Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



"Geç bunları anam babam, geç..." // Şirin Artin



Geç bunları anam babam, geç; Geç bunları bir kalem…” (Orhan Veli)

Haber sitelerine “acil” koduyla bir haber düştü: “Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi'nin açılış konuşmasını yapmak üzere Boğaziçi Üniversitesi'ne davet edilen Orhan Pamuk, öğrenci ve akademisyenlerden gelen tepkiler üzerine kampüse gelmekten vazgeçti. Kararını üniversite yönetimine ileten Pamuk…”!
 Tepki verenler elbet sadece mezun olduğu Üniversitenin öğrenci ve akademisyenleri değildi, Nazım Vakfı da tepkiliydi. Yazar, Şair her ne kadar kendini “politik” denklemlerden uzak tutsa da aslında yazdığı, savunduğu her sözcük politikanın ta kendisidir. Bumerang misali yine sözün sahibine geri dönüyor. Orhan Pamuk bugünlerde aslında bu tarz tartışmalardan ziyade 6 yılını verdiği ve yeni çıkan romanıyla edebiyat çevrelerinin gündeminde olmalıydı. Çünkü biliyoruz ki artık dünya edebiyat vitrinlerinde sıkı okunan bir Türk yazar var. Komşu ülkelerden tutun Amerika kıtasına kadar.  Gelin görün ki kendi ülkesinde dile getirdiği doğru ya da yanlış politik görüşlerinden dolayı bir etki-tepki girizgahının ana damarlarından olmuş durumda. Düz, ve çocuksu-rövanşlı  ve de korkunç olan tarafı bir de  ölümcül esintiyi taşıyan  ve aslında politikanın en belirgin, görünür katmanında sahneye konulan oyunları anlamak için ve üç sene, beş sene sonrasını okumak için bu ülkede siyaset okulunu bitirmeye de gerek yok, tüm taraflar kartları açık açık  yıllardır gösteriyorlar. İşte tam da bu noktada bir yazar olarak çıkıp bir politik seçeneği cansiparane savunursan, karşılığı bu olur!  20 dakikalık bir konuşmayı kimse sana yaptırmaz, üstelik edebiyat adına kurulan en saygın mabede! Edebiyat tarihinin garip  hissiyatı var, bin yıldan aşkın süredir bu böyle, yeni bir olgu değil. En ince ayrıntıları hafıza kayıtlarına geçiyor, emin olun geçiyor. Tıpkı Nazım Hikmet’in Moskova'da Lenin’in cam katafalksının baş ucunda eski Sovyet Komünist Partisinin gençlik kolunun özel izniyle bir gece nöbet tuttuğu o ince ayrıntıya kadar! Şimdi, kimse edebiyat tarihini hafife almasın. Hele projektör ışıklarının ve reklam panolarının ışıltısı üzerinde olan yazarın dilinden çıkan her sözcüğün bir ciddiyeti ve insan unsurunu merkeze taşıyacak bir hikayesi olmalı. Evet, bugün değilse, yarın başka bir kuşak tüm soruları sıralar ve konuşulması, yazılması gereken asli eksen başka bir mecraya kayar gider.  Çok isterdim, bu yazı yerine, sürükleyici bir başlangıçla okurun karşısına çıkan yeni romanı (Kafamda Bir Tuhaflık) üzerine yazalım, ve de evet, “kalemin dert görmesin Pamuk”  diyelim, acıya, yoksulluğa, yalnızlığa ve megapollerin kıyısına terk edilmiş, hor görülmüş bir  toprak parçası gibi iliştirilen o emekçi mahallelerin bu kez sesi, soluğu olduğun için. Uzun zamandır içinde savrulduğun "dil, biçim" çıkmaz sokağından nihayet kendini dışarıya çektiğin çabandan ve sıkı bir kurgu, yapı taşlarıyla ördüğün son yapıtını irdelemek ve bu  niyetimizin ciddiyetinden söz etmek isterdik. Ama ne yazık ki, kimse bütün bunları yazmıyor, konuşamıyor, dile bile getiremiyor. "Dil- Kurgu Sarmalını" irdelemek yerine başka saçma sapan konularla hep vitrine taşınmak can sıkıcı olmalı. Örneğin, "İstanbul" kitabından sonra annesiyle tüm ilişkilerini askıya alınmasından kime ne? Hatta bize ne? İnsan özel kodları bunca da ayaklara düşmez ki! Bölge aydınlarının tüm derdi, sıkıntısı bitti bir tek bu muammayı çözmek mi kaldı? 
-"İyi misiniz bayım?"
 Kendi ülkesinde ve bir kesim arasında adeta “vebalı” muamelesi görüyor. Ya hoşgörü kanatlarını büyütecek ortam, özgür düşünceyi sonuna kadar tebdili kıyafet değil, sahici biçimde yaşama geçirecek, ya da bu komik orta oyun, ortada- oyun- (vasat oyun) devam edecek.  Hiç kuşkusuz ki herkes dilinden, kaleminden çıkanı artık bin kez tartarak ortaya dökecek. Çünkü içinde yaşadığımız koşullar ve coğrafya en ufak bir soğuk şakayı kaldırmıyor. Kaldırmıyor, çünkü yanı başımızdaki kanlı yüzleşmelerde yüz binlerce masum sivil insan öldü gitti, bu kadar basit evet: “öldürüldüler”.  Edebiyat ve edebiyatçı, sanat-sanatçı nerede duruyor? O durduğun, haykırdığın nokta tüm soruların ve geleceğin de yanıtıdır.  Biz yine de nasıl ki toplumun bir kısmının,  Lenin karşıtı kesimin bile Nazım Hikmet’e karşı gösterdiği toleransı sorgulamıyorsak ve bu ülkede Türkeş’in bile bir zamanlar Nazım şiiri okuduğu gerçeğini kabullenerek bir Allah'ın kulu çıkıp da “neden okudun?” diye sormadıysa, Orhan Pamuk’un da çıkıp 20-25 dakikalık Nazım üzerine konuşması kıyamet habercisi sayılmazdı. Gönül isterdi o üniversitede yıllardır süre giden yönetimin katı despotluğuna da aynı sert tepkiler gelse. Ama yok!  Ucuz –İndirimli ve maliyetsiz tepkiler zamanındayız. “Sen konuştun, yazdın, biz okumadık, dinlemedik, hatta elimizin tersiyle tamamını ittik ama o denli savunduğumuz değerlere bağlıyız ki senin yazman, konuşmanla o değerler yıkılmaz, yara alamaz, gel sende konuş, ama mutlaka konuş,  özgürlüğün teminatı bu kez batı medyası değil, biziz” diyemedikten sonra, ne akademisyenliği, ne "fikir kulüpleri" bilmem nesi arkadaş? "Aydın faşizmi" derler buna, o çok bildik teraneler, zırvalıklar!  
Hep nalına vurulmalı değil mi? Ya Orhan Pamuk’la Nazım Hikmet’in şu anki yayıncısı aynı banka olursa nasıl bir tedavül söz konusu olmalı? Telifsiz (10 şiir dışında) hiçbir şiirini yayınlatma izni vermeyen YKY’a da bir çift sözünüz olmalıydı değil mi? 

-“Zaten bu ülkede her alanda ama her alanda (siyasetinden, eğitimine, kültür öbekleri, hatta yayıncılık sahasında bile) güçlü olan haklıdır.”

Öyle mi?

Sahiden bütün bu  büyük palavralara ,  pis işlere,  hepiniz inanıyorsunuz değil mi? Devam o zaman! Sözle, pratik çelişiyorsa orada sıkıntı büyüktür.

Şirin Artin



Şiir: Şérko Békes / Çev. Poetic Mind



(Fırtına hep pusuda)

Bir yaprak, ışık yansımasının  tüm sırlarını bilir
O,  ve gece fısıltıları, sulak kanallar arasındaki bağlantı,
ve kuş, bahçe mektubu ve  med-cezirlerin yarıçapı
ve  ormandaki  gün batımı-sözcük arasında bağlantı,
O,  ve dolunay arasındaki bağlantı
O,  ve küçük çoban çocukla ney arasındaki bağlantı

(Kış hep pusuda)

Nehrin  tüm sırrı,
kum taneleriyle  beraber yüreğindeydi,
Kökler  ve onun sırrı
Bitkinin saçları ve onun sırrı
Küçük  kız,  çoban ve onun sırrı
Çeşme  ve onun sırrı

(Seller hep  pusuda)

Fırtına saldırır
Sel bastırır
Daldaki yaprak
Ve su yatağındaki kum taneleri,
 her ikisi de ölür.
Ama hiçbirisi aşkta saklı sırrı açığa vurmaz.

Şérko Békes / Çev. Poetic Mind



Arafat Vals // Şafak Çubukçu


Gitti dediğin                                                                       
hiç gelmemiş olandı
her solukta yaklaşan
çağrısıyla kavradığın uykunun
iniltili ağıtlarla yinelenen
ağır bir valsin tam ortasında.
Nesnelere ismini veren
yaslı ses perdelerinin girdabı
o tuhaf havasında pişmanlığın
her şeyi bağışlatan kötülükle elele
alazlanan ışığa doğru üşüşen
pervanelerin ölümüne ağlıyorlar
arı sesin gürültüden ayrışmış
duru ezgisine kavuşmak için.
Her gün biraz daha iyi anlıyorsun ki
aklını korumak için bütün renkler
nesneler ve zamanın ulaşamayacağı bir yerde
seni bekliyorlar.

ŞAFAK ÇUBUKÇU



Hiç ölmedin ki…// Sufi.




Abu Ammar,  gideli 10 yıl oldu! Bıraktığı devasa boşluğa..
Abu Ammar’a 

Andolsun, bayrağına ve renklerine  Filistin,
Binlerce insan senin uğrunda  toprağa düştü,
Binlercesi gururla taşıyor.
Beyaz rengini BM’nin sözde barış anlaşmalarında öldürdüler,
Yeşilini, Arap emirlikleri votka etti, yudumladı
Siyahını Filistinli kadınlara giydirdiler  ki  doğuracakları
çocuklar  intifada'da haince öldürülsünler.
Kırmızı ,
omuzlarından yeşermiştir,
omuzların tedirgin, kuşkulu,
Kırmızı, yeryüzü gazetelerini süsleyen Filistinli çocukların kanıdır.

Binlerce kahraman uğrunda öldü,
Binlercesi seni hala haykırıyor Abu Ammar!
Hiç ölmedin ki…

Sufi.





Ezidi ve Yarsan kadınlar için..




Tarihin en korkunç katliamına-sürgününe maruz kalmış halklar. Ezidiler ve Yarsanlar. İki barışçıl halk. Doğayla, İnançla, Dil labirentleriyle hep uyum içinde olan, kendi inzivaları, sessizlikleri, çekingenlikleriyle yaşam mücadelesi verenler. Yanıbaşımızda, yakın topraklarda yaşayan, ama dilleri, kültürleri, tarihlerine bunca yabancı bırakılan zihinlerimiz. Coğrafyamızın yazar-çizer kesimi dahil  kimsenin bu zengin kültür birikimleriyle doğru düzgün ilişkiler oluşturamaması, tanımaya yönelik ciddi girişimin olmaması ayrı bir utanç ve sorundur.  Dinlediğimiz nağmeyi  "Yelda Abbasi" söylüyor, klip Türkiye'de çekildi, Kerem Pula çekti.."LE YARE"...Ezidi, Yarsan kadınlara ithaftır. / defter
Le Yare: müziği indirmeniz için (mp3 formatında-radio poem arşivinden) gerekli link: http://www38.zippyshare.com/v/22072046/file.html


"Güneşe güneşe karşı..." / Turgut Uyar




Ben ne güzel işerim güneşe karşı
Arkamda medrese duvarı önümde çarşı

Bir sürekli kaşınmadır yaşadığım
Törelere ve alışkanlığa karşı

Geldim gittim geldim bir şey bulamadım
Üzüldüğüme ve yorulduğuma karşı

Ah aklıma her şey gelir, her şey gelir
Doğan güne karşı batan güne karşı

Sözde kirlettiğimiz bütün her şey duruyor
Bak ne diyorum sana, ele güne karşı

Biz duralım bir sürekliyiz duralım
Durukluğa, tüberkiloza ve uranyuma karşı

Durduk, ateş besledi, kuşları sürekledi
Arkamız medrese duvarı önümüz çarşı

güneşe güneşe karşı


TURGUT UYAR

Görsel: Turgut Uyar & Tomris Uyar (evlilik cüzdanları- defter arşivinden)


Sarabande!..




Sarabande, Barok döneminde yaygın bir dans  türü sayılırdı. Vakur, epik, görkemli bir tarafı vardı. İlk başlarda sadece kadınlar arasında(özellikle İspanyol kadınlar) yaygındı.  Daha sonra erkekler tarafından
da benimsendi. XVI.Louis ‘in  tutkun olduğu “Sarabande”  bir “ayin” gibi karşılanıyordu.  Klasik değerler ve saray kültür birikimiyle de örtüşdüğü bilinir. Dansın mitolojik  ve  epik  anlam katmanları , keza bestelenen eserler  “sevinç ve coşku” ilintili hiçbir klişe yaklaşıma uymuyordu. Daha doğrusu bu gösteri,  içerdiği diyonysos sermestliğinin yanında ve de belki ötesinde daha çok ölümle ve ölümün o hakikatli yüzüyle hesaplaşıyordu. Nitekim, İspanya’da II.Filip “Sarabande”ı yasaklar.  Birçok klasik müzik dehasının “Sarabande” adlı besteleri var, ama biz, defter olarak aralarından en  güzeli olarak bildiğimiz Haendel’in Saraband’ini  sunuyoruz.


Borges Defteri


Usta Ellerin Anısına...


Dutar’ın (İki telli saz), ustası Hajgorban anısına…
Kendisi gitti, sazının sesi kaldı yadigar, Horasan bölgesinin uzak bir köyünde yaşayan, yeryüzü gürültüsü ve hesaplarıyla yaşamı boyunca bir ilişkisi olmadı, ilerleyen yaşına rağmen, 80 yaşında “İki telli” sazı genç kuşaklara tanıtmak için ücretsiz on binlerin katıldığı konserler verdi.Horasan toprağında zerreye dönüşerek, çoğalarak , çağlayarak yaşayacak. Mekanı  Nar  çiçeği bahçesi olsun. / borges defteri


"İKİ TELLİ SAZ YA DA" Dutar "Nedir?
İran, Orta Asya'nın birçok bölgesinde kullanılan  Dutar ; Fars, Uygur, Özbek, Türkmen halklarıyla adeta özdeşleşmiştir . Tar tel anlamına Gelir ki Dutar, vacuum, setar Üç telli, Cahar katran Dört telli saz Demektir. Dutar, "Dutar", "Dotar", "Dotar-ı Mayda" me bu imlalarla yazılabilmektedir. Dutar'ın sap uzunluğu.100-120 cm kadardır . 
 Gövde armudi biçimde Ağaç oyma veya yapıştırma olabılır.
Anadolu 'da bunabenzer İki Telli adında bir saz vardır. Anadolu'da Irızva, Ruzba veya Dede sazı adı verilene iki grup telle çalınan sazlarla Dutar'ın tarihi bağlantısının olduğu ortadadır. Ancak bugünkü Anadolu ikitellileri küçük boylardır. Arnavutluk'ta Çiftelia adıyla bilinen çalgının çalım tekniği de Anadoludakiler'le aynıdır.
• Adı, دو تار dotār ("Iki" Do دو, تار tar "tel") Farsça kelime'den geliyor
• Uygur Dutari:Yine armakla çalınır.
• Türkmen Dutar: İki Telli Türkmen halk çalgısıdır. Özbek Uygur dutarlarından daha küçüktür . Telleri metal olmakla birlikte, ibrişim olanlarına da rastlanmaktadır. Boyu 80-90 cm.dir yaklaşık. Dut ağacından  yapılır, silindirik şekillidir. Perdeler metaldir. İki tele birlikte vurularak parmakla çalınır.  İran, Horasan  Afganistan'da yaşayan Türkmenler Tarafindan da kullanılmaktadır.





Brad Meltzer / Çev. Poetic Mind


   


Hepimiz sıradan,
          Hepimiz sıkıntılı,
  Hepimiz Utangaç, Çekingen,
             Hepimiz cesur,
  Hepimiz kahraman,
       Hepimiz çaresiz insanlarız,
             Sadece gününe bağlıdır!..

Brad Meltzer
Çev.Poetic Mind

Brad Meltzer, Amerikalı yazar, 1970 ylında doğdu, NYC-Brooklyn’de büyüdü, yaşamını Güney Florida’da  sadece yazarak ve araştırma yaparak sürdürüyor.Columbia Hukuk Fakültesinden mezun yazarın yayınlanmış 10 romanı ve çocuklar için yazdığı 5 öykü kitabıyla beraber  5 mizah kitabı ve 3 “Non Fiction”  yapıtı var. Üretken ve farklı bir bakışı açısı, dili örgüs ve kurgu ağına sahiptir. Bildiğimiz kadarıyla hiçbir yapıtı(daha) dilimize aktarılmadı, ilk kez bir “ürünü” defterde yayınlanıyor. Ama eğer Barad Meltzer yapıtları arasından herhangi bir yayınevimiz bir ilk çeviri sıçrayışı yapacaksa defterin ilk önersi onun “Kimlik Krizi” yapıtıdır, son on yılın en (özellikle Amerika’da) tartışmalı yapıtıdır. / defter



Genç Irak'lı şair Ali Rashem anısına./defter





Irak'lı şair Ali Rashem'e (Kapkara caniler tarafından öldürülen) son veda nasıl yapılır ki? 

"Diyorsun: kuş uçtu,uçtu.Bakıyorsun-"


 yitip gitmez hiçbir iz, 
 ve boşuna değildir hiç kimsenin yitişi... 



Son şiirlerinden bir seçkiyi deftere göndermişti, "Poetic Mind" için... ne yürek burkan ve hüzün dolu bir haber ki şiirlerini çok sevdiği dil Türkçede göremeden yaşamdan koparıldı...Ne söylenebilir, yazılır ki?..Hiç!..


Andrei Tarkovsky Anlatıyor / Çev. borges defteri




Andrei Tarkovsky Anlatıyor

Yalnızlık duygusu

Yaptığım tüm filmlerde üzerinde en çok durduğum ve önemsediğim konu “izleyicilerimi” uyarmak ve boş bir evrende yalnız ve kayıp olmadıklarını anımsatmaktan ibarettir.

İzleyici birçok yöntemle kendi geçmişi ve yaşadığı dönemle ilişki kurabilir. Bu deneylerin birçoğu özgün irfan yönelimlidir ki aslında herkesin bu yolla  yeryüzü ve insan ilişkilerini irdeleme olanağı bulabilir.” / 1986

Çev. Borges Defteri


DİSTOPYA // Ulus Fatih






DİSTOPYA
                                             ''M.R.T için...''
 

Kısacık bir şey anlatmak istiyorum...
Küçük bir kır lokantasında, babamla yemek yemiştik, minicik bir yerdi, çok uzakta deniz görünüyordu... Kalkarken dedim ki, ağzımın kıyısında köşesinde bir şey var mı? Elini uzattı, şöyle bir yokladı ve çenemin üzerindeki beni temizlemeye kalkıştı!..

Aradan 40 yıl geçti ve şimdi anlıyorum ki, insanların tümü birbirine yabancı varlıklar, ayrılar, çenemdeki benin, o güne kadar yıllarca varlığının ayrımına varmayıp, o an, bir yemek evinden kalkarken algılayan; insanlık...

Hepimiz, her zaman böyleyiz, hepimiz ayrıyız, ruhumuz, bedenlerimiz, alışkanlıklarımız, her şeyimiz ve bunu hepimiz biliyoruz. Söylemesi güç ama, ne kadar derin bir dostluğumuz, sevgimiz varsa, o kadar birbirimize düşmanlığımız ve önü alınmaz nefretimiz var.

Babama o gün alınmıştım içten içe, ama bugün yaşamdan aldığım dersler ve zamanın yatıştırıcılığı artık beni de değiştirdi ve yaşam iklimim çoktandır onlara uyum göstermek konusunda büyük başarılar sağlıyor...

Büyük başarılar...

Şaşırtıcı gelebilir ama, sonraları Newyork'a kadar uzandı yaşam yolculuğum, niçin; Newyork, çocukluğumda duymuştum ki, orada gökdelenler yukarılarda -iki paralel doğrunun sonsuzda birleştiği gibi- birleşir, bulut ve güneş görünmez olur ve kent sonsuz bir karanlığın içinde yaşar... Neonlar kenti sürekli aydınlatır, mağazalar hep açıktır ve gündüz ve geceleri yalnızca saatler belirler. Bu efsaneyi duymuştum ve Ledin Krallığı'nda (Light Emitting Diode) yaşayan insanların, hiç bir zaman bunun ayrımında olmadıklarını da işitmiştim.

Uçağım güneşi içer gibi, Atlantik üzerinden Morristown hava alanına indiğinde güneşin çoktan düşlere karışabileceğini anlayamadım. Işıklar, göz alıcı ışıklar her şeyi unutturuyordu, yapay aylar, suni güneşler, yıldızlı gökyüzüyle dolu sanal dünyalar her şeyi hoşnutluk veren bir sanrıya dönüştürüyordu.

Kısa bir öykü bu...

Yıllarca yaşadım orada, bir gün bile güneş nerede, mehtap nerede, yıldızlar neden çıkmıyor diye düşünmedim, yer gök güneşle, ayla, yıldızlarla doluydu, sonra işte korkunç gerçeği bir gün anladım; İnsanlarda sanaldı burada...

Tanrıyı yadsırcasına ya da ona ulaşırcasına yüksek binalarda toplanıyorlar, başka yerlerdeki diğer insanlar için duygulandırmayan, barbarca kararlar veriyorlar, oraya silahlar, uçan roketler, lazerler gönderiyor, robokoplar salıyor ve kendileri dışında, her yeri güneşin kavurduğu bir cehenneme çeviriyorlardı.

Hiç kimse ayrımında değildi olan bitenin. Yavaşça ve sabırla bu kentten, dünyanın başına bela olmuş bu sanaliteden ve bambaşka bir inancın pençesine düşmüş, tuhaflıkla dönüşmüş bu robotlardan kurtulmak istedim. Zaman geçtikçe davranışlarım değişiyor ama işim gittikçe zorlaşıyordu. Onlardan ayrılıyor tepkilerini çekiyordum.

Kısa zamanda benim ne yapmak istediğimi anladılar, bir gün aniden içinde yaşadığım, oradaki Metrocity'lerden Building'in kapısı çaldı!.. -kaçma isteğim ve her şeyi haykırabileceğim korkusu onları harekete geçirmişti- (Neuromancerler'dir diye düş bile kurdum!) büyük bir telaşla, bina dışındaki diğer asansöre koştum, bugün bunu nasıl başardığımı bilemiyorum ya da onların buna nasıl göz yumabileceğini...

Zemine indiğimde ışıklar gözümü neredeyse kör ediyordu, evsiz bir Quasimodo, öylesine biri ve hiçbir şey olmamış gibi, binanın çevresini süsleyen, onu diğerlerinden ayıran, sentetik çalılıkların içine girdim, sinsiydim, ayağım, yere gömülü bir kanalizasyon variline takıldı, işte o zaman, Tanrı'ya ilk kez böylesine içten yalvarıp, dualar ettiğimi ve ürpertiler içinde bugün bile sürdürdüğümü söyleyebilirim.

Öykünün sonu yaklaşıyor...

Kanalizasyon kapağından, 'Açıl susam açıl' dercesine girerek, el yordamıyla demir tutanakları kavrayıp, paslı merdivenlerden, yitip giden dolantılarda, aşağılara doğru süzüldüm, nereden geldiği belirsiz bir ışık sızıntıyla ortalığı aydınlatmaya başlamıştı... Az ilerde büyük bir kalabalık belirdi, işte biri daha kurtuldu diye, sessiz bir tansımayla haykırıyorlardı. Bayılacak gibi oldum...

Göz gözü gördüğünde, hıçkırıklarla birbirimize sarıldık, şoka girmiştim, onlar beni teselli eder diye beklerken, ben onları teselli ediyor, ağlamayın, her şey bitti işte diye yalvarıyordum...

Şimdi orada yaşıyorum, güneş, ay ve yıldız gene yok. Ama gerçek var, her şey bir gerçeklik içinde yaşanıyor!.. Yaşamak, sevgi, barış...

Ve inanmayacaksınız ama; Aşk!..





Ulus Fatih


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    Sivil Sözlük
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Kuzey Yıldızı/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Kuzey Yıldızı/Dergi Arşivi

    ***


    491
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic