınlarda İşıd tarafından yakılan “Sünniler”, Yarsanlar, Kakailer , kendi ülkemizin, insanlarımızın içler acısı hali, ve  son olarak Yemen’de Arap lağım devletlerinin Suud  katliamlarına sessiz kalmaları. Hala da sessizler. Edebiyat-Sanat işlevi 10.000 yıldır bellidir, o işlevin en kalın çizgisi göz göre göre ihlal ediliyor ve bekliyorlar ki bizler-sizler umursamazlığımızı sürdürelim, muktedirden “araklanan” bütçelerle şiir festivalleri yapalım, birilerinin gönlünü okşayalım ki aldığımız bütçeye ayıp olmasın! İzledikleri kesif, aşağılık yolu takip edelim, demirbaş ödül kurullarını ve  saçmalıklarını alkışlayalım.  Bu mu gerçekten, edebiyat ortamımızın debisi bu mu olmalı? Edebiyatın gücü bu mu? Aslı Erdoğan, Necmiye Alpay hangi “büyük, affedilmez suçtan” dolayı içeride çürütülüyorlar, bu çemberin kırılacağı gün, ana kadar edebiyat ortamı şenlikli durumdan kopmalı.  Yazarın yazardan başka dostu yoktur. Elbet ki gün gelir acılar da eskir, ama “tarih meleğinin” kanadına bırakılan bu  leke kalıcıdır. Son dönemlerde yazılan her virgülü izliyoruz, kimlerin nerde durduğunu artık kavramış durumdayız, yol varsa, tercih de var. Sonucu değiştirmeyen sorular sormaya hiç alışkın değiliz, ama içimizdeki o kocaman soruyla devam edeceğiz bundan sonra. Hepimiz, siz güzel insanlar, yazdığımız, çizdiğimiz kadar kanıyoruz. Keşke yaşamın karışıklığı da küçük bir tahta tarakla düzeltilseydi…


Borges Defteri


Brecht hata yaptı mı? Sessizliği tercih etti mi? // Sufi.




Brecht hata yaptı mı? Sessizliği tercih etti mi?
Ve  bunun  gibi birçok soru sorabiliriz sanırım.
Kısaca :evet, tercih etti !

Şimdi bu "telgraf" usulu yargılamadan sonra yanlış bir hesaba kapılıp “Sufi, Brecht'i sevmez” gibi  bir sonuç çıkarmayın lütfen, tam tersi bir durum söz konusudur, sevdiğim için bu soruları  yöneltiyorum.
Aslında bu konu daha önce Defterde tartıştığımız Rabelais konusuyla ilintilidir, ilgilenenler, Defter arşivinden söz konusu yazıları okuyabilirler ( Argos a.  ve benim yazım).
Haşet tarafından yaratılıp Piscator ve Brecht tarafından geliştirilen Şvayk tiplemesi, dünya yazınında gerçekten eşsiz bir "oportünist şenlikli muhalefet" tavrının bariz örneğidir. Şvayk 'ın otoriteye, militarizme karşı çıkışları hep bir boyun eğme kisvesi altındadır. Şvayk bir kahraman değildir, egemen söylemi, iktidarı yadırgatmakta gülünç duruma düşürmekte ve sorgulatmakta  birçok kahramandan  daha başarılıdır.
Belki de Brecht'in Şvayk tipine  aşırı düşkünlüğü de bundan gelir. Martin Esslin'e  göre, Brecht'in çoğu oyun kişisi, Şvayk 'tan  hareketle yapılmış çeşitlemelerdir: Azdak, Matti, öykülerindeki Herr Keuner, ve hatta Galileo (ki bu örnek üzerinde  özellikle durmak gerekiyor). Brecht'in kendisi de yaşamı boyunca Şvaykvari  bir tavır  benimsemiştir iktidara karşı.
Şimdi yukarıda sorduğum soruların renkli grafiği çıkmaya başlıyor:
Brecht  ne 1947'de Amerikan Aleyhtarı Faaliyetleri soruşturma Komitesi karşısında radikal bir tavır almıştır, ne örnegin 1932'de Kuhle Wampe filmini sansür karşısında savunurken, ne de Doğu Berlin'de yaşadığı  yıllarda "sosyalist gerçekçi" resmi sanat anlayışı tarafından  sessiz bir sansürle sınırlandığı zaman. Bütün bu durumlarda "alttan alma" yolunu seçmiş, gerektiğinde yalan bile söylemiş, boyun eğer görünmüş, ama hasımlarıyla  inceden inceye alay etmeyi de ihmal etmemiş.1953 Doğu Berlin ayaklanmasında açıkça iktidar  karşıtı  bir tavır almamış, ancak iğneli  bir dille yönetime "bu halkı feshedip bir yenisini seçmeyi" önermiştir bir şirinde. Brecht gibi bir Şair'in büyüklüğü sanırım bu dizelerde saklı, yaşamı boyunca, özellikle siyasal arenalarda çizdiği  "belirsiz  fiili tavırlarını" onun  sessiz + isyankar dizeleri kırmıştır.
Cemal Süreyya’nın bilinen Brecht yorumu: "Genç şairleri etkileyen bir sanatçı da Bertolt Brecht, şiiri sonsuz yalınlaştıran bir şair. Şiiri iç hayattan bütünüyle sıyırıp onu görünür gerçeğin dışavurumu, yansısı haline getiren adların başında geliyor”.

Konuyla ilgili ve belki de Bercht’i en iyi anlatan kitaplardan birisi Walter Benjamin’nin: “Brechti Anlamak”  kitabıdır,  gerçi Walter Benjamin’nin  kitabı  kafamdaki sorulara cevap olmadı, ama onun üzerine okuduğum en kapsamlı kitaplardan birisidir.

Sn.Ahmet Cemal’in ise neden “Yadırgatıcılık Etmeni” kitabını , “Yabancılaştırma Etmeni” adıyla  çevirdiği ise bir muamma! (tiyatro kuramını işler bu kitap).


-Karanlık dönemlerde peki,
Şarkı da söylenecek mi?
-Elbette şarkılar da söylenecek
Belgeleyen karanlık dönemleri.”
Brecht:Sanat adlı  Şiiri.

Sufi.



Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic