Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Yıkım!..


 
Coğrafyamızda yıllara yayılmış, planlı, bilinçli bir yıkım ve yok edişin öyküsü elbet ki hiç bir Roman-Rapor-Film-Öykü-Şiir'in "zihnine" sığmayacak kadar dehşet verici boyutlar aldı, ve de aslında sil baştan Adorno ve Maurice Blanchot'un geçen yüzyılın ortalarındaki insani facialara  yönelik yaptıkları göndermeleri  ve çıkışlarını yeniden ve bırakıldığı noktalardan başka insan toplulukları, azınlıkları için değerlendirmek gerekiyor.(Payımıza düşeni mutlaka gerçekleştireceğiz, çünkü artık  bölgemizde süre giden ruh hastalığı pençesindeki cinayet şebekleri(devletler- uluslararası sermaye ilişkili) ve piyonlar odaklı kanlı fırtına es geçilecek gibi değil.
Filistinli Ressam İmad Ebu Şitaye bir kentin (Gazze) yıkım ve hüzünlü öyküsünü  açık ve anlaşılır bir dille renklere taşımış.(defterde izlediğiniz yapıt). Ama ya Şengal çöllerinde tek başına bırakılan ve çöl güneşi önce gözlerini kör eder, sonra bilincini kaybeden ve kurtarıldıktan 24 saat sonra donuk ve sessiz bakışlarıyla ölen  Aziz adlı Ezidi çocuğun(ve binlerce benzer öykü) öyküsünü hangi şiir, resim anlatabilecek? Edebiyatın dili artık bunca vahşet ve alçaklığın karşısında çaresizdir. / defter


Cem Ersavcı ile “Kıyıya” İnmek // Ali Selen



Cem Ersavcı ile “Kıyıya” İnmek // Ali Selen
 

Cem Ersavcı, Fotoğraf sanatçısıydı; ağacın, denizin, kıyıların, gecenin ve kentin yüreğinden yankılanan  çığlığı duymak için seyyah oldu ve  bu yolda canını feda etti…Gezi günlerinde bir fotoğraf çekmişti “Aşk örgütlenmektir” başlığıyla,  zaman işte, özlemle kilitleniyor…/ Hüzün ve kederle. / defter

 

Suyun kenarı söz konusu olunca sahil değil kıyı gelir hep akla ve oraya gidilmez, bence ancak inilir. Orada soğuk rüzgâr yüzünüze bir tokat gibi vurabilir, bazen de alev gibi yakabilir. Doğayı daha yakından hissedersiniz. Duygularınıza, çoğu zaman aşklarınıza ve geçmişinize kolayca yol alabilirsiniz. Orası kafanızın içinde kendinizi serbestçe dolaştırabileceğiniz bir mahrem yerdir. Doğanın karşısında sanki küçülmüş, hayli çocuklaşmış ve içinizden kafiyeler geçirirken bulursunuz kendinizi.

Kıyı, her zaman doğal olan çevreyi çağrıştırmıştır bana. Kumsal, deniz kabukları, dalgaların taşıdığı bazı nesneler, paslı kutular, ağ parçaları çoğunlukla oradadır, uygarlığın izleriyse fazlaca yoktur. Sadece insanın küçük dokunuşları, iskele ayakları, uzakta görünen kentin belli belirsiz silüeti vardır. Bir de bazı mevsimlerde kullanılan geçici basit yapılar.

Sahilse, kenarına evlerin, limanların yapılmış olduğu, yaşamın “hayat”laştığı ve insanların birbirine daha yakın durduğu kalabalık yaşama alanlarıdır. Buralarda suyun kenarı kumsaldan çok beton duvarlarla çevrilidir, rengiyse her zaman daha bulanıktır “kıyı”ya göre.

İşte, Cem Ersavcı bizi bu kalabalık sahilden alıp, kendi kendimize kalarak düşünebilmemiz için, uzak denizin kavranması zor ama çekici büyüklüğünün önüne getirip, bırakıyor. Biz de etrafı izlemeye başlıyoruz. Getirdiği bu kıyıda şehrin gürültüsünü, zihnimizi yoran ve bizi bir mengene gibi sıkan ne varsa unutabileceğimizi anlıyoruz. Mavi, pembe ve grinin pastoral dokunuşlarıyla boyadığı bu çevre, kötülüklere karşı koruyor sanki bizi. Bu kıyıyı hiç bilmeyenler bile gidip denizin tuzlu kokusunu içlerine çekebiliyor, zamanın bilinen bir tarihle eşitlenmediği anları orada yaşayabiliyor. Herkesin aynı dili konuştuğu bu kıyıda, dersten çıkmış bir öğrenciyi, uzun zaman içinde sesleri bile birbirine benzemiş olan “sanki ikiz” çiftleri, çevrenin değişmez figüranları gibi dolaşan köpeklerle kargaları, çocukken resimlerde bir çırpıda çiziverdiğimiz uzaktaki beyaz martıları görebilirsiniz. Kıyıda kimse birbirine bakmadan ve yadırgamadan zamanı durdurabilir. Ağlayan âşıklar, rüzgârda üşümek isteyenler, akla uygun olmayan her şeyin normalleşebildiği bu kıyıların hangi ülkede ve zamanda olduğu artık önemli değil. Kimsenin hikayesi kimseye karışmıyor, değmiyor.

Cem Ersavcı, gözüyle hem görüp hem de bakabilen az bulunur, başarılı bir izlenimci. Bu fotoğrafları çekenin kim olduğunu merak etmeden ve burası neresi diye düşünmeden adeta var olabileceğimiz bir kıyıya getiriyor bizi. Bu sadeleşmiş izlenimcilik yeteneği, doğru kompozisyon değerleri ve özgün bir kurguyla desteklendiği için iyi fotoğraflara dönüşüyor. Basit gibi görünenin karmaşıklığı Cem Ersavcı’nın iyi ayıklayan gözüyle izlenir hale geliyor. Bizeyse, yaşamın kullanma kılavuzundaki bu seçkin sayfaları dikkatlice incelemek ve yürekten alkışlamak düşüyor.

Birden serinlik çıktı kıyıda, başıma üşüşen düşüncelerle ağırlaşan adımlarım kumsalda yorgunluk hissi veriyor ayaklarıma, geriye dönmek istiyorum artık, o kıyıyı özleyebilmek için.

Ali Selen
FOTOĞRAFLAR: CEM ERSAVCI
 

 

 
 
 


KİTZ // ULUS FATİH



KİTZ // ULUS FATİH


                           Meryem'e...

Elektronal yaşamımızda
'Son Gün' ürküsü kalmadı.

Evrenin geometrisi,
Kumdan ağlar örüyor
Rüzgârın yüzünü görüyor...

Ardışan şeyler birbirini üretiyor.

Uçan Tilki'ler ölümsüz, lagünler mekanik
Şahin burunlu kaplumbağa, otomatik.

Yılanların şarkısını dinliyoruz.

Kerkenezler tümüyle protez.
Görünür evrenin güneş fırtınalarında;
Meduzalarla uçuyoruz.

Selentereler, resifler sanal
Kuantum, ekvatoral.

Aslan balığı karada, çöl tilkisi denizde.
Her şey tersinir, her şey tersine...

Yankıların yankısı, yansıların yansısıyız.

Tümümüz töz, tümümüz cansızız.
Belki hep varız, belki de hep ölü.

Çoklukta azlık, azlıkta çokluğuz...
Sonsuzca olabilen, bir tür yokluğuz.
ULUS FATİH

(*) Kitz, kutsal kitapların kısaltılmış adı. Kuran, İncil, Tevrat, Zebur.


 


En Gece // Sufi.




EN GECE

"Daha ne kaldı söyleyeceğin?
Bir deniz, dalgalı bir bela deniz." *

Kan yorgunudur gece, kayıp gidiyor ellerimden,
-"yas tutamam artık" diyorsun.
Siyah örümcek ağları,  susmanın son hali mi?
ve ağlayan söz tırmalıyor dört bir yanı.
- şimdi dışında tut dünyayı,
külün ardına,
sonra:
yarım kalmış bir rüyanın astarıyla okşa dünyayı,
giden bir yıldızın avuçlarında.
 
En gece
senin ağzın!
 
Sufi.

*Aiskhylos-Zincire Vurulmuş Prometheus


Georg Lukács // Estetik III.




Georg Lukács
"Petöfi, Mayakovski ya da Eluard'ın şiirlerini ve Goya'yla Daumier'nin resimlerini düşünelim; o zaman en güncel kavgalara karışma konumunun, yüksek düzeydeki bir sanatın taşıyıcısı olabileceğini görürüz."
( Georg Lukács : Estetik III., s. 43)




Walter Benjamin ve “Eve dönüş”! // Doruk Satenay





Walter Benjamin ve “Eve dönüş”! // Doruk Satenay

Novalis’e(Romantizm’in öncülerinden sayılır, genç yaşında yeryüzünü terk eder  ama kalıcı eserler geride bırakır ve uzun  “Geceye Övgüler “ şiirindeki enfes dizeleri kaleme alır: “Şimdi biliyorum artık sonbaharın ne zaman olacağını / ışığın ne zaman ürkütemeyeceğini geceyi ve aşkı-mamurluğun ne zaman sonrasız ve tek, bitip tükenmez bir rüyaya dönüşeceğini. Cenneti çağrıştıran bir yorgunluk hissediyorum içimde...”) bir soru yöneltilir  ve sanat’ı hakkındaki düşünceleri sorulur.
“-Sanat hakkında ne düşünüyorsunuz?
Novalis: “Sanki hep baba evine doğru yol alıyorum, durmaksızın “eve” doğru süzlüyorum”.”
“Romantik” Walter Benjamin için ölüm,  evinden kaçışı temsil ediyıordu, nedensizce ama mecburiyetten.  Bağlı olduğun topraklardan zorunluluklar veya herhangi bir nedenden dolayı uzaklaşmanın her zaman  derin hüznünün yanında  açık bir  romantik tarafı da olmuştur. Benjamin’in varoluşuna yönelik Pirene dağlarında gerçekleşen haince pusu ve  ebedi-geri dönüşümsüz kahredici yolculuk Portbou’da son bulur. Musevi olmasına karşın Katolik mezarlığına gömülür ve mezar taşına adı bile doğru dürüst yazılmaz, Benjamin Walter yazılır, kiralık bir katolik mezarlığa taşındığı için 5 yıl sonra (1945 yılında) kimse kirayi ödeyemediği için, mezarı açılır ve o yüce insanın naaşı meçhul bir çukura atılır.  Portbou’daki mezar semboliktir! Yaşamın sınırında yapabileceği tek şey kalmıştı, üretken varlığını sorgulamak. Öyle bir noktada yaşamdan koparılır ki( ben de intihar ettiğine inanmayanlardanım, Gestapo’nun hain suikastına kurban gittiğine inancım tamdır) hep o noktadan varoluşu ve iniş-çıkışları sorgulamak istemişti. Anıtı  görkemli bir kayalığın üzerindedir. Hannah Arnedt, o mekanı ilk gördüğünde şu notu düşer cebindeki kağıt parçasına: “ Adeta yaşamın görkemli penceresidir”.
Walter Benjamin her ne kadar da “Geçmişteki haksızlıklar geçmişte kalmıştır ve devirler tamamlamıştır” yazsa da o yara, Benjamin yarası, ya da tarih meleğinin kalbinde açılan o derin yara hiç kapanmayacak.
Baudelarie  ve paris üzerine yazdıklarıyla da okurun kalbinde yer edenin W. Benjamin, aynı yazının bir yerinde  bir kadına sorar: “Seni bir daha göremeyecek miyim?”.
-göremez kimse!
-onu da bir daha kimse görmedi! 
Bertlot Brecht’in dediği gibi : “Hitler’in Alman edebiyatına verdiği ilk ciddi kayıp”, keşke sadece Alman edebiyatının kaybı olsaydı, dünya edebiyatı-felsefesi için de büyük kayıptı.

Doruk Satenay





Çağdaş Afrika Şiiri- Yakında...




“Ne zaman ki kafanı sallıyorsun, kuvvetlice salla,

  Yeraltı bir aşkın, nükleer testi!”*

 Borges Defteri & Poetic Mind 
 *:Çağdaş Afrika Şiiri Dosyasından, yakından borges defteri sayfalarında. 


...








Filistin’e ilk göç eden aydınlar, düşünürler, kuramcılar grubu 1905 devriminin (Rusya) yenilgisinden sonra bu topraklardan (Rusya'dan) göç eden ilk gruptu. Antik döneme damgasını vuran göçler,  çatışmaların izleri bugünkü kanlı kıyımın da ip uçlarını taşır, 1905  Rus devrimi ve  hareketinin artçı dalgası bu topraklarda  farklı bir yeşermenin de habercisi olur. Antik dönemde ise M.Ö 1200-930 yıllarında Yahudiler, Filistin krallığıyla kesintisiz bir savaş içerisindeydiler (Gazze, Filistin’in başkenti idi, Filistin halkı ise Yunan ve Pers savaşlarının göçmen kavmi saylırlar, yani Filistinlilerin ilk evre dilleri antik- Yunanca idi, sonraki Arap istilasında tıpkı Mısır gibi ana dilini kaybeden topluluklardan saylırlar, uzun zaman aralığında ise kuşaklar arası yolculuk başlar.) Antik dönem  zaman geçidinde  kuzeydeki İsrail krallığı kurulur(sonra ikiye bölünür), bu krallık ise M.Ö 720’de Asurlular tarafından yıkıldı ve tüm halkı(tarihte Kayıp On Kabile denir) sürgüne gönderilir, Samirler,  kendilerini bu sürgün ve kıyımdan geride kalan tek kol olarak görürler. Güç dengesi iki kez değişse de, Babil kralı M.Ö 586’da bu toprakları fetih eder, Yahudilere yeniden sürgün yolu gözükür. M.Ö 538 yılında Pers kralı Büyük Kiros, Babil’i fethederek, aralarında esarette bulunan tüm halklara(Yahudiler dahil) özgürlüklerini sağlar, o topraklarda Yahudilere uygulanan insanlık dışı tavırları bitirir ve tarihin ilk “İnsan Hakları Bildirgesini” yayınlar( Kil tabletin bir kopyası bugün NYC Birleşmiş Miller Binasında bulunuyor). Sonraki dönemleri, Osmanlı’nın o topraklara yerleşmesi ve sonrasında kendine özgü bir barış ortamını sağlaması gelir, yine de tüm Filistin mülkünün yegane söz sahibi ve sahibi Osmanlı hanedanıydı. Arazisinin büyük bölümü son padişahlara kadar tarihi geçirgenlikle tescillenir. Sonraki gelişmeler ise bilinen öykülerdir. Ama yukarıda belirtilen 1905 tarihi ve Rusya’dan başlayan göç dalgası, o topraklardaki Yahudi hareketinden tamamen farklıdır. Çünkü göç eden grubun çantasında Rusya’da sonuca ulaşamayan(o yıllarda) Sosyalizm düşüncesi vardı. Eşitlikçi, paylaşımcı ideallerin hüküm sürdüğü yıllardı, ve gerçekten de yerleştikleri ilk bölgelerde bunu başardılar, ama “devlet” kurma, “devletleşmek” düşünceleri hiç yoktu, İbranice “Kibbutz” denilen (İbranice: קיבוץ; "topluluk" veya "birlikte") tecrübeyi, daha doğrusu tarihin ilk  başarılı sosyalist  topluluğunu oluştururlar. Proudhon ve Sant Simon gibi düşünürlerin yol göstericiliğinde gerçekleşir her şey.  Mülkiyet’in tamamen ortadan kalkması, Filistin halkıyla da ilişkileri farklı fazlara taşımıştı.  O yıllarda iki cenah arasındaki  Sosyalizm ve seyreltilmiş  Siyonizm dengesi gözetlense de kendine özgü çetrefilli ve iç döngüleri kolay anlaşılmaz bir çıkışı gerçekleştirirler ve bugünkü devlet oluşumuna da etkisi büyüktür, ama ne zaman ki “devlet” kavramı işin içine girdiye Kibbutz çıkışı da sekteye uğrar ve otoriter-baskıcı-gaddar bir yapı tüm kazanımları siler süpürür ve Filistin halkına karşı bitmez zulüm başlar. Tarihin kanlı sirkülü tekrar M.Ö 930’lı yıllara geri dönüş yapar ve bu kez tam bir etnik kıyımla Gazze’ye saldırır devlet aygıtı. Çoğu Musevi aydın, yazar, çizer, sinemacının ve halktan insanların içten karşı çıkışları ve itirazlar da etkisiz kalır ve yıl 2014! tarihe  silinmez bir utanç sayfası daha eklenir. İsrail devletleşme süreci tartışmaları devam edereken,  Gershom Scholem, S.Rosen ve Walter Benjamin, üç ünlü Musevi’nin “devlet” oluşturma  aşamalarına verdikleri tepkiler çok ilginçtir. Walter Benjamin her ikisiyle de yakın ilişkisi vardı, özellikle G.Scholem ile çok yakın dostlukları vardı.  Aslında üç farklı kişilik  ve üç farklı tepki söz konusu idi. Rosen, aslında dini yönelimleri açısından W.Benjamin’le zıt noktaydı, muhafazakar sayılırdı ve  böylesine bir muhafazakar zihin “Siyonizm”i bir yenilik ya da tersinden  “bidat” durum sayıyordu, ve tersinden Hıristiyan Ortodoks düşüncesiyle garip bir düşünce eşgüdümündeydi, bu düşünceye göre Mesih’in zuhurundan önce vaat edilmiş topraklara göç etmek, Mesih’in yeryüzüne (tekrar) gelişinde ciddi sorunlar yaratabilir. Rosen’in en büyük kaygısı ise Yahudilerin vaat edilmiş topraklara dönüşü onları “siyaset-sekülarizm” girdabıyla karşı karşıya getirme düşüncesi idi ve  ona göre teolojik açıdan asla böyle bir karşılaşma olmamalıydı. Rosen, kendine özgü sebeplerden dolayı böyle bir devletleşme projesi ve düşüncesine  karşı kulaç atanlardı, gerçi sonraki yıllarda  kurulan İsrail’e yerleşir ve ömrünün sonuna kadar Felsefe-İlahiyat alanında çalışır, W.Benjamin’den  tamamen kopar. Ardından, Walter Benjamin’in yakın dostu Scholem, Almanya’yı Filistin’e doğru terk eder, Filistin’e yerleşir yerleşmez(daha İsrail devleti yoktu), Walter Benjamin’e mektup yazarak, onu Filistin’e davet eder. Walter Benjamin o yıllarda çevresinde süren bu tartışmalara ilgisiz kalmaz ama o bütün dostlarından çok farklı bir düşünce düzlemindeydi, Avrupa kültür birikimi ve kuramsal kaygılar onun ilgi alanındaydı. Scholem’in Filistine davet mektubuna verdiği ret yanıtı da  onun kaygılarının nedenli tümünden uzak bir menzilde olduğunu gösterir : “Eğer senin ısrarlı davetini kabul edip, Filistin’e gelseydim şu an çok farklı konularla uğraşmak zorunda kalacaktım”, yani açıkça “sizin devlet meselenizle ilgilenmiyorum” der. Benjamin, Avrupa’da kalmayı tercih eder ve kendi seçtiği düzlemde düşünce üretimini sürdürür. W. Benjamin’in tarihsel Materyalizm ve evrensel “kurtuluş” düşüncesindeki yaşam tercihi onu  Musevi ilahiyatından tümden koparır, o yönelim ki aslında onun tüm düşünce temel taşlarının da durduğu yerdi, kendi deyimiyle “tepe taklak olmuş ilahiyat ve sekülarizm” alanı. Aslında o Siyonist akım karşıtı reformcular çizgisindeydi. Kendilerini yaşadıkları toparklardan koparmayan ve özgür  düşünce, yaratıya inanan  Musevi reform hareketi. Düşünün ki iki yakın dost, Scholem ve Benjamin iki zıt fikir kulvarını seçerler, Scholem açık açık  Siyonizmi tek kurtuluş yolu olarak görür ve ona göre sadece Siyonist devlet aygıtıyla kurtuluş mümkün görünür. Scholem ömrünün sonuna kadar Musevi İrfanı alanında çalıştı. W. Benjamin ise şu an kütüphanelerimizin ışık saçan yapıtlarını üretti. 3 dost ve  düşünce yolculuğunu birlikte başlayan sonra yaşamın garip manevrası ve Walter Benjamin’in hazin, dokunaklı sonu.

Borges Defteri 
(kaynak gösterilerek paylaşılabilir, alıntı yapılabilir / b.d)


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    Sivil Sözlük
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Kuzey Yıldızı/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Kuzey Yıldızı/Dergi Arşivi

    ***


    491
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic