Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Georg Lukács // Estetik III.




Georg Lukács
"Petöfi, Mayakovski ya da Eluard'ın şiirlerini ve Goya'yla Daumier'nin resimlerini düşünelim; o zaman en güncel kavgalara karışma konumunun, yüksek düzeydeki bir sanatın taşıyıcısı olabileceğini görürüz."
( Georg Lukács : Estetik III., s. 43)




Walter Benjamin ve “Eve dönüş”! // Doruk Satenay





Walter Benjamin ve “Eve dönüş”! // Doruk Satenay

Novalis’e(Romantizm’in öncülerinden sayılır, genç yaşında yeryüzünü terk eder  ama kalıcı eserler geride bırakır ve uzun  “Geceye Övgüler “ şiirindeki enfes dizeleri kaleme alır: “Şimdi biliyorum artık sonbaharın ne zaman olacağını / ışığın ne zaman ürkütemeyeceğini geceyi ve aşkı-mamurluğun ne zaman sonrasız ve tek, bitip tükenmez bir rüyaya dönüşeceğini. Cenneti çağrıştıran bir yorgunluk hissediyorum içimde...”) bir soru yöneltilir  ve sanat’ı hakkındaki düşünceleri sorulur.
“-Sanat hakkında ne düşünüyorsunuz?
Novalis: “Sanki hep baba evine doğru yol alıyorum, durmaksızın “eve” doğru süzlüyorum”.”
“Romantik” Walter Benjamin için ölüm,  evinden kaçışı temsil ediyıordu, nedensizce ama mecburiyetten.  Bağlı olduğun topraklardan zorunluluklar veya herhangi bir nedenden dolayı uzaklaşmanın her zaman  derin hüznünün yanında  açık bir  romantik tarafı da olmuştur. Benjamin’in varoluşuna yönelik Pirene dağlarında gerçekleşen haince pusu ve  ebedi-geri dönüşümsüz kahredici yolculuk Portbou’da son bulur. Musevi olmasına karşın Katolik mezarlığına gömülür ve mezar taşına adı bile doğru dürüst yazılmaz, Benjamin Walter yazılır, kiralık bir katolik mezarlığa taşındığı için 5 yıl sonra (1945 yılında) kimse kirayi ödeyemediği için, mezarı açılır ve o yüce insanın naaşı meçhul bir çukura atlır.  Portbou’daki mezar semboliktir! Yaşamın sınırında yapabileceği tek şey kalmıştı, üretken varlığını sorgulamak. Öyle bir noktada yaşamdan koparılır ki( ben de intihar ettiğine inanmayanlardanım, Gestapo’nun hain suikastına kurban gittiğine inancım tamdır) hep o noktadan varoluşu ve iniş-çıkışları sorgulamak istemişti. Anıtı  görkemli bir kayalığın üzerindedir. Hannah Arnedt, o mekanı ilk gördüğünde şu notu düşer cebindeki kağıt parçasına: “ Adeta yaşamın görkemli penceresidir”.
Walter Benjamin her ne kadar da “Geçmişteki haksızlıklar geçmişte kalmıştır ve devirler tamamlamıştır” yazsa da o yara, Benjamin yarası, ya da tarih meleğinin kalbinde açılan o derin yara hiç kapanmayacak.
Baudelarie  ve paris üzerine yazdıklarıyla da okurun kalbinde yer edenin W. Benjamin, aynı yazının bir yerinde  bir kadına sorar: “Seni bir daha göremeyecek miyim?”.
-göremez kimse!
-onu da bir daha kimse görmedi! 
Bertlot Brecht’in dediği gibi : “Hitler’in Alman edebiyatına verdiği ilk ciddi kayıp”, keşke sadece Alman edebiyatının kaybı olsaydı, dünya edebiyatı-felsefesi için de büyük kayıptı.

Doruk Satenay





Çağdaş Afrika Şiiri- Yakında...




“Ne zaman ki kafanı sallıyorsun, kuvvetlice salla,

  Yeraltı bir aşkın, nükleer testi!”*

 Borges Defteri & Poetic Mind 
 *:Çağdaş Afrika Şiiri Dosyasından, yakından borges defteri sayfalarında. 


...








Filistin’e ilk göç eden aydınlar, düşünürler, kuramcılar grubu 1905 devriminin (Rusya) yenilgisinden sonra bu topraklardan (Rusya'dan) göç eden ilk gruptu. Antik döneme damgasını vuran göçler,  çatışmaların izleri bugünkü kanlı kıyımın da ip uçlarını taşır, 1905  Rus devrimi ve  hareketinin artçı dalgası bu topraklarda  farklı bir yeşermenin de habercisi olur. Antik dönemde ise M.Ö 1200-930 yıllarında Yahudiler, Filistin krallığıyla kesintisiz bir savaş içerisindeydiler (Gazze, Filistin’in başkenti idi, Filistin halkı ise Yunan ve Pers savaşlarının göçmen kavmi saylırlar, yani Filistinlilerin ilk evre dilleri antik- Yunanca idi, sonraki Arap istilasında tıpkı Mısır gibi ana dilini kaybeden topluluklardan saylırlar, uzun zaman aralığında ise kuşaklar arası yolculuk başlar.) Antik dönem  zaman geçidinde  kuzeydeki İsrail krallığı kurulur(sonra ikiye bölünür), bu krallık ise M.Ö 720’de Asurlular tarafından yıkıldı ve tüm halkı(tarihte Kayıp On Kabile denir) sürgüne gönderilir, Samirler,  kendilerini bu sürgün ve kıyımdan geride kalan tek kol olarak görürler. Güç dengesi iki kez değişse de, Babil kralı M.Ö 586’da bu toprakları fetih eder, Yahudilere yeniden sürgün yolu gözükür. M.Ö 538 yılında Pers kralı Büyük Kiros, Babil’i fethederek, aralarında esarette bulunan tüm halklara(Yahudiler dahil) özgürlüklerini sağlar, o topraklarda Yahudilere uygulanan insanlık dışı tavırları bitirir ve tarihin ilk “İnsan Hakları Bildirgesini” yayınlar( Kil tabletin bir kopyası bugün NYC Birleşmiş Miller Binasında bulunuyor). Sonraki dönemleri, Osmanlı’nın o topraklara yerleşmesi ve sonrasında kendine özgü bir barış ortamını sağlaması gelir, yine de tüm Filistin mülkünün yegane söz sahibi ve sahibi Osmanlı hanedanıydı. Arazisinin büyük bölümü son padişahlara kadar tarihi geçirgenlikle tescillenir. Sonraki gelişmeler ise bilinen öykülerdir. Ama yukarıda belirtilen 1905 tarihi ve Rusya’dan başlayan göç dalgası, o topraklardaki Yahudi hareketinden tamamen farklıdır. Çünkü göç eden grubun çantasında Rusya’da sonuca ulaşamayan(o yıllarda) Sosyalizm düşüncesi vardı. Eşitlikçi, paylaşımcı ideallerin hüküm sürdüğü yıllardı, ve gerçekten de yerleştikleri ilk bölgelerde bunu başardılar, ama “devlet” kurma, “devletleşmek” düşünceleri hiç yoktu, İbranice “Kibbutz” denilen (İbranice: קיבוץ; "topluluk" veya "birlikte") tecrübeyi, daha doğrusu tarihin ilk  başarılı sosyalist  topluluğunu oluştururlar. Proudhon ve Sant Simon gibi düşünürlerin yol göstericiliğinde gerçekleşir her şey.  Mülkiyet’in tamamen ortadan kalkması, Filistin halkıyla da ilişkileri farklı fazlara taşımıştı.  O yıllarda iki cenah arasındaki  Sosyalizm ve seyreltilmiş  Siyonizm dengesi gözetlense de kendine özgü çetrefilli ve iç döngüleri kolay anlaşılmaz bir çıkışı gerçekleştirirler ve bugünkü devlet oluşumuna da etkisi büyüktür, ama ne zaman ki “devlet” kavramı işin içine girdiye Kibbutz çıkışı da sekteye uğrar ve otoriter-baskıcı-gaddar bir yapı tüm kazanımları siler süpürür ve Filistin halkına karşı bitmez zulüm başlar. Tarihin kanlı sirkülü tekrar M.Ö 930’lı yıllara geri dönüş yapar ve bu kez tam bir etnik kıyımla Gazze’ye saldırır devlet aygıtı. Çoğu Musevi aydın, yazar, çizer, sinemacının ve halktan insanların içten karşı çıkışları ve itirazlar da etkisiz kalır ve yıl 2014! tarihe  silinmez bir utanç sayfası daha eklenir. İsrail devletleşme süreci tartışmaları devam edereken,  Gershom Scholem, S.Rosen ve Walter Benjamin, üç ünlü Musevi’nin “devlet” oluşturma  aşamalarına verdikleri tepkiler çok ilginçtir. Walter Benjamin her ikisiyle de yakın ilişkisi vardı, özellikle G.Scholem ile çok yakın dostlukları vardı.  Aslında üç farklı kişilik  ve üç farklı tepki söz konusu idi. Rosen, aslında dini yönelimleri açısından W.Benjamin’le zıt noktaydı, muhafazakar sayılırdı ve  böylesine bir muhafazakar zihin “Siyonizm”i bir yenilik ya da tersinden  “bidat” durum sayıyordu, ve tersinden Hıristiyan Ortodoks düşüncesiyle garip bir düşünce eşgüdümündeydi, bu düşünceye göre Mesih’in zuhurundan önce vaat edilmiş topraklara göç etmek, Mesih’in yeryüzüne (tekrar) gelişinde ciddi sorunlar yaratabilir. Rosen’in en büyük kaygısı ise Yahudilerin vaat edilmiş topraklara dönüşü onları “siyaset-sekülarizm” girdabıyla karşı karşıya getirme düşüncesi idi ve  ona göre teolojik açıdan asla böyle bir karşılaşma olmamalıydı. Rosen, kendine özgü sebeplerden dolayı böyle bir devletleşme projesi ve düşüncesine  karşı kulaç atanlardı, gerçi sonraki yıllarda  kurulan İsrail’e yerleşir ve ömrünün sonuna kadar Felsefe-İlahiyat alanında çalışır, W.Benjamin’den  tamamen kopar. Ardından, Walter Benjamin’in yakın dostu Scholem, Almanya’yı Filistin’e doğru terk eder, Filistin’e yerleşir yerleşmez(daha İsrail devleti yoktu), Walter Benjamin’e mektup yazarak, onu Filistin’e davet eder. Walter Benjamin o yıllarda çevresinde süren bu tartışmalara ilgisiz kalmaz ama o bütün dostlarından çok farklı bir düşünce düzlemindeydi, Avrupa kültür birikimi ve kuramsal kaygılar onun ilgi alanındaydı. Scholem’in Filistine davet mektubuna verdiği ret yanıtı da  onun kaygılarının nedenli tümünden uzak bir menzilde olduğunu gösterir : “Eğer senin ısrarlı davetini kabul edip, Filistin’e gelseydim şu an çok farklı konularla uğraşmak zorunda kalacaktım”, yani açıkça “sizin devlet meselenizle ilgilenmiyorum” der. Benjamin, Avrupa’da kalmayı tercih eder ve kendi seçtiği düzlemde düşünce üretimini sürdürür. W. Benjamin’in tarihsel Materyalizm ve evrensel “kurtuluş” düşüncesindeki yaşam tercihi onu  Musevi ilahiyatından tümden koparır, o yönelim ki aslında onun tüm düşünce temel taşlarının da durduğu yerdi, kendi deyimiyle “tepe taklak olmuş ilahiyat ve sekülarizm” alanı. Aslında o Siyonist akım karşıtı reformcular çizgisindeydi. Kendilerini yaşadıkları toparklardan koparmayan ve özgür  düşünce, yaratıya inanan  Musevi reform hareketi. Düşünün ki iki yakın dost, Scholem ve Benjamin iki zıt fikir kulvarını seçerler, Scholem açık açık  Siyonizmi tek kurtuluş yolu olarak görür ve ona göre sadece Siyonist devlet aygıtıyla kurtuluş mümkün görünür. Scholem ömrünün sonuna kadar Musevi İrfanı alanında çalıştı. W. Benjamin ise şu an kütüphanelerimizin ışık saçan yapıtlarını üretti. 3 dost ve  düşünce yolculuğunu birlikte başlayan sonra yaşamın garip manevrası ve Walter Benjamin’in hazin, dokunaklı sonu.

Borges Defteri 
(kaynak gösterilerek paylaşılabilir, alıntı yapılabilir / b.d)


Hanzala'nın öyküsü! / J.M



I.

17 yıl önce bugün yeryüzü karikatür sanatının en büyük fırçalarından birisi: Naci El Ali,  Mosad’ın Londara’da düzenlediği alçakça bir suikaste kurban gitti. Ama geriye öyle bir çocuk bıraktı ki, Leonardo da Vinci’nin rönesans ışıklı yapıtlar kadar kalıcıdır. Çocuğun adı: Hanzala!

Kırkı yıl önce ilk kez Kuveyt’de yayınlanan bir dergide boy gösterdi. Öncesinde yaratıcısı Naci el Ali, Sabara ve Şatilla mülteci kamplarındaki sivil Filistin halkı kıyımı ve katliamına tanıklık etmişti.  İsrail hapishanelerinde insanlık dışı koşullarda türlü çilelere göğüsünü siper kılmıştı. “Hanzala” böylesine ağır bir yükün gölgesinde gözlerini dünyaya açtı. Hanzala doğuduğu gün 10 yaşındaydı, adeta zamanı durduran bir anlam denizidir. Yüzünü gören olmadı, yüzünü hiç göstermedi, sırtı izleyicisine dönüktür. “Hanzala Arap dünyasına kırgındır” diyordu Naci el Ali. Haksız da değil, Hanzala dün nasıl ki “Arap Birliği” ambelemini tekmeliyorsa , o tekmesi bugün de geçerlidir. Hatta  birçoğu Filistin temsiliciliklerini kapatark yerine soykırımcı devletin bayrağını çekerek ne denli satılmış olduklarını kanıtladılar. Hanzala,  sürgün, göçmen kuştur. Küçücük bir sürgün. Kızgındır, küskündür, hepimize yığınla sorusu var, yanıtsız. Sinirlerini çekip çıkartmıştır.  İnatçı ve dirençli bir yapısı var, ama o denli de masum. Masum dediğimde biraz Nietzsche kokar masumiyeti! Ve parmakları, sabırsızca ve tedirgince, kızgınca  titrer durur. Hanzla hoşnut değil, nasıl olsun ki?  “Hoşnut olabilmem için tek bir neden gösterin” diye çığlık attı durdu.  Ülkesinde hiçbir yabancı dille  müzakere  ve pazarlık edilmesini istemiyor. “Yaşamımız  emlak dükkanı değil dostlar” diyor.  Pazarlıklarınızı, toprak satışlarınızı takım elbiseli yeni yetme  yöneticilere, Amerika ve Faşistlere  bırakınız dedi. Hanzala bambaşka bir sorumluluk için dünyaya gelmiştir. Yeryüzü “ötekileri ” için ses olmaya gelmiştir o. Küçük yeryüzü elçisidir.  Sadece 10 yaşındadır ve Naci el Ali’nin dediği gibi “ Filistin’e dönemediği sürece hep 10 yaşında kalacak”. Naci el Ali, öldürülür, ama Hanzala aramızda, yaşıyor!  George Habeş ölür, ama Hanzala hep 10 yaşında, Ebu Ammar ölür, ama Hanzala 10 yaşında. Gelecek hep öteleniyor onun için. Hayır, dostum, yaşadığımız bu köhne  çürümüş düzende   zaman geçmek bilmez, sadece birikiyor. Sermaye gibi, Gazze’nin caddelerinde akan sivil –masum insanların kanı gibi.  Hanzala bazen silahını avucunda gizliyor. Kimi zaman elleri boştur. Halkına verilen “boş sözler” gibi, halkının acılarını kendi politik oyunlarına yem edenlerin boş masalları gibi! Hanzala hep 10 yaşında mücadele edecek  ve sırtı bize dönük kalacak.  Hangi “biz” ama? “Suçlu biz”, Sözde "İnsan hakları palavaracısı  biz”,  “biz analizciler”, “biz yorumcular”, “Mantıklı ve gözlemci olan biz”, “biz renk körleri”, “biz, Hamas, El Fetih’ler”,  ve  onlar ki: “ama her iki taraf suçlu” diyerek  vicdan rahatlatırlar, “ o biz ki sadece üzlüyoruz”, “biz pislikler” , elbet ki “biz” de çekip gideceğiz bu  köhne diyardan,  ama Hanzala muhtemelen hep 10 yaşında kalacak, inatçı, sabırlı, kızgın, ve küfür dolu.
Naci el Ali'ye gelince, öldürüşünden sonra "Dünya Gazeteciler Birliği" ona "Golden Pen of Freedom" ödülünü verir! Güler misiniz, ağlar mısınız? O birlikten tek kişi çıkıp da "katili Mosad" diyemedi! Adorno, Auschwitz'den sonra şiir yazmanın beyhudeliğini vurgulamıştı, ama Faşizm'in yeryüzünden nasıl silineceğine hiç işaret etmedi, edemedi, çünkü o da umutsuzdu. Öngürüsü doğru çıktı.

J.M

II.

Filistin’e giriş izni olmayan  Filistin’li  sürgün Şair, Yönetmen Annemarie Jacir’in son sözleri:

 
“İzin verin size açıklayayım, insan yaşamında en zor olan anın hangi an olduğunu. İsrail füzeleri, bomlaraıyla ölmekten bile daha korkunç olan anı.  O zor an ki birileri sizi arıyor: İsrail ordusunun otomatik bilgi aktarım telefonları!  Ve sizden evinizi, yaşamınızı, yuvanızı sadece 10 dakika içinde terk etmenizi istiyor, çünkü bombalama başlıyacak!  Düşüne biliyor musunuz? Sadece 10 dakika. Sonrasında tüm yaşam tarihiniz, izleriniz  yeryüzünden silinecek! Aldığın hediyeler, aile ve dostlarının fotoğrafları(yaşamda olanlar veya göç edenler), bağlılıkların, sandalyan, kitapların, en son okuduğun şiİr kitabı, sürgündeki  kardeşinin mektupları, sevgilinin anıları, yatağının kousunu, pencerenden sarkan yasemen çiçekleri, kızının saç tokası, elbiselerin, seccaden, birikimlerin…bir an düşün! Bütün bunlar bir anlığına gözlerinin önüne gelir. Sonra kimliğini tuttuğun  yere uzanır  ellerin ve kendini dışarı atarsın, ya bin kez ölürsün ki hayatın sürsün, ya da evde oturur ve bir kez ama sonsuza kadar ölürsün!” / Annemarie Jacir / Çev. JM

 


Dilin indirgenmesi // Sufi.







Dilin kayboluşundan daha önce söz etmiştik, çünkü dilin indirgenmesi, sermayenin yürürlüğe koyduğu projelerden biridir. Bütün iktidarlar bu indirgemeye ihtiyaç duyarlar, çünkü hem doğrudan baskının hem de denetimin aracıdır. Çok biçimli yaratıcılığın varlığı karşısında tekbiçimli uzlaşma olanaksızdır, ama yine de var gücüyle-sistem-bunu dener. İşte çevremizi sarmalayan sözde gazeteciler, politik kulvar yolcuları ve çıkar çetelerinin çoğu, kalemşorlar ve farklı biçimdeki uzantıları, güç vurgunu yemiş, ya da tırsmış,bu kendini kandırmış yığınları kimse zeka özürlü falan sanmasın, her şeyin farkındalar ve aslında kendi sabotaj biçimleriyle bir çeşit toplumsal denetim mekanizmasına yardımcı oluyorlar, yani yukarıdaki tanımların saha neferlerdirler. Böylesi ağır sosyolojik sabotaj olgusu karşısında artık eski karşı çıkış yöntemiyle yol alamaz kimse. Hakikatin sınırları başka türlü çizilmeli. Asli etkinlik alanı Sanat-Edebiyat olan kesimden bir kesit, böylesi canhıraş sorunlara da odaklanırlar ve kendilerince bir dil ve üslup geliştirmeye gayret ederler. Sanat’ı ve Edebiyat’ı “sözde sanatçılar ve edebiyatçılardan” kurtarmak adına mı? Asla! Çünkü bunu gerçekleştirmek için önce çok radikal bir teorileri olmalı. Çirkin bir dünyada yaşıyoruz. Bu çirkinliğin sorumlusu kim? Eğer bütün bu sorular güzellik satıcıları, yazarları tarafından soruluyorsa, asıl çirkin olan bu sorudur. Daha önce ister kültür politiği alanında olsun ister direkt edebiyat kulvarı, birçok kimse yarattıkları kendi özgün üsluplarıyla bir yığın şeyi karşılardılar. Ginsberg’inden tutun, Malatesta ve Galleani’ye kadar. Malatesta’nın edebiyat yetisi, kendi zamanı için benzersiz bir model oluşturan iyi sayılabilecek bir düzeyde elzem olan bir dile dayanır ve Malaesta anarşizmin tarihsel kapsamı içinde hala oldukça istisnai bir örnektir. Malaesta retorik ya da şok yaratma etkilerini kullanmadı. Sağduyuya dayalı basit noktalardan başlayıp okur tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek karmaşık sonuçlarla sona eren temel tümdengelimsel mantığı kullandı. Galleani ise oldukça farklı bir dilsel düzeyde çalıştı. Cümlenin müzikalliğine, ruhları harekete geçirecek bir atmosfer yaratmak düşüncesiyle zamanı geçmiş sözcükler kullanmaya pek büyük önem vererek oldukça geniş retorik yapılar kullandı.Yukarıdaki örneklerin her ikisi de içinde bulunduğumuz zamana uygun bir dil modeli olarak (en azından bizim tarafımızdan) önerilemezler. Ne Malatesta önerilebilir, zira bugün “örtülebilecek” ya da tersinden “gösterecek” çok az şey vardır, ne de Gallenai, zira koşullar çok değişti. Daha önce üzerine yazmıştık ve savunmuştuk, bize göre tek seçenek var, kültür-politik ekseninin her türlü yazınsal ve pratik sabotajlarına karşı geliştirilen dilde ve eleştiride şiddet unsurunu savunmak, yani eleştirinin şiddeti de denilebilir. Gerçek şudur ki içinde bulunduğumuz gerçeklik değişmiştir, birileri sizin adınıza dili kötü şekilde örtmeye ve üretmeye devam edemezler.
Sufi.
 



Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    Sivil Sözlük
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Kuzey Yıldızı/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Kuzey Yıldızı/Dergi Arşivi

    ***


    491
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic
radiopoem.mp3