Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Şiir, Karga, Soru!..// Sufi.



Diyorum, kendi kendime, hafif sesle:-kirli şeyleri unutmalısın.
-Ama nasıl?
Boş ver şimdilik, söylerken söz ölüyor.
Sonra bakıyorsun hiç kimseden, hiç kimseye esmiyor rüzgar,
İçimize-dışımıza ve acıya inat şairin adı üzerinde
 kırılan sular kan oluyor, ciğerimizi dolduruyor.
Şiirin, Şairin gücüne-hala- inanlardanım. Şair dostlarım
bu görüşümü her ne kadar (özellikle bu günlerde)  benimsenmeseler de.
Küskün kaldırımların adı olsa da şiir, elin maskarasının maskarası
olsa da, şırıltısı hala yakın düşüyor şiir sularının.

Şehrin büyük yalnızlıklarından sıkılsam ne çare?
Benim derdim bol gömlekli yaz derdi-özlemidir.
Gecenin en olmadık yerinin sızlaması gibi.
Oysa bak işte hayat devam ediyor.
"Biz biliriz birbirimizi" der eski dostum, ben ilave ederim:
hiçbirzamansöylenmeyeceksözlerikırarımkantaşıyla!

Bir Karga!

O karga var ya,
hani camın önündeki ekmek kırıntısına konan, belki ona sormalıyız
Bilmemize rağmen ya da tutalım ki  hiç bilmiyoruz, senin rengin ne?
Bana-bize yeni bir şey anlatır mısın sevgili karga?
Bu "kaynakları çoktan kurumuş deniz yalnızlığı için söylenecek en dokunaklı
şarkı olurdu" gibi bana göre sıradan bir cümleye bile sığmayacak
tutkulardan geriye kalan önemli bir parça olurdu.

Edip Cansever voltajında, akım gücünde bir  yanıt gerekiyor, oysa karganın dili yok!
Dili var, biz çözemiyoruz!

"Çiçekleri sulasan,
kurumuş yaprakları kessen
sözgelimi tırnaklarını yemesen
akşamları erken yatsan iyi olur…"

Edip Cansever-Çiçekleri Sulasan şiirinin giriş bölümü
(tamamını ezberlemediğim için yazamadım Edip Cansever'in büyük ruhu  kusura
bakmaz umarım, kitap yanımda değil)

Sevgili Karga,
Bu günlerde-gecelerde "erken" yatıyorum, doktorum önerdi,
biraz gömüldüm içime
ama şu defteri okurken
aşkların yalnızlıklara benzediği bir kentten bir kente giderken
oluşan anıların rengine dalıyorum sanki…
Diyorum ki o anıları nereye bırakılmalıyız?
Üstelik böyle bir emanetçimiz varken.
Yeniden ayrılık türküsünü söylüyor gece kuşları-kulağıma
şehir hatlarının bütün vapurları yaşlanıyor zihnimde,
 kibritim nem kaptı bu günlerde sevgili...
o deli, divane şulesi inan ki yok artık.
gerçeğin yüzünü, zamanın anlamını anımsamak istemiyorum bu günlerde.
ah, benim şu ömrüm
omuz başında hep bir cellat gölgesi taşıyıp, iplere serilmiş, kim
nereden bilsin,
yenilmiş yanımı....korkuyorum bu kez.
Nasılsın?



Sufi.


MUTLU MEZARLIK!../ defter






MİNİMALİSTİN DUASI // Şafak Çubukçu





TASVİR-İ ŞİKAYET


İkiye ayrılır yaşam
bir camın ardından
kendi başından geçenleri izlersin
senden başka biridir sanki
tek başına yürüyen şu adam
her gece uyuduğun ev bile
bir başkasının evine dönüşür
anlamaya başlarsın ki
senden başkası yapamazdı
yaptıklarından daha kötüsünü
düşünceyi kemiren kendine yönelik öfke
tasmasından sürükler imgelemini
sözcükler tükenmiştir oysa çoktan
ve masum simetri özlemine bile izin vermez
kumlarda ışıyan başıboş sandalyeler.
Acılar uzamı teslim almışsa eğer
Tanrı bile kapatır bütün kapıları
yüzümüze hemen.


MİNİMALİSTİN DUASI

 Uyuklayan korlara dalıp
ortaçağ dokumaları üzerine
konuşmak istiyorum
çektiğim acılar
ellerimde tuttuğum
bir buz kalıbı gibi
içimi titreten somut bir gerçeklik
olsun istiyorum
ve Tanrı
hasır koltuğun altına koyduğum
biraların
ısınmasına izin vermesin istiyorum.

 Şafak Çubukçu 




Ak Libaslı Kara Atlılar // Mehtap Atila






Ak libasların sardığı bedenler, kara atlarını sürüyorlar köpüklü tozlar üstünde… Ağızlarının kuyusundan taşan tül nefesin peşinde; “hey nereye” diye seslenen “çok”ların dar aralıklarından süzüle süzüle… 

Gözlerin dokunduklarına aldırmadan, ölümün pençesini sinelerinden kaldırmadan hızlanıyorlar, akarak, azalarak… Ellerinin gümüş ayasında çarmıhları, yol içinde sis bulutlarını yara yara, en kuytudaki yaralara çare diye bildikleri (işte o bilmedikleri) “varış’a hep” mesafesindeki sılaya… 

Kara atların üstünde üşüyen ak libasların sardığı bedenler, bu gidişi dert edinenler, çok geçmeden gece vadisine geldiler… Karanlığın körüne değince tenleri, ürperdiler… Vahşi ve kasvet, çirkef ve haset sesler yırtıldı, siperlerinden sıyrıldı, yavaş yavaş, sinsi sinsi en umulmaz anda arkalarından saldırdı… 

Kimilerini kandırdı sesler, kimilerini yıldırdı… “Dururuz biz burada, ötesi yok, ötesi geçilmez” dedi kimileri, “bir adım daha gidilmez” dedi kimileri de… Ama gözleri karanlıktan daha kara olanlar: “Durmak olmaz bu vadide, bu geceye kanmak olmaz, yürek sesidir bu aldanmaz” dediler, çektiler kılıçlarını, karanlığı yara yara, o en kuytudaki yaralara çare bildikleri (işte o bilmedikleri) “varış’a hep” adına batırdılar bedensiz kör karanlığa, canlarını… Feda…

Ağızlarının kuyusundan taşan tül nefesle örtüldü kanları… Gümüş ayalarda gülümsedi çarmıha gerili o sevdalı… “İşte ufukta parladı” dedi biri, biri “gördüm” dedi, “burası yeni bir vadi”… Aldananlar kaldılar, gidenlere aldırmadılar… Hızla akanlar kalanları yadırgamadılar, yargılamadılar ve daldılar… 

Ak libasların sardığı bedenler “varış’a hep” mesafesini adımladılar... Gözlerinde büyüyen ufka yaklaştılar… Giderek, giderek sıcaklaştılar… Önce bir tepeyi aştılar, sonra vardılar ışıklı vadiye…

Gecenin tersine güzeldi sesler, tutuldu nefesler gördükleri karşısında… Vardık, işte “varış’a hep” dedi çoğu, kimi de sustu… Sardı bir uğultu çevrelerini… Susanlar daldılar seyre, kaldılar kendileriyle… Varanlar ışıklı vadiye, pek keyifli pek mutlu: “Yolun sonu demek buydu” dediler, libaslarını serdiler seslerin güzelliğine… 

Ama gözleri ışıktan daha ışık olanlar: “Durmak olmaz bu vadide, gidişimiz daha derinde, bir hile var yine bu işte” dediler, “çok”ları dinlemediler… Ak libasların sardığı bedenler “az” kaldılar… Yine de daldılar, kalanları yadırgamadılar “onlar vardılar varacakları kadar” dediler ve sürdüler rüzgârın ağzına ak libaslarını… 

“Varış’a hep” mesafesindeki sılaya yürüyen ak libaslı bedenler, bu gidişi dert edinenler, ağızlarının kuyusundan taşan tül nefesin peşinde; “hey nereye” diye seslenen “çok”ların dar aralıklarından süzüle süzüle, “Varılan yer değil, gidilen yoldur; yolcu” dediler… Ve sürdüler kara atlarını “varış’a hep” mesafesindeki sonsuza doğru…

Mehtap Atila


Yokluk Atlası // Ela Dincer



Yokluk Atlası

geçmiş: geçmeyen ıssızlığı şimdinin
ve gelecek dediğin ne varsa beklediğin
matlaşmış kör yılan derisi
hangi mevsim bırakıp
içinden çıkıp başka bir geleceğe taşınır gibi
ama bırakıp oracıkta. öylece. çıkıp gittiğindir
gelecek dediğin ne varsa beklediğin: yittiğindir
ayna kırılganlığından kendi yokluğuna.
yürüyor muyum. duruyor muyum
başı sonuna düğümlü yumak mıyım
kopar beni içimden
kaç kişiyim göreyim
kopar belirsizliğin kendini belli eden inceliğinden
inceldiğim yerden
bileyim yürümek mi bu durmak mı
keskin ve yabanıl kan ve kas yumağında!
düş
düşmeyen elmadır göğün tekil tarihinde
ve gerçek dediğin ne varsa bildiğin
bilmediğin diğer senlerin iç sesidir onlar
iç yasadır o. elmanın kurtlu tarafı
bir yarısı dişinde kalır diğer yarısı düşünde!
gidiyor muyum. kalıyor muyum
gittiğimde aslında nerede oluyorum
kaldığımda neredeyim
parçalansın tekliğe övgü bedenim. ayrışsın
şimdinin gelecekten kopardığı betimsiz oluş
geçmişin şimdiyi döllediği zehir
ve an: nerede olduğumun bir an’lık şaşkınlığı
ayrışsın zaman.
gidiyorsam ardımda o gölge bölsün. güneşten ışıklar.
hüznün prizmasında dağılan renkleri toparlasın:
koyu. karanlık. kaygan.
kalıyorsam: sarsılsın kütlemin yumaklandığı kök’üm
zehrimi akıtabileyim ateş dansında gövdeme ki bileyim
hüküm ben de mi. ben miyim yargısı ön kabullerin.
/nasıl da akrep kesiliyorum yer altı çekimine. şimdiden/
kollarım kanat olmalı diyorum. baş döndürücü çırpmalarla
şimdiden kanat olmalı kollarım ki bir solukta geçilmeli an
bacaklarım belki de hırçın bir at gövdesini taşımalı
soluğumla kabarmalı toprağın mayası döl vermeli
ve döl almalı belirsizliğin keskin uçlarından.
ağzım kuyu olmalı: derinliğe doğru genişleyen ve yüzeyinde kanlı
kırmızı
bir sesle açılan kuyu olmalı ağzım.
geçmiş geçmeyen ıssızlığı şimdinin
kol ve bacak ve ağız ve kaburga dengesine sinmiş organ kıvılcımları
gelecek. düş. gerçek…
ve sen ey devingen atlas
durma
yokluğa mıhla beni
:
kasıklarıma doğru hırçınlaşan tedirginliğin
farkında mısın!

Ela Dincer



Su içen Güvercinler...// JM



Suyun üzerinde yürüyebilenler beni bilirler
 Bir onlar bilirler bir de sokak kedileri
Nerede görseler tanırlar beni, Yukuta’yımdır
Görünüşüm su içen güvercinlere benzer
Yürüyüşüm yolunu kaybetmiş geyiklere…” /  Ziya Alpay

“An gelir” ibaresi bir şeyin habercisidir, ama ya yanardağ gibi kendi lavını püskürten bir “an” ya da derin iç kırılma ve bir  yalnız çöl seyyahının uzun ve canhıraş ahına  tanık kılar bizi. Bir kez daha  kendi zavallı hakikatimize çarpar dururuz.
Bir öyküsünde şöyle yazar:

Beni dışarıda bekleyen özel ve çılgın birisi yok. Aşk da zaten bir zamanlar zevkle okunan bir şiir ya da görülen güzel bir rüyadan ibaretti. Sonuçta zaman geçti ve ben değiştim. Farklı birisi oldum. Farklılık… Kendimi ne kadar fazla farklı hissedersem o kadar yalnızım. Farklı hissedemiyorsam şayet yaşamanın bir anlamı kalmamış demektir. Demek ki Serap'ın asansöre binme fobisi vardı. Bu durumda ebediyen seninim yalnızlık. Yalnızca senin. Ya da bir başkasının. Ne fark eder ki.”

Kimi kalemler “ebedi yalnızlar” olarak kalacaklar.

“Bomboş bir ben, kendimi yalnız hissediyorum”. İşte bu haykırış iç kulaklarımızdan eksilmez, ama ne yapılabilir ki? Üstelik bu deli divane çağda ve artık yalnızlığın bir gotik yapı gibi hepimizin üzerinden yükseldiği bir hiç zamanda. Evet ve “an gelir” ‘kararlı bir düşünce olarak kendini ortadan kaldırma saplantısı’, saplantı olmaktan çıkar direkt kendi üzerine düşersin, üstelik kimseden habersiz. Eylemin “bilince” dayanan veya dayanmayan yönü kimin umurunda, kim fark edebilir ki bunu? Böyle bir harf yığını yaratmak olanaksız. Olanaksız, çünkü korkusuzca  o yola baş koymak her insan evladının işi değil. Mesele, epidemi boyutu ve verileriyle de zerre kadar ilgili değil, hem o verilerin canı cehenneme. Canı canan gittikten sonra ne Nihilizmi tartışmanın ne de  Ecinniler yapıtının temel taşının üzerine gitmenin bir yararı var. Yürek yoksulluğu  olarak görürüm  bu girişimi, hele ki ateşin yakıcı sürecinde. Birilerinin anlaması veya anlamlandırması da boş kalır. Sonunda her şey anlaşılır nasılsa.
Ziya’yla  çıktığımız uzun yolculuğun serencamı böyle bitmemeliydi, daha kısa zaman  öncesine kadar  aramızda akan sözcüklere hiç sinmeyen o perde meğer onun iç dehlizlerinin tamamını kaplamış. Ziya’nın sesi er geç hepimizin sesi olacak, bu kesin,  ve de o kanatlardan kurtuluş imkanımız hiç yok.Yeryüzü, ah yeryüzü.  Demek sana yaşanacak yer diye geliyoruz, meğer burası ölünecek yermiş.
İnsanda var olan o sonsuzluk duygusu ve özlemi yanıltıyor bizi, yanıltıyor ki durmadan gökyüzü, çöl ve deniz ufkunda arıyoruz onu.  Ama ne yazık ki  R.M Rilke’nin dediği gibi: “Bütün insanlığın acısıyla yalnız” olmak çok ağır bir yüktür. Sorun ise o yükü taşımak veya bırakmak değil, sorun yalnızlığın ebedi bir fener gibi yüreklerden yansımasıdır. Derde derman yok gibi.
Cesare Pavese,  o elim ve canhıraş gidişinden (intiharından) önce, yani 18 Ağustos  1950 tarihinde şu notları düşer:
Gizlice en çok korkulan şey hep gerçekleşir sonunda. Yazıyorum: Ey, Sen, acı. Peki sonra?
Bütün gerekli olan, biraz cesaret.
Acı ne kadar ortaya çıkar ve kesinleşir, yaşama içgüdüsü  o kadar ağır  basıyor ve intihar düşüncesi zayıflıyor.  Kolay sanmıştım ilk düşündüğümde. Zayıf kadınlar yapmıştı bu işi. Alçakgönüllülük istiyor, kendini beğenmişlik değil. Tiksiniyorum bütün bunlardan. Sözler değil. Eylem. Artık yazmayacağım.”
Pavese’nin belki çevresinde bu muazzam cezayı keseceği çok kişi vardı(mutlaka  öyle), ama bizim giden canlarımızın sesi öyle bir gürültülü koridorlardan yankılanmadı, bu tercihi de zaten yapmadılar. Onları bu gök kubbe altında bir elin parmakları kadar insan anladı sanırım. O da yetiyordu (hepimize yettiği gibi).
İnsan bazen Kundera gibi “ilk yarının saygınlığına yeniden” demeyi çok ister, böyle bir zorunluluk olmadığı anlarda bile. Ama bu canhıraş gidişler  sadece  yeni acı ve hüznü feci biçimde yüreklerimize mühürlüyor. Acıdan acıya.  
Ona en son sorduğum soru ve verdiği yanıtı hiç unutmayacağım.
Tıpkı Hemingway’in yanıtı gibi, aldatıcıymış meğer :
-          Kendimi iyi hissediyorum. Bir Sorun yok”. 
Ah, güzel dost ve harika insan, bu tarafta da sorun yok artık.
Bahar diyorum, bunca zalim olmamalıydı, bu kaçıncı elem?
Gittin. Neyleyim ki gittin.
Görünüşün hep su içen güvercinler gibi hafızama kazındı.
 (Keşke Fatma’yla atölyemi ziyaret ettiğin gün olsaydı…keşke).  

J.M
24.04.2016



Haiku-Tarkovsky // Çev.Poetic Mind




İçimi izle,  tam bir viraneyim,
Ve bir kentin ıslak, yıkık sokaklarına,
Aşksızlıktan kaçan sakinlerine benziyorum.

Tarkovsky
Çev.Poetic Mind

Görseller: Tarkovsky’nin Nostalji Filminden





Mesafe Açılıyor // Bayram Balcı




Mesafe Açılıyor

günün yavaşça sönen canı
yaşadıklarındaki hurdayı parlatıyor
sen bunu bir bahar sanıyorsun
en sevdiğin kitaplar gibi soluyorsun

sessizlik asılı kalıyor kalbin havzasında
karanlık odalarda yapayalnız oturuyorsun
sus artık ve pencereden dışarıya bak
hayat ile aradaki mesafe açılıyor

sen kendine bir şövalye olmuşsun
atların nalları altında dans ediyorsun
hayat seni bu valsa istemiyor
yaşadıklarının hepsi hurdaya çıktı artık

günün sönen ışıkları
sana bir gülümseme bırakıyor
sus artık ve pencereden dışarı bak
kayan yıldızların sesini duyuyor musun

kenarlarına notlar düştüğün kitaplar
basit ve güvenilir mütevazi bir arkadaş gibidir
topla hurdalarını hayatının
kalp kuyusunda erit
yaşamak başka türlü yenilenemz yoksa.

Bayram Balcı


Yeryüzünden Zaha Hadid Geçti // Şirin Artin




Mimar Zaha Hadid, yaşasaydı bir ihtimal ki Çağdaş Babil Kulesini de  yeni mimari-sanatsal anlayışla tasarlayacaktı, olmadı, yeryüzünü “erken” terk etti. Irak asıllı ve aslında kültür kökeninde barındırdığı güçlü bir mimari-sanat geleneğinden geliyordu.  Son otuz yılda ortaya çıkardığı bazı yapıtlarıyla bildik anlayışları alt üst etti. Çok iyi işleri de oldu, ama sonuçta hep olması gerektiği o mimaride yatay kültür  anlayışının dışına da çıktı.  Özgün tasarımlarında Seyyal ve Akıcı bir formu tercih etti ve kimilerine göre “feminen” bir bakış açısında ısrar etti. Ona yapılan eleştirilerin en can alıcı noktası gökdelen furyasına katılması ve  inşaat(lar) sırasında meydan gelen işçi can kayıpları.  Büyüyen şöhreti, estetik, mimari, para ve sonunda Britanya Kraliçesiyle eşit ayna görüntüsü, özdeşimi!
Kral Abdullah Petrol Araştırmaları Binasından tutun BMW binasına kadar uzanan bir tuhaf liste. Belki bu yüzden kendi yurdunun paramparça olmuş yaşamları, yıkımları,  fakir Irak halkının kanından uluslararası  sermayenin oluşturduğu  kan deryasının ne rengi ne ne de izi o görkemli tasarımlara asla yansımadı, unutuldu.  Ne yazık ki kendi halkı o post modern mimari anlayışından hep mahrum bırakıldı, paraları olmadığı için, para akmadığı için Zaha’nın da kalemi o topraklara nedense dokunmadı.  Ölen,  tecavüze uğrayan, sürgün olan bir halk, mimari alanda sponsor olamazdı, o da söz konusu olan büyük soyut projeler için…


Şirin Artin 


Zaha Hadid yapıtlarından / defter:





Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic