Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Hanzala'nın öyküsü! / J.M



I.

17 yıl önce bugün yeryüzü karikatür sanatının en büyük fırçalarından birisi: Naci El Ali,  Mosad’ın Londara’da düzenlediği alçakça bir suikaste kurban gitti. Ama geriye öyle bir çocuk bıraktı ki, Leonardo da Vinci’nin rönesans ışıklı yapıtlar kadar kalıcıdır. Çocuğun adı: Hanzala!

Kırkı yıl önce ilk kez Kuveyt’de yayınlanan bir dergide boy gösterdi. Öncesinde yaratıcısı Naci el Ali, Sabara ve Şatilla mülteci kamplarındaki sivil Filistin halkı kıyımı ve katliamına tanıklık etmişti.  İsrail hapishanelerinde insanlık dışı koşullarda türlü çilelere göğüsünü siper kılmıştı. “Hanzala” böylesine ağır bir yükün gölgesinde gözlerini dünyaya açtı. Hanzala doğuduğu gün 10 yaşındaydı, adeta zamanı durduran bir anlam denizidir. Yüzünü gören olmadı, yüzünü hiç göstermedi, sırtı izleyicisine dönüktür. “Hanzala Arap dünyasına kırgındır” diyordu Naci el Ali. Haksız da değil, Hanzala dün nasıl ki “Arap Birliği” ambelemini tekmeliyorsa , o tekmesi bugün de geçerlidir. Hatta  birçoğu Filistin temsiliciliklerini kapatark yerine soykırımcı devletin bayrağını çekerek ne denli satılmış olduklarını kanıtladılar. Hanzala,  sürgün, göçmen kuştur. Küçücük bir sürgün. Kızgındır, küskündür, hepimize yığınla sorusu var, yanıtsız. Sinirlerini çekip çıkartmıştır.  İnatçı ve dirençli bir yapısı var, ama o denli de masum. Masum dediğimde biraz Nietzsche kokar masumiyeti! Ve parmakları, sabırsızca ve tedirgince, kızgınca  titrer durur. Hanzla hoşnut değil, nasıl olsun ki?  “Hoşnut olabilmem için tek bir neden gösterin” diye çığlık attı durdu.  Ülkesinde hiçbir yabancı dille  müzakere  ve pazarlık edilmesini istemiyor. “Yaşamımız  emlak dükkanı değil dostlar” diyor.  Pazarlıklarınızı, toprak satışlarınızı takım elbiseli yeni yetme  yöneticilere, Amerika ve Faşistlere  bırakınız dedi. Hanzala bambaşka bir sorumluluk için dünyaya gelmiştir. Yeryüzü “ötekileri ” için ses olmaya gelmiştir o. Küçük yeryüzü elçisidir.  Sadece 10 yaşındadır ve Naci el Ali’nin dediği gibi “ Filistin’e dönemediği sürece hep 10 yaşında kalacak”. Naci el Ali, öldürülür, ama Hanzala aramızda, yaşıyor!  George Habeş ölür, ama Hanzala hep 10 yaşında, Ebu Ammar ölür, ama Hanzala 10 yaşında. Gelecek hep öteleniyor onun için. Hayır, dostum, yaşadığımız bu köhne  çürümüş düzende   zaman geçmek bilmez, sadece birikiyor. Sermaye gibi, Gazze’nin caddelerinde akan sivil –masum insanların kanı gibi.  Hanzala bazen silahını avucunda gizliyor. Kimi zaman elleri boştur. Halkına verilen “boş sözler” gibi, halkının acılarını kendi politik oyunlarına yem edenlerin boş masalları gibi! Hanzala hep 10 yaşında mücadele edecek  ve sırtı bize dönük kalacak.  Hangi “biz” ama? “Suçlu biz”, Sözde "İnsan hakları palavaracısı  biz”,  “biz analizciler”, “biz yorumcular”, “Mantıklı ve gözlemci olan biz”, “biz renk körleri”, “biz, Hamas, El Fetih’ler”,  ve  onlar ki: “ama her iki taraf suçlu” diyerek  vicdan rahatlatırlar, “ o biz ki sadece üzlüyoruz”, “biz pislikler” , elbet ki “biz” de çekip gideceğiz bu  köhne diyardan,  ama Hanzala muhtemelen hep 10 yaşında kalacak, inatçı, sabırlı, kızgın, ve küfür dolu.
Naci el Ali'ye gelince, öldürüşünden sonra "Dünya Gazeteciler Birliği" ona "Golden Pen of Freedom" ödülünü verir! Güler misiniz, ağlar mısınız? O birlikten tek kişi çıkıp da "katili Mosad" diyemedi! Adorno, Auschwitz'den sonra şiir yazmanın beyhudeliğini vurgulamıştı, ama Faşizm'in yeryüzünden nasıl silineceğine hiç işaret etmedi, edemedi, çünkü o da umutsuzdu. Öngürüsü doğru çıktı.

J.M

II.

Filistin’e giriş izni olmayan  Filistin’li  sürgün Şair, Yönetmen Annemarie Jacir’in son sözleri:

 
“İzin verin size açıklayayım, insan yaşamında en zor olan anın hangi an olduğunu. İsrail füzeleri, bomlaraıyla ölmekten bile daha korkunç olan anı.  O zor an ki birileri sizi arıyor: İsrail ordusunun otomatik bilgi aktarım telefonları!  Ve sizden evinizi, yaşamınızı, yuvanızı sadece 10 dakika içinde terk etmenizi istiyor, çünkü bombalama başlıyacak!  Düşüne biliyor musunuz? Sadece 10 dakika. Sonrasında tüm yaşam tarihiniz, izleriniz  yeryüzünden silinecek! Aldığın hediyeler, aile ve dostlarının fotoğrafları(yaşamda olanlar veya göç edenler), bağlılıkların, sandalyan, kitapların, en son okuduğun şiİr kitabı, sürgündeki  kardeşinin mektupları, sevgilinin anıları, yatağının kousunu, pencerenden sarkan yasemen çiçekleri, kızının saç tokası, elbiselerin, seccaden, birikimlerin…bir an düşün! Bütün bunlar bir anlığına gözlerinin önüne gelir. Sonra kimliğini tuttuğun  yere uzanır  ellerin ve kendini dışarı atarsın, ya bin kez ölürsün ki hayatın sürsün, ya da evde oturur ve bir kez ama sonsuza kadar ölürsün!” / Annemarie Jacir / Çev. JM

 


Dilin indirgenmesi // Sufi.







Dilin kayboluşundan daha önce söz etmiştik, çünkü dilin indirgenmesi, sermayenin yürürlüğe koyduğu projelerden biridir. Bütün iktidarlar bu indirgemeye ihtiyaç duyarlar, çünkü hem doğrudan baskının hem de denetimin aracıdır. Çok biçimli yaratıcılığın varlığı karşısında tekbiçimli uzlaşma olanaksızdır, ama yine de var gücüyle-sistem-bunu dener. İşte çevremizi sarmalayan sözde gazeteciler, politik kulvar yolcuları ve çıkar çetelerinin çoğu, kalemşorlar ve farklı biçimdeki uzantıları, güç vurgunu yemiş, ya da tırsmış,bu kendini kandırmış yığınları kimse zeka özürlü falan sanmasın, her şeyin farkındalar ve aslında kendi sabotaj biçimleriyle bir çeşit toplumsal denetim mekanizmasına yardımcı oluyorlar, yani yukarıdaki tanımların saha neferlerdirler. Böylesi ağır sosyolojik sabotaj olgusu karşısında artık eski karşı çıkış yöntemiyle yol alamaz kimse. Hakikatin sınırları başka türlü çizilmeli. Asli etkinlik alanı Sanat-Edebiyat olan kesimden bir kesit, böylesi canhıraş sorunlara da odaklanırlar ve kendilerince bir dil ve üslup geliştirmeye gayret ederler. Sanat’ı ve Edebiyat’ı “sözde sanatçılar ve edebiyatçılardan” kurtarmak adına mı? Asla! Çünkü bunu gerçekleştirmek için önce çok radikal bir teorileri olmalı. Çirkin bir dünyada yaşıyoruz. Bu çirkinliğin sorumlusu kim? Eğer bütün bu sorular güzellik satıcıları, yazarları tarafından soruluyorsa, asıl çirkin olan bu sorudur. Daha önce ister kültür politiği alanında olsun ister direkt edebiyat kulvarı, birçok kimse yarattıkları kendi özgün üsluplarıyla bir yığın şeyi karşılardılar. Ginsberg’inden tutun, Malatesta ve Galleani’ye kadar. Malatesta’nın edebiyat yetisi, kendi zamanı için benzersiz bir model oluşturan iyi sayılabilecek bir düzeyde elzem olan bir dile dayanır ve Malaesta anarşizmin tarihsel kapsamı içinde hala oldukça istisnai bir örnektir. Malaesta retorik ya da şok yaratma etkilerini kullanmadı. Sağduyuya dayalı basit noktalardan başlayıp okur tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek karmaşık sonuçlarla sona eren temel tümdengelimsel mantığı kullandı. Galleani ise oldukça farklı bir dilsel düzeyde çalıştı. Cümlenin müzikalliğine, ruhları harekete geçirecek bir atmosfer yaratmak düşüncesiyle zamanı geçmiş sözcükler kullanmaya pek büyük önem vererek oldukça geniş retorik yapılar kullandı.Yukarıdaki örneklerin her ikisi de içinde bulunduğumuz zamana uygun bir dil modeli olarak (en azından bizim tarafımızdan) önerilemezler. Ne Malatesta önerilebilir, zira bugün “örtülebilecek” ya da tersinden “gösterecek” çok az şey vardır, ne de Gallenai, zira koşullar çok değişti. Daha önce üzerine yazmıştık ve savunmuştuk, bize göre tek seçenek var, kültür-politik ekseninin her türlü yazınsal ve pratik sabotajlarına karşı geliştirilen dilde ve eleştiride şiddet unsurunu savunmak, yani eleştirinin şiddeti de denilebilir. Gerçek şudur ki içinde bulunduğumuz gerçeklik değişmiştir, birileri sizin adınıza dili kötü şekilde örtmeye ve üretmeye devam edemezler.
Sufi.
 








Noam Chomsky/ 12.06.20104 : “İsrail son teknoloji ürünü silahlarıyla(Filistin’e) havadan, karadan, denizden saldırıyor. Kalabalık insan topluluklarının yaşadığı sığınaklar, kamplar, sivil insanların yaşadığı  binalar, Camiler, tarlalar bombalanıyor. İsrail, bir halka saldırıyor ki ne Hava kuvvetleri, ne hava savunma sistemleri, ne deniz kuvvetleri , ne ağır silahları ve topçu birlikleri, ne mekanize birlikleri, ne komutanlıkları, ne de Ordusu var…Ve İsrail bütün bunları “Savaş” olarak adlandırıyor! Bu bir savaş değil,  “Cinayettir”. / çev. borges defteri
 


Ölüm Pornosu!



Çelişki dolu ve iğrenç bir gezegen oldu yeryüzü! İsrail'liler Gazze'ye bakan tepeye toplanmışlar, zavallı sivil Filistin'lerin bombalanmasını ve ölümlerini seyrediyorlar! Utanç sözcüğü az gelir, Auschwitz'i yaşayan bir kavmin torunlarının düştüğü hale bakınız! Şizforen ve hedonizm çemberi bu denli mi daraldı? Söz hep bitiyor ama "Faşizm" terk edildiği çöplükte hala debeleniyor. Bunun adı "Genocide" değilse nedir? "Devlet" kavramının şiddetle özdeş olduğu eski masaldır da sıradan "halk"ın düştüğü bu facia durum nedir?Nasıl yorumlanmalı/ defter

PHOTO BY: Allan Sørensen




"Meryem Ana ve Berfo Ana" B.D E.MAG NO: 5. Söz konusu "kavramsal" makaleyle ilgili yazarın kendisi sevgili Lütfiye Bozdağ dostumuz bir açıklama notu geçti deftere, E.Mag'ı yayınlanmadan önce "Praksis" dergisinin makaleyleyle ilgili görüşünden bilgimiz vardı, yazıyı neden reddetiklerine dair, ama Lütfiye Bozdağ'ın verdiği bilgiye göre(açıklama altta yer alıyor), yazıya bir ikinici "kıyıcı" çıkış da "e skop” / internet  dergisi üzerinden gelmiş. “Kıyıcı” sözcüğünü itinayla ve de üzülerek kullandığımızı bildirmek zorundayız. Yazının yayınlanmamasına( defter’de yayınlanmadan önce) verilen bu komik tepki ve sıralanan gerekçeler, aslında yayın ortamımızın içinde debelendiği algıda seçicilik ve örtülü dehşet sansüre de işaret ediyor. Praksis dergisi sırf yazının bir yerinde  düşünür M. Foucault’dan alıntı yapıldığı için(ad, kaynak verilerek üstelik) yazıyı reddetmesini tartışacak bile değiliz, çünkü ne Foucault böyle eleştirilir ne de böyle bir tavrı hak ediyor, asırların düşünce düzlemi hürmeti de buna izin vermez. Foucault eleştirilecekse oylumlu bir çerçeveye alınarak ve de karşı çıkış noktaları sıralanarak, makul teorik gerekçeler sunularak yapılmalı, histerik çıkış ve önyargı hemen –derhal bir tepkisellik bütün edebiyat- sanat ortamımızı içten kemiren bir garip hastalığa dönüştü. Ama iş “e skop”- e gelince, orada az biraz durmakta yarar var. Çünkü L.Bozdağ’ın  açıklama yazsında e- skop’dan gelen tepkiyi okuyunca cidden insanın yüreğini bir sızı kaplıyor. Üstelik bu tepki öyle sıradan bir öbekten gelmemiş, ürettikleriyle, yayınlarıyla düşünce kulvarımıza katkısı olan bir oluşumdan gelmesi şaşırtıcı, sadece şaşırtıcı. Açıklamasına, ayrıntılı biçimde tek tek görüşlerimizi de bildirmemize gerek yok, durum ortada. Tuhaf, oldukça düşündürücü bir  “İkonoklast” durumla karşı karşıya kalmak da sanat tarihinin garip cilvesi! Bu kez kırılan “kalp ve ruh resmi” Berfo Ana’dır! Ya da sil baştan, “sanat’ı”  yeniden tarif et! Birisi praksis diğeri  e skop; gel gör ki işin gerçek  “Practice”  ve “Scope” ı çok fena çatırdıyor dostlar! / defter

Lüfiye Bozdağ’dan gelen açıklama yazısı:

Bu makale ile ilgili aldığım eleştirilerin çoğu neden Meryem Ana ile Berfo Ana’yı karşılaştırdığım idi. Biri dinsel bir kahraman diğeri sivil bir kahraman.

Neden Meryem Ana ve Berfo Ana arasında anaoloji kurdum, açıklamaya çalışayım.

İkisi de kadın

İkisi de ana

İki kadın da evladını kaybetmiş ve evlat acısı yaşamış

İki kadının da evladı iktidar tarafından öldürülmüş.

İki kadının oğluna da topluma gözdağı vermek için uygulanan bir biyoiktidar söz konusu. Bedenlerine acı çektirilerek uygulanan iktidar, iki bedenin de ölümüyle sonuçlanıyor.

Ayrıca, Meryem Ana sanat tarihi boyunca, evladını kaybeden tüm anaların sembolü olduğu için Meryem Ana’yı seçtim. Picasso, Guernica’da Pieta’ya (kucağında ölü İsa'yı tutan Meryem'e) gönderme yapar, bunu da makalemde belirttim.

 

Bu makaleyi yayınlanmak üzere gönderdiğim bazı dergiler olumsuz eleştirilerde bulunarak kabul etmediler. Bunlardan biri olan Praksis dergi, yazıda Foucault a referans verdiğim için yazımı postyapısalcı olarak nitelendirerek, bunun praksis derginin ilkelerine uymadığını söyleyerek yayınlamadılar.

e-skop dergi ise bazıgerekçelerle yazıyı yayınlamayı reddetti. Bu gerekçelerden birini bir alıntıile belirtmek gerekirse şöyle:“Yazınızı Michelangelo'nun Meryem Ana tasviri ile bir Cumartesi annesinin karşılaştırılması oluşturuyor.Burada iki farklı düzene ait unsurlar arasında analoji kurulması söz konusu. Böyle bir benzerliğin kurulmasında sakınca yok elbette. ancak yazıda ellerin duruşu, yüz ifadeleri vs. üzerinden detaylı bir ikonografi analizi yapılmış, Berfo ana sanatsal bir temsil, bir heykel veya ikona değil, gerçek bir kadın olduğu, bir sanatçıtarafından şekillendirilmediği göz ardı edilmiş...”

 

defter’in notu: Defter’e sansür sökmez! Kimsenin ama hiçkimsenin gücü buna yetmez, bugüne kadar  ve sürdürdüğümüz yayıncılıkta defter tüm renklere açık olmuş ve “sözü” olan hakikat erbabının yanında  yer edinmiştir.  


Federico Garcia Lorca // Çev. Samet Köse



Üçüncü Gazel: Umutsuz Aşk Üzerine

 

Gelmek istemez gece

sen gelmeyesin

ben gitmeyeyim diye.

 

Ama ben giderim

güneşin akrepleri şakaklarımı yese bile.

 

Ama sen gelirsin

tuz yağmurlarının yaktığı dilinle.

 

Gelmek istemez gün

sen gelmeyesin

ben gitmeyeyim diye.

 

Ama ben giderim

ısırılmış karanfilimi kurbağalara bırakarak.

 

Ama sen gelirsin

karanlığın bulanık yollarından geçerek

 

Ne gece ne de gün gelmek ister

ben uğruna öleyim diye

sen de benim uğruma.


Federico Garcia Lorca

İspanyolca’dan çeviri: Samet Köse
Tamarit Divan’ından
 


Yaşam Devam Ediyor...


 


 

 

 

 


 

 
 

 
 
 
 



Borges Defteri // E*MAG NO: 5




BİYOİKTİDAR KAVRAMI ve ÖTEKİLEŞTİRMENİN
İKİ KADIN KARAKTERDE TEMSİLİ
“MERYEM ANA VE BERFO ANA”
LÜTFİYE BOZDAĞ 

E.MAG'i ister PDF formatında E-MAG(e-kitap) arşivinizeaktarabilir, veya  ISSUU sayfasından takip edebilirsiniz:


BORGES DEFTERİ



1+1 Şiir // Erkan Ezbiderli







KAYGISIZ


bir bıçak tortusu sakin gözlerin boşunda
uçaklar tertipli tertipsiz bir kuşla yarışıyor
kahkaha oluyor can sıkıcı şimdiki bu zaman

daha billur mavi bile dememişken yıldızlar
dert yoksulu ah keşke üzüm çekirdeği ağzında
iyi uykular dileyip serin toprağın derinlerine

askılıkta not defterleri kursaklar kuma gömük
bir beyin sıcak suya yatırılmış üşürken akşam
sonra sormuş hangi nedenledir böyle bir kutup

dağlar kadar bu bodrum rutubetten ilk evvel
tek bir nema daha işçilikler paydos cep pejmürde
dışarıya nüfus kopya gerçeğin taşsız yollarında 

dünler isilik bir tene rağmen yarına koşuyor
yani hücre baykuşu çemkiriyor ışığın hüznünü   
tam zamanlı bir kış oluyor çektiği gibi yazından.


*     *     *



DEM


kadim kuyularda içerleyip neşelidir biraz
kıstırılmış gökyüzünün mavisinde acıyarak 
el insaf edip tahammüldür bir bir boş odaları

şaha kaldırmış çıkmaz sokakları yine bu akşam     
şehrin cinsiyetinden başlayıp tamamlamış yüzünü
kıyamet denli bir kışın alnında terliyorum bense
yanaklarına düşerken karışıyoruz, öyle düşüyoruz

çünkü doğası gereği silik bu kez de sarıldığım ses
sahnelerde gülümsediği elbette hiç çıkmaz aklımdan
sussam da ufalanır miyop kulaklarımda kahkahalar

kanın yel değirmenleri oksijene mikrop saçıyor
bir leke tutuyor göründüğü pencerenin şafağında
oysaki bu deniz dosdoğru bir ateştir yanan için
masalın tam yeri gelince çoğalıp çağırmalı gemiyi

ne kalır geriye grinin beyaza hasretinden başka     
aşikâr olunca kardeşliği elvedalarla merhabaların
işte o dem, cesedimi arayıp bulacağından eminim.      

Erkan Ezbiderli


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    Sivil Sözlük
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Kuzey Yıldızı/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Kuzey Yıldızı/Dergi Arşivi

    ***


    491
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic