Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Natama Dergisi; 17. Kez yeryüzne merhaba diyecek




17. sayısıyla bir yıl aradan sonra yeniden, bu sefer bir “şiir dergisi” olarak yayın hayatına dönüyor Natama. Geçen sene “başka budalalıklar” aradığımızı ifade eden bir veda metni yazmıştık; Natama’ya aynı isimle ama bizce “büyük bir değişim”le devam etme kararı aldık. Enis Akın’ın yönetimini üstlendiği yeni Yayın Kurulumuz Ali Erbil, Davut Yücel ve Nur Alan’dan oluşuyor.
“Büyük değişim” şöyle bir alt metine dayanıyor, yıllardan beri bu topraklarda zaten şiir üzerine şairlerden başka pek kimse yazı yazmazdı. Ancak son zamanlarda şairlerin şiir üzerine yazdıkları düzyazıların da azaldığını gözlüyoruz; şairler arası yazılı iletişim ve şiir üzerine düzyazıyla düşünmek azalıyor. Oysa bu, sosyal medya uygulamalarına teslim edilemeyecek kadar önemli bize göre. Dolayısıyla bu yeni yayın dönemimizde şiirleri, şiir üzerine yazılmış makale niteliğindeki düzyazılarla birlikte seçmeye karar verdik. Düzyazı deyip de geçiyoruz elbette, düzyazının şiir üzerine –ve iyi– olması dışında bir sınır çizgimiz yok. Sayfalarımızda şairlerin hem şiirlerini hem de düzyazılarını okuyabileceksiniz.
Bu sayının hem şiir hem de düzyazı veren isimleri alfabetik olarak, Ahmet Keskinkılıç, Ali Erbil, Alper Öz, Burcu Dikici, Coşkan Tugay Göksu, Davut Yücel, Enis Akın, İlker Şaguj, İnanç Avadit, Nur Alan, Ömer Faruk Abacı ve Öztekin Düzgün.
“Geçerken Konuşulanlar” bölümünde Turgut Uyar’ın eski arkadaşlarından Sinan Fişek’le yapılan kısa bir söyleşi, “Görsel Dosya” bölümünde Sevinç Çalhanoğlu’unun çalışmaları gibi Natama’nın bazı eski güzellikleri sürüyor.
Güven Turan, Melih Özel Ubıh ve Necmi Zekâ’nın şiirleriyle, Hande Ası’nın düzyazısıyla katıldığı dergide “L=A=N=G=U=A=G=E Poetry” üzerine oldukça özenerek hazırladığımız bir dosya, bir kaza üzerine ortaya çıkan şaheser Keith Jarrett’in Köln Konseri üzerine bir yazı ve şiir çevirisini kuantum fiziğiyle karşılaştıran ve hiç de şaka yapmayan bir akademik makale çevirisi yer alıyor.
Ayrıca yine iletişimi arttırma saikiyle, bu sayıdan itibaren kitap değerlendirmeleri yapacağız; bu ay değerlendirilen şair ve yazarlar arasında Anita Sezgener, Cuma Duymaz, Edgar Allan Poe (çevirileriyle), Kadir Yanaç, Liman Mehmetcihat, Mustafa Çevikdoğan, R. D. Laing ve Ufuk Akbal yer alıyor.




“Peki, sen ne dersin?” / Sufi. (Sur)




“Peki, sen ne dersin?” 

 Değerli, fedakar dostum Samet Köse’ye

İngiltere kralı 8. Henry, güzel bir kadına aşık olur.  Roma Başpiskoposu (Papa) 7.Clement’e bir mektup yazar ve ondan birlikte olduğu eşinden boşamasına resmiyet kazandırıp yeni sevgilisiyle evlenmesi yönünde istekte bulunur. Papa isteği geri çevirir. Bu kez 8. Henry , din kisvesi altında kendi otoritesini devreye sokar ve İngiltere halkına İngiliz Kilisesinin yeni lideri olarak atar, yeni güzel sevgiliyle evlenir, zavallı kadın doğum yapamaz ve ona bir evlat veremez, bunun üzerine hapse atılır  ve 1536 yılında kılıçla kafasını koparır, kraliçe olduğu için balta kullanılmaz. 8. Henry cahil  halkın gözünde artık eksiksiz yeryüzü Tanrı gölgesidir.Hayret ki ne hayret. Yine bir kadına tutkuyla bağlanır onun da kafasını keser. 6 kadınından ikisini öldürür. Ama sorun yok, o dini bütün bir kraldır, istediği kadar zulüm-yalan- hokkabazlığa baş vurabilir.  Şair Nesimi’nin ünlü hükümdar Timur’un yüzüne karşı söylediği sözdür: “İki tür insan vardır: Kamil ve Cahil”, sonra ilave eder: “Siz dini, Allah’ı kullanarak halkı kandırmaya devam ediyorsunuz, ama yeryüzünde bir gün o Kamil insan zafer kazanacak, o her şeye vakıf insan.” Yani edebiyatla, kitapla, sanatla şununla bununla dost olmak hemhal olmak yetmiyor aziz kardeşim. Önce “insan”- ama insan olmak gerek, allameye cihan da olsan o “insan” sıfatına yakışanı seçeceksin yaşamının her aşamasında, soluk aldığın her anda, kaleminden çıkan her sözcükten sorumlusun, adın: İnsan.
‘Ne denizdeyiz, ne karada
 Bilinç masalsı bir ev,
 Belleğimiz avare.’

 Güç dengesinde, yaşam tercihinde  önüne konulan terazide hangi kefede yer edinmen gerektiğini bilmeden tarihten gelen bir safsata ve ahlaksızlığa hala göz kırpabiliyorsan ve çıkar-hokkabazlık dolu politik-molitik-çok ilik bir sofraya kendini güçten yana yem edebiliyorsan, o kafası kopartılan zavallı güzellerden bir farkın yok.  Ondan sonra gelip zafer narası atma, biliyoruz, Spartacus’un yenilgisinden( o müthiş çıkışı ezilmişlerin tarihine yazmak ne bükük bir andı ama) beri muktedirler nara atıyor. Herkes kendi öznel tarihini kendisi yazar, başkası değil.  Herkes, ama herkes işinde gücünde, kimse kendini durduk yerde uyduruk masal kahramanı sanmasın, nice canlar, nice dehşet yetenekler, ruhlar, kalpler, kimse görmeden, hissetmeden çekip gittiler dârı fâniden. Geriye ya bir çift sözleri kaldı ya da kalmasını hiç istemediler. Anadolu’nun yüreğinden kopmuş adı (çoktan) zerreye  karışmış bir ozandan yadigardır. Der ki, bir derviş varmış, divane olduğunu bilmiyorum, olduysa da başımın tacıdır, o güzel insan kimi gün birinin yolunu çevirir, “Peki, sen ne dersin?” diye bir soru sorarmış çevresine.  Gülüp geçenler, tebessüm edenler çıkardı bu soru karşısında, faka içten içe sahi “ben ne derim peki?” yanıtı halkın bir çok kesiminde belirmeye başlar.  İşte o anlar kıymetlidir, çünkü Ay bir anda başka türlü gözükür gök yüzünde, kır çiçekleri, akan su, yağmur, rüzgar ve yaşam , derin rengini sunar o insanlara, algıları, hissedişleri temelden değişir. Yaşamın sanıldığından çok daha kısa, uçucu ve geçici olduğunu fark ederler.
-“İyi ki egoya ulaşan bütün ruhsal etkiler bilince mal olmuyor…”
Evet, yoksa ne çirkin, ne sevimsiz, ne çekilmez bir yük olurdu bu. Soyutla, somutu çok iyi ayırt etmek gerek, aksi halde yaşamı hem kendimize hem de kendimize  berbat ederiz.
Yazmak(!) , hele boş boş yazmak, konuşmak  ve zaman itlafına düşeceğime, gökkuşağını, renkleri, suyun, gülücüğün, toprağın yasalarını incelemeyi yeğlerim, bir ömrüm daha olsa onu da kitap okumaya,  iyi müzik dinlemeye, sevdiğim gümüş perdeye, sevdiklerime veririm. Kesif eyyama verecek tek bir hücrem yok, hiç olmadı. 
Ben öyle yaptım; olsun, varsın gökyüzü beni hiç görmesin, yeryüzü biliyor, ayaklarım, gövdem ona konuk şimdilik, “ona” revan oluncaya dek.

Muhabbetle, / Sufi.(Sur)





TARANTA-BABU’YA BEŞİNCİ MEKTUP // Nazım Hikmet





TARANTA-BABU’YA BEŞİNCİ MEKTUP // Nazım Hikmet
Ağustos 1935

Görmek
       işitmek
              duymak
                      düşünmek
                              ve konuşmak
koşmak alabildiğine
başı dolu
      başı boş
koş-
     -mak...
Hehehey TARANTA-BABU
                         hehehey,
yaşamak ne güzel şey
                   anasını sattığımın
                                yaşamak ne güzel şey...
Düşün beni
kollarım, senin üç çocuk doğurmuş
                                geniş kalçalarındayken…
Düşün sıcak…
Düşün kara bir taşa damlayan
                           çırılçıplak
                                       bir su sesini...
İstediğin yemişin
             rengini, etini, adını düşün...
Gözdeki tadını düşün
kıpkırmızı güneşin
                     yemyeşil otun
                            ve koskocaman
                                  masmavi bir çiçek gibi açan
                                            ay ışığının…

Düşün TARANTA-BABU!
İnsanoğlunun yüreği
                    kafası
                           kolu
yedi kat yerin altından
                           çekip çıkarıp
öyle ateş gözlü çelik allahlar yaratmış ki
kara toprağı bir yumrukta serebilir,
yılda bir veren nar
                bin verebilir.
Ve dünya öyle büyük,
öyle güzel
       öyle sonsuz ki deniz kıyıları
her gece hepimiz
       yan yana uzanıp yaldızlı kumlara

yıldızlı suların
       türküsünü dinleyebiliriz...

Yaşamak ne güzel şey
               TARANTA-BABU
                              yaşamak ne güzel şey…
Anlayarak bir usta kitap gibi
bir sevda şarkısı gibi duyup
bir çocuk gibi şaşarak
                      YAŞAMAK...
Yaşamak:
birer birer
       ve hep beraber
                 ipekli bir kumaş dokur gibi...
Hep bir ağızdan
              sevinçli bir destan
                              okur gibi
                                        YAŞAMAK...
.  .  .  .  .
.  .  .  .  .  .  .  .  .

YAŞAMAK...
Ne acayip iştir ki
       bu ne mene gidiştir ki TARANTA-BABU,
bugün bu
"bu inanılmayacak kadar güzel"
bu anlatılamayacak kadar sevinçli şey:
böyle zor
bu kadar
        dar
böyle kanlı
        bu denli kepaze...


NAZIM HİKMET


Ritsos ve Taşlar // Elif Firuzi





"Belki de bir ayin merasiminde
Gelip gittiğim bu yer
Bir taş biriktirmek içindir bir zerreden."
E. Firuzi


Ritsos ve Taşlar
Taşların ayak sesleri de atların ayak seslerine benzer mi Bay Ritsos?
Tiki tak, tiki tak, tiki tak..
Yoksa taşlar fısıldayarak mı yol alıyorlar?Nasılsa hiç yakalanmıyorlar..Tam kafamızı çevirdiğimizde köşe başlarını tutmuş oluyor taşlar. Yahut serverip sır vermez serdengeçtilerdir onlar, bizimle köşe kapmaca oynuyorlar. Yoksa sessiz bir heyelan mıdıronlarınki, Dünya’nın ki gibi.. Sizin taşlar, bizim taşlar, taşlarımız. . Kavimden kadîmetelaşlarımız. Yola dökülüp, yoldan dökülüp, akıp gidiyorlar. Taşlar, kim bilir hangi geçmiş ruhların suretidir, sudan izler taşıyan. Taşlar ne zaman yol oluyor, yol ne zaman su? Su ne zaman gölge? Belki de taşlarinsandanhikâyelertoplayıp ketum bir kokuylagizliyordur içlerine, amber niyetine.
Ütopik bir tesadüfle görüyorumRitsos adını, yol kenarında: “Ve sonra sadece taşlar kaldı”diyor şairyola çekingen asılmış bir tabelada. Takip ediyorum onu, kentte durgun bir öğle sonu.
Görkemli bir kapı belimi kavrar gibi çekiyor beni içeriye. Mütevazibir görevli buyur ediyor girişte. Tarihin ve azınlık olmanın bütün mahcubiyetiyle gülümsüyor bana. İnsana, gülüşüne ısınıyorum. Sanki medeniyetten yapılmış bir tepeye tırmanır gibi çıkıyorum yüksek merdivenleri.  Yüksek tavanlı, yüksek kirişli, vefakârbir bina. Küçük talebe elleri görmüş demir tırabzanlar, çocuk seslerini çoktan unutmuş. Sıcak sınıflar boş soğuk odalara dönüşmüş, hatıralar dolaplara kaldırıp kilitlenmiş; ikiye ayrılmış bir küre,kurşun kalemler, açılmaktan yorulmuş, küçücük kalmış boya kalemleri, ürkek el yazılı defterler, kağıttan kayıklar, dokunulsa dağılacak kitaplar..
Uzak bir zamandan Ritsos yansıyor perdeye, mavi bir denizle söyleşiyor;“taşlar” diyor. Taşlar derken kıymetli kitaplardan bahseder veya nadide bir şeye dokunur gibi itina ediyor şair. Ritsos taşları belki de antik Yunan heykellerinin önünde saatlerce oturduğu ve onların destanlarını dinlediğiiçin seviyor. Durup onunla söyleşiyorum..
Sevgili Bay Ritsos,
Talihe bakın ki sizinle taşlardan tanışıyoruz. Şiirden tanıştığımızı da söyleyebilirdim veya demokrasiden veya Ege’den, aşktanama en çok taşlardan tanışıyoruz işte.Taşlar şiirle ve ayaksesleriyle girdiğinden beri hayatıma.

Şeytan Adası’na düştüğünüzde, kesin ve yalın bir sürgün hayatınızın dört duvarıyken yüzünüzü taşlara döndünüz. Belki de bazı taşlar, varoluş hedeflerini biliyor ve sizi bekliyorlardı.Siz de onları ayrı ayrı kumaşlar gibi keşfettiniz; mermerşahi, tartan,filafil, fresko, atlas,satin,haki…Ve onlara ne tanrılar ve ne kahramanlar nakşettiniz…Öyle güzel ve alımlı suretler çizdiniz ki onlara sürgündeki hücre arkadaşlarınız isyan etti: “Nasıl da genç ve güzel tanrılar çiziyorsunuz; bağ, bostan gülistan’mış gibi hayatımız!Yaşadığımız bu sefil hayatı neden anlatmıyor ve duyurmuyorsunuz? Yoksunluk, eziyet ve şiddet dolu bir dünyada nasıl oluyor da resmettiğiniz hiçbir şeyde biz yokuz?”dediler. Hatta o kadar öfkelendi ki arkadaşlarınız sonunda şu cümleyi de duydunuz;  “Bay Ritros!..Delirdiniz mi yoksa,kendinize geliniz!” Siz tanrılarla ve taşlarla konuşmaya devam ettiniz ve sevgiden, aşktan dem vurdunuz. Görkemli aşklar için tutkulu yüzler yonttunuz taşlarınıza.İnatçıydınız, taşlara her daim inandınız. Oysa ne çok fırtına gördü o taşlar:
Ani bir Rüzgâr esti. Ağır pancurlar gıcırdadı.
Yapraklar toprak üzerinden havalandı uçup gittiler
Sadece taşlar kaldı. Bunlarla idare etmeliyiz şimdi.
Bunlarla- tekrarlar- bunlarla…Gece mor dağdan inerken
Ve anahtarlarımızı kuyuya atarken
Taşlarım, taşlarım – der- tanımadığım yüzlerimi ve bedenimi
tek tek yontayım, bir duvarın üstünde kuvvetle sıktığım elimle.
Gök şimdi, yaralı bir martı,
Süzüldü denize.
Sana kargaşalığın üzerindeki
köprüyü kurmaya çalışan bu el
kırıldı.
Bak bana:
Ne kadar çıplak ve suçsuz
duruyorum önünde.

Ani bir rüzgâr yeniden estiğinde görkemli bir törenle yakıldı bir kitabınız! Siz yine de EROTİKA!!diye bağırdınız ve “Çocuğun gördüğü düştür barış” dediniz ardı sıra. Bizim yakadan yankı aldı sesiniz..
Sonra taşlar uzo uzattı size; Kalimera!Siz,yasu!dediniz. Şiirleriniz Ege’den esti bize.  Biz yıllarca bildik Zorba’yıve  zeybetiko oynadık.
Sonra, sonra..
Yavaş yavaş çekildi aramızdan biraz üzülmüş gibi
Tuhaf bir şekilde dinginlik içinde, bulmuş gibi
Büyük, dile getirilemez bir şey-başsız bir heykel, bir yıldız, bir doğru
Son ve biricik doğru;-hangisini?-ona sorduk. O
Konuşmadı, sanki öğrenemeyeceğimizi ne de öğrenmek istemeyeceğimizi
Biliyormuş gibi.
İlk taşı
Biz attık ona, dostları. Düşmanlarının canına minnet.
Duruşmada
Sordular ona, bir daha sordular. Tek sözcük çıkmadı
Ağzından. O zaman başkan
Hızla çaldı zili, bağırdı, öfkelendi; sessizlik olsun diye,
Sanığın sessizliği duyulmasın. Oy birliğiyle verildi yargı.
Teker teker geri döndük ve alnımızı duvara dayadık.
Bu eski okulun yüksek beyaz duvarında karşınızda duruyor ve küçük bir talebe gibi taşlarla daha neler konuştuğunuzu, onlardan neler öğrenip onlara neler söylediğinizi merak ediyorum.  Sanki beni duymuş gibi bir fısıltı dökülüyor duvardaki dudaklarınızdan:
Ve sonra taşlar kaldı.
Kainatın sırrına ermiş gibi tekrarlıyorum..
“Ve sonra taşlar kaldı.”
İşte bu pek hüzünlü Bay Ritsos..O yüzden, şimdi bu mektubu yazarkenbana biraz deniz veya biraz müzik lazım.. Deniz oldukça uzak, uzanıp birkaç tuşa dokunuyorum oturduğum masada ve bulduğum bir melodinin beni yatıştırmasını umuyorum. Müzikle birlikte kilise korosu gibi inişli çıkışlı çalıyor kalbimde. Derken atlar sökün ediyor dörtnala, kalbim yuvarlanıyor yerinden ve taşlara karışıyor.Yuvarlanırken bir ritim bile tutturuyoruz birlikte; tik tak, tiki tak, tiki tak..Sonra taşlar..Sonra taşlar yoldan yola, yoldan yola..
Taşlar yeniden yol alıyor, ayak izlerimizden ve gölgelerimizden yeni hikâyeler, yeni şiirler toplayarak.
Taşlar için üzülmeyin artık Bay Ritsos..
Efharistopoli file

Elif Firuzi


* “Ve sonra Taşlar Kaldı” (Ritsos), KirkorSahakoğluÜtopyasergisi, Galata Rum Okulu, Haziran 2017.
Efharistopoli file:Çok teşekkürler dostum




15 yıldır "Ay yüzüyor" ...





"Kuşlar üçüncü zamanda ortaya çıktı,
 Aşk tebeşir çağında
Ben onu bunu bilmem
Ayın elinde hatmi vardı..." // M.C. Anday

15 yılın emeği,  deftere emek veren bütün ama bütün yazar, çizerlerine, şairlerine kır çiçekleri olsun.

15 yılın emeği, yaşama veda eden defter yazarı canlarımıza,  deftere inanılmaz katkıları olmuş, o pak  ruhlara armağan olsun, bir edebiyat oluşumu için çok büyük bir hüzün yumağı ve kayıplardır: Süha Tuğtepe, Ömer Serdar, Batuhan Alpugan(Leon Felipe), Ziya Alpay, Doğan Ergül ve desteğini asla esirgemeyen o güzel insan Kerem Kamil Koç.

15 yılın emeği, canımızdan çok sevdiğimiz, gülüşlerini gülüşümüz, hüzünlerini hüznümüz saydığımız tüm kıymetli okurlara gitsin.

Defterin manevi baş yazarı,şairi ve  her konuda düşüncesine, önerisine, yol gösterici ışık saçan düşüncelerine baş vurduğumuz ve de aslında defterin isim babası sayılan (Borges’e Mektubu) Enis Batur’a uzun ama uzun üretken yıllar dileyerek, bütün defter yazarları, şairleri, okurları adına verdiği büyük destekler için teşekkür ediyoruz.

Bunca yıl, nice köy kütüphaneleri kurduk hep beraber (öyküleri defter de var), nice tanımadığımız okurun kütüphanesini (karşılıksız) kitaplarla zenginleştirdik,  uzak köy, kasaba, şehir demedik bu konuda. Sayısız öğrenciye eğitim bursu sağladık, hala da devam ediyor, şu an 5 öğrenci defterin eğitim bursunu alıyor, bir yığın yayına (dergi, kitap, vs) ciddi katkısı olmuştur, ister maddi, ister manevi…

defter işte böyle bir zerre, hep ama hep rüzgarda savrulan. 
Küllerinden yeniden doğan kıymetli yazarlar, şairlerin la mekanı…  

“Siz alınmayın
Hayatımızı nar gibi çoğaltan,
Mert insanlar.
Üretmenin tadını,
Alınandan yüreğine akıtan;
Söze sevgi veren,
Önü arkası engin güzel insanlar…
Biliyorum yaşadığıma sevinmeyenler,
Sevinecek çekip gitmeme.
İşte buna inat yaşıyorum.
Kapatıyorum kan yollarını kinle…” // Süha Tuğtepe

Defter



Defter’imiz 15. Yayın Yılında // Samet Köse


Philip Cushman "insanları inceleme süreci, onları birer metin gibi okumak değil, daha çok onların gerisinde durup, omuzlar üzerinden, onların kendilerini okudukları kültürel metni okumaktır" der.


Defterin sözlük tanımına baktığımız zaman "genellikle hafif bir kapak içerisinde, bir araya tutturulmuş kağıt yaprakları" şeklinde tanımlandığını görürüz. Borges Defteri ise kendisini "şair, ressam ve yazarların edebiyat ve plastik sanatlar eksenli 'e-edebiyat' oluşumu" şeklinde tanımlar. Borges Defteri, bir araya tutturulmuş kağıt yaprakları gibi olmanın yanı sıra katılımcılarının omuzları üzerinden birer kültürel metin okuma ve anlama girişimidir.
Borges Defteri yine yaşadığımız dünyanın sorunlarıyla esrarengiz algoritmalar içinde ilgilenen bir oluşumdur. Neden başka bir eylem değil de deftere dillendirme sorusunun yanıtını da Cambridge'li filozof şöyle verir: "dilin sınırlar, benim dünyamın sınırları anlamına gelir."
Borges Defteri, Kübist ressamların önerdiği gibi kendi realitesini kendisi yaratan bir oluşumdur. Defter için gerçekliğin ya da doğruların aynası olma çabasının yanı sıra birer ilişki kurma, bağlanma girişiminin aynası olduğunu söyleyebiliriz. Deftere bırakılan her yeni ileti yeni bir ifadelendirme demektir. Her biri dünyaya farklı bir yaklaşım olanağı sunar, bir diğerinde gizlenmiş olan ya da varolmayan bir varlık biçimini duyumsayarak. Gilbert ve George benzer şekilde çalışmalarını tek bir yaratıcı beynin ürünü olarak sunmayıp, ilişkilerinin bir ürünü olarak sunar ve postmodern ortamda manevi bir dilin yeniden canlandırılmasının araçlarını bulurlar. Ortaya çıkan tablo, eşit derecede gerçek, karşılıklı olarak birbirini dışlayacak şekilde benliğin görünümlerini taşımaktadır. Kişi burada kendisini aynı zamanda çok sayıda benlik olarak algılayabilir, bu çoğul bir evrene giden yolda kişinin alacağı anlamlı bir tavır almadır ve inanılmaz biçimde insanı özgür kılan bir süreçtir.
Erikson'a göre "insan varlığının sosyal ormanında bir kimlik duyumu olmaksızın yaşıyor olma duygusu imkansızdır." Bu nedenle sağlıklı gelişimin en önemli basamaklarından birisi tutarlı bir kimlik duygusunun kazanılmış olmasıdır. Borges Defteri'nin yaşanılanlara karşı bir tavır alma, tutum sergileme üzerine yapılandığı, bir anlamda muhalif olma anlamını barındırdığı belirgindir. Tabir alma derken bir insanın dünyaya bakış şeklini yansıtan ve davranışlarından çıkarılan psikolojik süreç örgütlenmesini kastediyorum. Tavır alış ve tutum, insan eylemine yön veren ve şekillendiren içsel yapılardır. Borges Defteri katılımcılarının yaşamları, dünya görüşleri, tutumları, korkuları, umutları, politik görüşleri, dinsel inançları, eğitimleri ve uzmanlık alanları gibi konular kendilerini deftere bıraktıkları her ileti ile derinliğine ele verir.
Deftere yazanlar kim olurlarsa olsunlar sınırlarını, yetenekleri, umutları, engellenmeleri, sorunları, endişeleri, tutumları ve inançları ile aynı zamanda bir sosyal kimlik meydana getirmektedir. Defterin her katılımcısının iç dünyasında nasıl bir işlev gördüğü sorusunun yanıtını her katılımcının kendisinde bulması gerektiğini biliyorum. Yine de Defterin genel bir anlama ya da kavrama sisteminin hiçbir köşesini boş bırakmama eylemi, dışımızda olup bitenleri anlayabilme ve anlatabilmek için bilişsel bir sistem edinme girişimi olduğunu ileri sürebilirim.
Clyde Kluckhohn'un kültür tanımından esinlenerek şu yordama da bulunabiliriz. Sepet örmenin önemli olduğu bir toplumda sepet örebilmek için kurutulmuş saz saplarına ve ince dallara gereksinim vardır. Ancak tek başına saz ve dallar bir sepet oluşturamayacaktır. Sepet ancak, dalların ya da sazların belli bir şekilde işlenmesi sonucu oluşur. Asıl önemli olan bu sepet örme şeklinin toplumda herkes tarafından bilinen ve diğer kuşaklara da aktarılabilen bir uygulama haline gelmesidir. İşte Borges Defteri, sepet örmek için yeterli maddi koşulların oluşmadığı, okuma-yazma-eleştirme-paylaşma kültürünün yeterince yerleşmediği ülkemizde "e-edebiyat" işine girişmekte, bir başka deyişle tevarüs edilmemiş bir kültürün öncülüğünü yapmaktadır. Dört yüzyılı aşkın yazılı metin kültürünün temsilcileri ve gönüldeşleriyle, bu yepyeni kültürün temsilcileri ve sevenleri arasında gerginlik olabilir, doğal karşılanmalıdır. Bilgilendirme, farkındalık, eleştirel bakış açısı, ifade özgürlüğü (estetik yanlış olmamak koşuluyla), ait olma, güçlü bir bağımsızlık duygusu, duygusal ve düşünsel açık fikirlilik, çift yönlü bir bağlılık ve dayanışma duygusu, araştırmacılık, yenilik arayışı Borges Defteri'nin benim görebildiğim başlıca bileşenleridir. Borges Defteri, sınırların giderek kaybolduğu global bir dünyada katılımcılarına bilişsel ve duygusal bir zırh sağlamaktadır. Suler'in öngördüğü gibi, herhangi bir gruba ait olma, o grubun üyesi üzerinde terapotik sonuçları olan bir süreçtir. Bir başka deyişle grubun inanç sistemine sahip olma, belirsizliklerin getireceği bunaltı ve yabancılaşma duygusu ile başa çıkma işlevi gören bir yapı ve anlam sunacaktır.
İster sanal ortamda olsun isterse yüzyüze ilişkide, tüm grupların çeşitli aşamalardan geçtiği biliniyor. Bu aşamalar şunlardır:
Normlar oluşturma; grup amaçlar ve temel davranış kuralları ve tipik davranış modelleri geliştirir. Ortaya çekilme; katılımcılar bir arada geçinmeye çalışır, çatışmadan kaçınırlar, bunun için benzerlikler sıralanır, birbirlerine övgüler düzülür. Fırtına oluşumu; görüş ayrılıkları ve çatışmalar başlar, liderlik sorgulanır. Eylem gerçekleştirme; grup düşünce çeşitliliğini benimser, çatışmalarla başa çıkma öğrenilir, giderek daha esnek biçimde örgütlenilir.
Borges Defteri'nin gelişimsel açıdan fırtına oluşumu ile eylem gerçekleştirme arasında bir yerde olduğunu ileri sürebiliriz. Böylesi geçiş dönemleri beraberinde gerilim, güvensizlik, duygusal karmaşa hatta zaman zaman panik duygusu getirebilir. Borges Defteri'nin çeşitliliğin kucaklandığı, yeni katılımlara her zaman yer bulunan dinamik ve olgun bir gruba doğru yol alacağına dair hiçbir kuşkum yok….
Daima muhabbetle,

Samet Köse



ben'lik // Ela Dincer






anlamak, bir yokluğa yanıt olmaktır
...
çıplaklığına soyunduğum hafiflik, ey!
baştan çıkardığın bu aklı kurtar, yer çekiminden bir “ben” yanıtı olsun, anlamanın

kendimin kabuğu olayım ve içli şeyler ürpertici tanığı olayım çekirdeğimin
çatlayışın, yükselişin, açılıp dağılışın sonra, solacak her şey…
(biliyorum) ince bir gerginlikle gerecek, örümcek, ağını -önce ağrıma,

dönüp duruyorum, biçimin alışkanlığında
gün, her gün tekrarlıyor ulaşılamayan sözlerimi (alıştım buna) ama, henüz bilmiyorum
bir yokluk biçimiyim belki, belki biçimsiz bir ses
ve yankılanıyorum: “dün neydi biriken bugün dağılan, ne”

sınırındayım belki kendi'liğin biri fırlatsın beni ('mi)
sen ama, izleri umurundan söküp atan baktığım suyun yüzündeki yüzümü unutmaktan ol'an, ey hafiflik!
saydam lekeyim, aklımdan silinemeyen belki, belli belirsiz damlada, ıslak tutunuş, göğün şehvetinden düşen et belki,
belki de, “belki...” demenin ürpertisinde

yanıt yokluğu...

Ela Dincer


“Çevirmenin Görevi” // Walter Benjamin



Yazar, şair, çevirmen Ahmet Cemal’in büyük bir özenle dilimize aktardığı Walter Benjamin’in   “Çevirmenin Görevi”  yazısı, ilk kez 83 yılında yayınlandı, o dönemde türlü zorluğa göğüs gererek(12 Eylül kanlı darbenin artçı şoklarının kesilmediği zaman dilimi)  yayın yapan kültür-sanat-edebiyat dergileri arasında içinde Ahmed Cemal’in de bulunduğu yazı kuruluyla Yazko Çeviri’nin yeri başka idi.  Benjamin’in “Çevirmenin Görevi” yazısı  Benjamin’in en önemli yazılarından sayılır. 1923 yılında kaleme alındı. Ahmet Cemal çeviriyi yaparken ve de kısa ön deyişinde konuya işaret etmemiş, ama Benjamin’in bu yazısı aslında onun Baudelaire şiirlerini çevirdikten sonra o çeviri dosyasına yazdığı ön-sözdür. Sanat yapıtı, muhatabını, çeviri ve metnin  başka bir dile dönüşümünü irdeler. Önemli bir yazıdır. Dileğimiz o ki bir yayın evimiz W.B'nin dilinden Baudelaire yansıması olduğu gibi (bu kez direkt Almanca'dan) dilimize aktarark basılsa. Farklı bir deneyim olur. 


Borges Defteri
Yazıyı direk issue linkinden indirebilir, okuayabilirsiniz. 


Üç Şiir // Şafak Çubukçu



RESSAMIN OYUNU


Ressam
usulca ilerleyen
güz ikindisinde
çizdiği bir martının
gözlerine yerleştiriyor
kendi hüzünlerini
yeryüzünün bütün hüzünlerini
anlamak için
yeterli olacağını düşünüyor
onları bir martının gözlerinde izlemesinin
ama resim biter bitmez
martının gözlerinde ve
aynada kendi gözlerinde izlediği
iki hüzün arasındaki farkı
anlamanın olanaksız olduğunu anlıyor
hoşuna gidiyor bu ressamın
ve ne varsa aklına gelen
her şeye kendi gözlerinde ki
hüznü yerleştirmeye başlıyor.

***

ÖLÜLER BİLİYORLAR

Bir çift ölü gözü düşleyen
bir çift ölü gözüm şimdi
birlikte açınca gözlerimizi
aynı anda akmaya başlayacak
putperest belleğimin
gece ve gündüzü
kuşatılmış uzam
kuşatılmış geçmiş ve gelecek
hiç konuşmayanların
hiç görmeyenlerin
hiç işitmeyenlerin şimdisi
bilgi içre bilgi
şey içre şey
yalnızca günahın esiniyle
ölümü yendiğine inanılan
her devinim için zamana verilen
bengi isimlerin doğum-gecesinde
beyaz çuhaçiçekleri gösterisine çağrılı
beyaz bir çuhaçiçeği ideası gibi
oysa yalnızca ölüler biliyorlar
bir isimden önce
onu çağıran biri olması gerektiğini
ve ey Tanrı !
acımadığını biliyorum
öldür ve haklı kıl artık beni !

***


ÖLÜMSÜZ RÜZGAR

Zamandaş kuş
aynı ölüme yürüyen karınca
kireçli gövdesi ile toprağa gülümseyen
kalender-ağaç.
Niye sizleri yakın bulmuyorum kendime ?
bizlerden sonra da esecek
şu ölümsüz rüzgar kadar.

ŞAFAK ÇUBUKÇU 


Not: Şafak Çubukçu, sadece ve sadece defter’de yazar, başka hiçbir edebiyat öbeği, oluşumuyla yakından uzaktan bir ilgisi yoktur, “izdiham” adlı  oluşumu bilmez, tanımaz, ilişkisi, yakın uzak teması hiç olmadı, bugüne kadar başka bir öbekte (özellikle “izdiham”) defterden izinsiz yayınlanan Ş.Ç şiirleri kendi izni dışında ve kaynak verilmeksizin yayınlanmıştır, söz konusu mecradaki şiiri(leri), kendi isteği doğrultusunda ve sayfa yetkililerine bildirerek kaldırılmıştır.

İzin alın,  kaynak gösterin, gerisi kolay!..

Şiirin, şairin hakkına, emeğine, çilesine azcık saygılı olalım. Bir şairin tek suçu ancak ve ancak şiir yazmak olur, ömürlerini kitaba, edebiyata,öyküye, şiire verenleri az biraz anlayışla karşılayalım başka da ihsan istemez bu cefakar çark. / defter



Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic