Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



KARANLIKTA KONUŞ, GÜN AYINCE SUS // Gözde Burcu Narin



Kirpiğimden öpme,
Annem ağlıyor orada.
Sevinirim bir toprağa buğday düşürürsen.
Orada senin ellerinin kokusu vardır.
Belki tesadüf eder bir gün küflü bir ekmek yerim,
Siktiğimin romantikliği bu ya…
O buğdayın devamıdır belki.
İşte o zaman bütün ekmekler sen kokar.
Kirpiğimden öpme.
Orada bir anne pars, bir prensin kanını yalıyor.
Dokunursan yırtılacak rıhtımı bütün omurgamın.
Öpeceksin dişlerinle daha dün bıraktığın kangreni.
Geçer mi onun bunun çocuğu?
Geçer mi sarılsan bile kangren?
Yüzümün izlerini birleştir bir kalemle.
Ben o izlerle devrim yaptım.
Genlerime iğneledim senin yüzünü,
Çocuklarım bulsun çocuklarını diye.
Bak merhamet etmiyorum.
En büyük sahrada dişi bir devenin geçim kaynağıyım.
Hörgüçlerinde irin,
dilinde kavrulmuş bir diken.
Ben merhamet etmiyorum Aziz Efendim.
Dişlerimi söktüler sadece.
Kocaman bir kitaba başladım.
Biliyorum kimse bilmeyecek beni.
Üzüldüğüm şey
Seni yaşama şeklimi kimse bilmeyecek.
Annem biliyor ama.
Bir lanet gibi kadınlara:
Anneler bilirler.
Senin kanı bozuk annen de biliyordu.
Güdülmezdik kavuşsaydık.
Ah o rüzgarlar var ya,
Alpler var ya,
Ve o kar kaplı dünyalar…
İnsan eti çiğnerdik yamyam dişlerimizle
Birkaç kötüyü beraber kemirirdik.
Üstüne işerdik günah ağacının.
Yasaksa meyvesi yasak.
Bütün ülkeleri gezdik aslında.
Bütün ülkelerde çirkin hayaller kurduk.
Amsterdam sokaklarında sattın beni,
Ankara’da çıplak bıraktın.
Ve Almanya’da izbe bir sokakta canımı aldın.
Biliyor musun bütün mekanlarda kanımız var.
Aşktan değil
Tırmalamaktan dünyayı.
Alışamamaktan.
Dünyanın yüzünde tırnak izimiz var.
Anlıyor musun?
ANLIYOR MUSUN?
Sağlam bir veledin de dediği gibi aziz efendim:
Anlayamazsın.
Dünyaya tepki olarak öptüm dudaklarından senin.
Bıyıklarının kokusundan unuttum neye tepkiliydim.
İçime akarken için,
Orada öptüm bütün çocuklarımızı,
Öptüm.
Zihnimde kaynadı sülfürik asit.
Bütün hayatla bağımı koparan ipi sıktın sen.
Ve sonunda yaşamın en değersiz uzvu olarak
Varlığıma kangren teşhisi konuldu.
Burada bütün bu maişet içinde
Nefes alıp vermem bile çürük kokuyordu.
Ben kendimi öldürmedim Aziz Efendim,
Sizi kurtardım ölümden.
Bebeğinin cesedine bakıp gülen bir anne gibi kokuyordun son zaman.
Ter ve sidik içindeydin.
Bazen bir rahmin olduğuna inanırdım.
Sanki bütün kedileri sen doğuruyordun o zaman.
Tırnaklarımı sapladım kayın ağacına.
Bul beni artık.
Gözde Burcu Narin








1+1 Şiir // Leon Felipe




KATEDRAL

İlk EL densizlikten bir inde
önce vahiy, sonradan önce de
samanlığa tanrı inmiş
bütün köylü fantezilerinde
asi usulca
yerleşmiş
Vatikan'ın rahmine
Sonra da karar vermiş kardinaller
kendilerinin de tanrı olabileceğine
İsa'nın soyundan damlayan kanı
içerek herbiri her pazar
bir daha beklemişler
hangimiz İsa ve hangimiz bakire Meryem diye.


DAİM

( evvel ) Zaman içinde kaybolmuştu.
Az an öncesi gömülmüştü tarihin tabutu
Mezarın bekçisi yoktu o sıra
ve gömütlükteki tüm ağaçlarda kuşlar şakıyordu elbet
Evvel bir bey miydi yahut kraliçe mi
Sarayının gölgesini kim arardı ki burada
Zaman böylece adlandırıldı?
Nedeni bilinmeksizin Ardınca'da gün doğdu
Lakin tarih yenilmek üzere sofraya sunulan
mısır ekmeği kadar
oturmaya devam ediyor hala
insanın midesine
bu anda.

LEON FELİPE

anılarda...
bir yazar, bir şair...





Dayanacak Gücüm Yok...// Ziya Alpay



"Dostum neredsin, tam neredesin...bir dünya soru, bir dünya ki:hiç! Bir koyu ah, geride bıraktıkların, neredesin, tam neredesin? Yoksun, ama yine buradasın, ey keder, heyhat... 2011 yılında yankılandı sesin, hüznün çığlığı, can gibi sardık, kuşattık seni ama 5 yıl sürdü direncin, ansızın gittin...gittin, payımıza düşen ise hasret, isyan, sonsuz derin bir keder..."/ defterin

Eski defterlerime bakarken gördüm bu aşağıda yazdığım dizeleri falan... Mağara başlığı altında muhtemelen bir yerlerde okuduğum bir şiirden yazmışımdır. Sonrasında ise NEYDİ başlığı altında, askeri köleleğin ve işkencenin içinde, öylesine yazdığım dizeler. İşte belki benden geriye sadece bunlar kalacak en son olarak... Yaklaşık 33 yıl olmuş ben bu berbat ve kepaze gezegene geleli. Şimdi düşünüyorum da yine iyi yaşamışım, diyorum her şeye rağmen. Zihinsel veya fiziksel özürlü doğmamışım. Göreceğimi görmüşüm, duyacağımı duymuş, okuyacağımı okumuş, yazacağımı yazmışım. Ve sonunda hayattan ve insanlarla yaşamaktan anlayacağımı anlamışım. Bu dünyadan hiç mi hiç hoşlanmadım, sevemedim yaşayamadım bir türlü. Tutunmaya çalışırken, tutunamayanlardan olduğuma sevindim, bundan onur duydum. Çok yalnızım deyince, herkes yalnız dediler. Evet, varoluşsal yalnızlık yaşayan her canlının kaçınılmazı. Bu öyle değil, korkunç yalnızlık, dayanılmaz, anlatılamaz. O yüzden boşuna burada sözcükler sarf ederim ki hiç gereği yok. Yok artık, yakında gidiyorum kesin. İstediğim çok şey değildi aslında. Bir dost eli, biraz sevgi ve hoşgörü. Önemsenilmek, sevmek  ve sevilmekti tüm derdim, hayatım. Olmadı. Böyle yapayalnız ve can sıkıntısı içinde, bitmek bilmeyen hastalıklar, para meseleleri..., Ahh ne annemi ne abimi ne de hiç kimseyi böyle üzmek ve zor durumda bırakmak istemezdim ki ben. Başta ailem olmak üzere beni tanıyan herkesten özür diliyorum. Çok ama çok özür diliyorum. (...). E tamam bunları geçelim, üst düzey edebiyat konuları yazarlar şairler falan... Ne fark eder ki insan yine insan, ev hanımlarının dedikodularını yapar gibi aynı dedikoduları yaparlar, aynı basitlikten iğrenirken halbuki. Anlamıyorum ki ben, ne olursan ol ama dürüst ve samimi ol. Açık ol. Sevmediğine, sevmiyorum, sevdiğine seviyorum de. İşte bu kadar. Yaşadığım bunca yıl boyunca sadece insana önem verdim, paraya makama ya da bilmem neye değil. Elimden gelen her şeyi de yaptım, ne biliyorsam neye sahipsem paylaştım. Bencillik aklımın ucundan geçmedi hiç... Ama sonunda yalnız ve yapayalnız kaldım. Buna dayanacak gücüm yok. Ve artık gidiyorum bu kesin kararım. Giderken dileğim, ki herkes gün gelip gidecek bu dünyadan.... Birbirinizin değerini bilin, güzel insanlar iyi insanlar........


Mağara

Yine döndün gizli geçitlerden kendine
Sözcüklerden örülmüş dehlizlere
Sen. Hiçbir yere varmayan yollarda
bekleyeni olmayan yolcu.


NEYDİ

Hep aynı şeydi
Bir inceldi bir eksildi
Kopmuş, yaprak, papatya
Günler bir pencerede ,ayna.
Yansıdı, hafif, siyah şeffaf
Zeynep botlarını giydi
Boyutsuz bedeni belirdi
Hafif
Siyah
Zeynep, yansıdı pencerede
Ayna şeffaf yüzleri aksetti
Eksildi yaprak
inceldi,
koptu papatya
Aynı günlerin boyutsuzluğunda

hep bir şeydi.

Ziya Alpay


Güle güle Alvin Toffler / defter






"21. Yüzyılın cahili okuyup yazamayanlar değil, aynı zamanda öğrenmeyen, unutmayan ve yeniden öğrenemeyenler olacaktır." / Alvin Toffler

Işık ve dingin ruhlar bahçesi mekanın olsun Alvin Toffler.  Herhangi bir toplumu  kuru ve insan-insani olandan arındırılan 0110101101 kod içerikli sanal verilerle yönetilemez ve yürütülemez olduğunu aktaran ve insanoğlunun o hüzünlü serencamı olan yaşlılık ve son perdeyi nasıl sorunsuz veya en az sorunla kapatabileceği bir düşü kaleme getirerek insanoğlunun vardığı teknolojik gelişmeyi de eleştirmekten çekinmeyen yazar Alvin Toffer için edebiyat ortamımızdan pek gür sesler çıkmadı bugüne kadar. Çıkmaması da normal, çünkü "eleştiri kurumu" diye ayağını yere sağlam basan bir meseleden söz edemeyiz. "O işler" hala bir garip ilişki yumağında devam ediyor ve sonuç ise gülünecek durumun ötesine geçilememesi. Bu sorun sadece edebiyat için geçerli değil, felsefe alanında ve plastik sanatlar alanında da aynı girdap söz konusu. Hele ki Felsefe alanındaki söz konusu durum içler acısı. Yıllar önce defter olarak "Teknoloji ve Kültür" başlığıyla kendi aramızda (küçük bir grup) bir başlık açtık ve  bir zaman sonra  belli bir hasat geldi.  O süreçte Alvin Toffler de odaklandığımız isimlerdendi(doldurulması gereken bir başlık olarak). "Geleceği Tekrar Düşünmek"  ve " Üçüncü Dalga" kitapları ve çalışmaları  önemlidir. Tarih koridorunda insan toplumlarını  üç dalga başlığıyla sınıflar: 1)- Birinci  Dalga: Tarım devrimi ve sonrası. 2)- İkinci Dalga: Sanayi devrimi ve sonrası. 3)- Üçüncü Dalga : Elektronik devrim çağı. 1948’den sonraki yıllara damgasını vuran: “uzay çağı”, “elektronik sıçrayış”, “bilgi çağı” , “Teknotronik Çağ” ve nihayetinde içinden süzüldüğümüz elektronik eyyam!
Alvin Toffler’in yakın gelecekle ilgili dile getirdiği noktalar yavaş yavaş kültür hayatımız ve de yaşamımızın her alanını kapsamaya başladı bile. Onun dile getirdiği şeyler Huxley ve diğer distopik yazarların düşsel ağlarından ziyade somut verilerle donanmış. Geleceğin tasarımı ve değişimini doğrusal değil neredeyse 6 yönden ele alınan bir gerçekliktir. Alt Kültürel yaşam formları ve Adhokrasiler (esnek oluşumlar), geleceğin toplumsalş şemalarından sadece birkaç tanesi olacak. Kamu Politikarının ötesinden seslenmeyi uygun gördü Toffler.
Gücün nasıl dağılabileceği ve baskın yeni güç odaklarının bilince seslenişi ve yeni yer yer bireysel çıkışların etkinliği  ve dünyanın artık 1960-70’lerin dünyası olmadığı gerçeği. Bütün bu olağanüstü elektronik sıçrayışa rağmen gelişim geriye de gidebilir. Sanayi ve tarımsal üretimin artması, deforme edilmesi bir yana genetik kopyalamanın varacağı şaşırtıcı düzlemler ve sonunda insan kopyalaması gibi bilimsel hakikatler ve bu hakikatlerin karşısında saf tutacak sınırların tartışılması.
Alvin Toffler’in belki de en önemli vurgusu  iki endüstriyel üretim üzerine olmuştur.
“Dirty Industry” ve “Clen Industry” kavramları.
“Kirli Endüstri” ve “Temiz Endüstri”!
Yeni dünya ve elektronik çağın en önemli getirisi yani “Temiz Endüstri”nin yeri kuzey Amerika(özellikle ve de coğrafi büyüklükte) ve “Kirli Endüstri” nin aksı ise Çin ve kalkınmakta olan ülkelerin olması. 150 mg’lik ve insan yaşamı için hayati değer atf eden bir farmakolojik,  kimyasal bileşimin(değer 15.000 TL) üretim patenti ve yeri asla bizim ülkeler olmayacak, ama madencilik, döküm, metalürji ana bilim dalının  merkezi konumu olma fırsatı kısıtlı biçimde  verilecek.  Sonuçta, trastlar ve hakim sınıf tarafından gelecek için tasarlanan yeni sömürü sistemlerini yine  ve de hatta yeni “güç değişimi” kavramlarıyla birlikte okumak gerek. Alvin Toffler, bu gidişatın varacağı son aşamayı ya da en azından ciddi ip uçlarını 1970’li yıllarda görmüştü ve “Gelecek Şoku” kitabında dile getirmişti.  O şok daha derin dalgalarla her gün biraz daha yakından ruhlarımızı yokluyor. İnsanlara sunulanla, planlanan ve varılan duraklar arasında(bize göre) şu an fersahlar var, çünkü sistem için şu an tüketim ve yine tüketim önemlidir,
Geleceğin o şaşırtıcı görüntüsünü daha tam sunmadılar. Şok devam edecek.
Sen huzurlu uyu Alvin. Okumak, öğrenmek için, felsefi düzlemden  ve  düşünce bazında ip uçlarını hepimize sunduğun için.

defter   


Doğum Günün Kutlu Olsun Şair.../ defter





"Ağaçlar tanıyoruz, sanrılar ve geceler, karanlıktan söküp gelen, sağnağın ürkütücü yeşili beslediği güzden güç alarak gölü kuşatan. Birdenbire oluyor herşey: Yürürlükten kalkmış acı silkiniyor usun zincirinden  ve havalanıyor çözümlenemez içimizin kuşu, yağmura doğru,
çarparak havayı
yüzümüzde açılan çiçeğine yanarım..."

Enis Batur - Ölüdoğa'dan alıntı.


Onun deyimiyle "Pus, sis, alaca" ortamda, havaya "sesleri, harfleri, bomboş bir çiviyle" çizenler arasından ve de sayıca azalan  ve geriye kalan umutlarımız için sadece sağlık ve de sağlık diliyoruz.
Doğum günün kutlu olsun defterin  yol feneri Enis Batur.  

defter


Yaşam ve Çağrı...// A.Ahıska




"Senden öğrendik: gerçeklik ve yetkinliğin aynı şey olduğunu,
Senden öğrendik: Tanrının düşünen bir varlık olduğunu,
Senden öğrendik: sevdiğinin yok olduğunu hayal eden varlığın kaybedeceğini,...
Senden öğrendik: Kin beslediği şeyin yok olduğunu hayal eden kimsenin sevineceğini.../ Sufi."

Sevgili Sufimiz, defterin hafızasında kayıtlı olan bu kısa yazıyı, sevgili JM’ye hitaben yazmış, hani o karşılıklı yazışmaların, yanıtların kesildiği zor dönemde  ve  bir de sorular yumağı bırakmıştı: "Neredesin?" ve…
İnsan yaşamında bazı kimseler var, gönül ister ki hep var olsunlar, hiçbir iş yapmasınlar sadece yazsınlar, yazının kutsallığı ve de aslında ne denli zor bir iş olduğunu anımsatan yazarlar. Yoksa bu denli büyük bir uyaranlar çemberi içinde sınırlı zamanımızı her çerçöpe harcayacak zenginlikte değiliz. İsabetli yazar-kitap-yazı seçimi eskiden de önemli idi ama Android Çağda bu işin önemi bin misli arttı. Görsellik ve kimi zaman korkunç boyutlara varan   sığlık fırtınası ve  bombardımanı, politik  ve yüzeysel kültür çıkışların toplum ruh sağlılığını tehlikeye sokacak ölçütlere varması herkesin işini zora sokuyor. Bu yıkıcı tsunamiden kim sağ kalırsa bizimdir hikayesi adeta. Sevgili JM’nin Sosyolog Dicle Koğacıoğlu’nun o iç sızlatan gidişinden sonra yazdığı yazıda dile getirdiği “Ruh Cerrahisi”  terimini bugünlerde çok düşünür oldum. “İşin sınırı masumiyet karinesini de geçiyor. “Masumiyetin” yok edilmesi gerektiğini söylemek etik açıdan yanlıştır, çünkü yok edilmesini söylediğiniz an dile getirmiş oluruz. Bazı yanlış bohça toplayıcıların böyle ulu orta masumiyetten bir dolaysızlık gibi söz etmeleri mantık açısından küstahlıktır. “Uydurulan akıl krizi kavramını hangi masumiyetinize sığdırmayı düşünüyorsunuz?” gibi bir kuşkuyu da kimse dillendirmiyor. İnsan başkasını kavramaya, anlamaya yönelirken biraz estetik duyarlılığa sahip olmalı diye düşünmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Ya da anladığı o her neyse oracıkta uçup gidiyorsa bunun neresine güvenebiliriz. Acaba bu çevreler yaşamları boyunca “Ruh Cerrahisi” kavramını hiç duymadılar mı?”-Jm'nin Dicle Koğacıoğlu için yazdığı “Gördüğün düşler, kuyu ve sarkaç” başlıklı  yazısından-defter arşivinden alıntı)
Sonra bir bakarız ki iş cerahate(yaraya) dönüşür, şimdilerde düşünüyorum, aslında ne güzel yanıtlamışsın Sufi’m :"Rüzgar seni sarmalayacak
ve yaşamı bir şarkıyla çağırma
fırsatın olacak…"

Yaşam ve türkülerimiz
Yaşam ve ses
Yaşam ve yazı
Yaşam ve fırsat
Yaşam ve çağrı,

                              
ister inan, ister hiç inanma: özlemle!

A. Ahıska


Şiir, Karga, Soru!..// Sufi.



Diyorum, kendi kendime, hafif sesle:-kirli şeyleri unutmalısın.
-Ama nasıl?
Boş ver şimdilik, söylerken söz ölüyor.
Sonra bakıyorsun hiç kimseden, hiç kimseye esmiyor rüzgar,
İçimize-dışımıza ve acıya inat şairin adı üzerinde
 kırılan sular kan oluyor, ciğerimizi dolduruyor.
Şiirin, Şairin gücüne-hala- inanlardanım. Şair dostlarım
bu görüşümü her ne kadar (özellikle bu günlerde)  benimsenmeseler de.
Küskün kaldırımların adı olsa da şiir, elin maskarasının maskarası
olsa da, şırıltısı hala yakın düşüyor şiir sularının.

Şehrin büyük yalnızlıklarından sıkılsam ne çare?
Benim derdim bol gömlekli yaz derdi-özlemidir.
Gecenin en olmadık yerinin sızlaması gibi.
Oysa bak işte hayat devam ediyor.
"Biz biliriz birbirimizi" der eski dostum, ben ilave ederim:
hiçbirzamansöylenmeyeceksözlerikırarımkantaşıyla!

Bir Karga!

O karga var ya,
hani camın önündeki ekmek kırıntısına konan, belki ona sormalıyız
Bilmemize rağmen ya da tutalım ki  hiç bilmiyoruz, senin rengin ne?
Bana-bize yeni bir şey anlatır mısın sevgili karga?
Bu "kaynakları çoktan kurumuş deniz yalnızlığı için söylenecek en dokunaklı
şarkı olurdu" gibi bana göre sıradan bir cümleye bile sığmayacak
tutkulardan geriye kalan önemli bir parça olurdu.

Edip Cansever voltajında, akım gücünde bir  yanıt gerekiyor, oysa karganın dili yok!
Dili var, biz çözemiyoruz!

"Çiçekleri sulasan,
kurumuş yaprakları kessen
sözgelimi tırnaklarını yemesen
akşamları erken yatsan iyi olur…"

Edip Cansever-Çiçekleri Sulasan şiirinin giriş bölümü
(tamamını ezberlemediğim için yazamadım Edip Cansever'in büyük ruhu  kusura
bakmaz umarım, kitap yanımda değil)

Sevgili Karga,
Bu günlerde-gecelerde "erken" yatıyorum, doktorum önerdi,
biraz gömüldüm içime
ama şu defteri okurken
aşkların yalnızlıklara benzediği bir kentten bir kente giderken
oluşan anıların rengine dalıyorum sanki…
Diyorum ki o anıları nereye bırakılmalıyız?
Üstelik böyle bir emanetçimiz varken.
Yeniden ayrılık türküsünü söylüyor gece kuşları-kulağıma
şehir hatlarının bütün vapurları yaşlanıyor zihnimde,
 kibritim nem kaptı bu günlerde sevgili...
o deli, divane şulesi inan ki yok artık.
gerçeğin yüzünü, zamanın anlamını anımsamak istemiyorum bu günlerde.
ah, benim şu ömrüm
omuz başında hep bir cellat gölgesi taşıyıp, iplere serilmiş, kim
nereden bilsin,
yenilmiş yanımı....korkuyorum bu kez.
Nasılsın?



Sufi.


MUTLU MEZARLIK!../ defter






MİNİMALİSTİN DUASI // Şafak Çubukçu





TASVİR-İ ŞİKAYET


İkiye ayrılır yaşam
bir camın ardından
kendi başından geçenleri izlersin
senden başka biridir sanki
tek başına yürüyen şu adam
her gece uyuduğun ev bile
bir başkasının evine dönüşür
anlamaya başlarsın ki
senden başkası yapamazdı
yaptıklarından daha kötüsünü
düşünceyi kemiren kendine yönelik öfke
tasmasından sürükler imgelemini
sözcükler tükenmiştir oysa çoktan
ve masum simetri özlemine bile izin vermez
kumlarda ışıyan başıboş sandalyeler.
Acılar uzamı teslim almışsa eğer
Tanrı bile kapatır bütün kapıları
yüzümüze hemen.


MİNİMALİSTİN DUASI

 Uyuklayan korlara dalıp
ortaçağ dokumaları üzerine
konuşmak istiyorum
çektiğim acılar
ellerimde tuttuğum
bir buz kalıbı gibi
içimi titreten somut bir gerçeklik
olsun istiyorum
ve Tanrı
hasır koltuğun altına koyduğum
biraların
ısınmasına izin vermesin istiyorum.

 Şafak Çubukçu 




Ak Libaslı Kara Atlılar // Mehtap Atila






Ak libasların sardığı bedenler, kara atlarını sürüyorlar köpüklü tozlar üstünde… Ağızlarının kuyusundan taşan tül nefesin peşinde; “hey nereye” diye seslenen “çok”ların dar aralıklarından süzüle süzüle… 

Gözlerin dokunduklarına aldırmadan, ölümün pençesini sinelerinden kaldırmadan hızlanıyorlar, akarak, azalarak… Ellerinin gümüş ayasında çarmıhları, yol içinde sis bulutlarını yara yara, en kuytudaki yaralara çare diye bildikleri (işte o bilmedikleri) “varış’a hep” mesafesindeki sılaya… 

Kara atların üstünde üşüyen ak libasların sardığı bedenler, bu gidişi dert edinenler, çok geçmeden gece vadisine geldiler… Karanlığın körüne değince tenleri, ürperdiler… Vahşi ve kasvet, çirkef ve haset sesler yırtıldı, siperlerinden sıyrıldı, yavaş yavaş, sinsi sinsi en umulmaz anda arkalarından saldırdı… 

Kimilerini kandırdı sesler, kimilerini yıldırdı… “Dururuz biz burada, ötesi yok, ötesi geçilmez” dedi kimileri, “bir adım daha gidilmez” dedi kimileri de… Ama gözleri karanlıktan daha kara olanlar: “Durmak olmaz bu vadide, bu geceye kanmak olmaz, yürek sesidir bu aldanmaz” dediler, çektiler kılıçlarını, karanlığı yara yara, o en kuytudaki yaralara çare bildikleri (işte o bilmedikleri) “varış’a hep” adına batırdılar bedensiz kör karanlığa, canlarını… Feda…

Ağızlarının kuyusundan taşan tül nefesle örtüldü kanları… Gümüş ayalarda gülümsedi çarmıha gerili o sevdalı… “İşte ufukta parladı” dedi biri, biri “gördüm” dedi, “burası yeni bir vadi”… Aldananlar kaldılar, gidenlere aldırmadılar… Hızla akanlar kalanları yadırgamadılar, yargılamadılar ve daldılar… 

Ak libasların sardığı bedenler “varış’a hep” mesafesini adımladılar... Gözlerinde büyüyen ufka yaklaştılar… Giderek, giderek sıcaklaştılar… Önce bir tepeyi aştılar, sonra vardılar ışıklı vadiye…

Gecenin tersine güzeldi sesler, tutuldu nefesler gördükleri karşısında… Vardık, işte “varış’a hep” dedi çoğu, kimi de sustu… Sardı bir uğultu çevrelerini… Susanlar daldılar seyre, kaldılar kendileriyle… Varanlar ışıklı vadiye, pek keyifli pek mutlu: “Yolun sonu demek buydu” dediler, libaslarını serdiler seslerin güzelliğine… 

Ama gözleri ışıktan daha ışık olanlar: “Durmak olmaz bu vadide, gidişimiz daha derinde, bir hile var yine bu işte” dediler, “çok”ları dinlemediler… Ak libasların sardığı bedenler “az” kaldılar… Yine de daldılar, kalanları yadırgamadılar “onlar vardılar varacakları kadar” dediler ve sürdüler rüzgârın ağzına ak libaslarını… 

“Varış’a hep” mesafesindeki sılaya yürüyen ak libaslı bedenler, bu gidişi dert edinenler, ağızlarının kuyusundan taşan tül nefesin peşinde; “hey nereye” diye seslenen “çok”ların dar aralıklarından süzüle süzüle, “Varılan yer değil, gidilen yoldur; yolcu” dediler… Ve sürdüler kara atlarını “varış’a hep” mesafesindeki sonsuza doğru…

Mehtap Atila


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic