Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Yakında...



Defter, yakında tekrar yayında olacak...


İstasyon , ... // Erkan Ezbiderli



İSTASYON


uyarlaması tekdüze salıncak içgüdüler     
aynaları şık bir süzüşle semirip ele karışır
çiğ etler pembeleşir sihir gerilince yayında 

erkek kahkahasıyla resmediyorum içimi      
şimdi sen tam ucundayken sevda şeysinin
yıllar var ki yıllar sen hep bir ucundasın
henüz ilk makasta mızıyan trenlere istasyon  

ben mi, ben bir meleğim alsın götürsün şeytan
nafileden doğru döne dolaşa gelmiş isabetteyim
ciğerime gömdüğüm tövbe bilirim hep oradadır

ama sen bu erotizm şeysinin tam neresindesin  
sus söyleme duyuyorum gözlerinde hayat kısadır
kar yağıp iştahımız kesilmeden ki yazgımız rüzgâr
bak ne çok göç verdi değil mi bu şehir, bu akşam.




ALÇI


neden ağırdan aldık sanki kumarbazdır nü
nice softaların rüyalarına girmişken kibir     
bak önümde arkamda ruhun fosforu yanar
belli değildir zamk gibi bir şeydir daha çok

dilinde haleler gezemeyiz kurak sesin balarısı
rengin simsiyahı canını ay almış süzüp kanından
doygun dudaklarda keza ölüdür hava uçamayız  
er kişi otursun dursun artık bülbülünün gamında

bir hiyerarşi kırıp kemiklerimi düzden doğruya
küçülsem ah keşke yerde bir dip bulunup girilse  
tetanostur kalbimin pasında şimdi ağrıyan nefes

dertlere masa açalım gel kömürden bir çift göz
sokalım soğuk ayaklarımızı içine yaz masalının  
deliliğim uykusuzdur zira kapılar dıştan kapanır
ama kışsa da eyvallah radyo çalıyordur ne güzel

sihirbazdır şampanya su olup kaynar fokurdar
onları dinleme sen baksana ne biçim bir akşam
topallıyor gökte ardı sıra ateşlenmiş yıldızların
dahası el avuç açmış yalvarıyor kınındaki bıçağa.   




TÖVBEKÂR 


verili günler de özgürdür nasıl olsa bir an için
ses bazı sessizdir sanki ritimdir duvarda nefes
kaynar olur donar denilen kan bir yangın olur
tel bir dışarısı gözleriyle iğdiş edilirken acının

kaç kez yarılanmış bu yol nere çıkar kim bilir
ayılır bayılır yine silkinip atar çekicini kayaya
peki bu kaçıncı kez parçalanmak bir sayanı yok 
emrin büyüklüğü değil kulun küçüklüğüdür artık

ama sen de doğru söylüyorsun kimyasızdır insan
azla çokta eşitlenmek yerine dudak büker doğaya
karartı büyüdükçe büyür eşya tam bir karanlık olur

neyse o be! yürümek yeter asıl yatarak yeşerir tohum
bize ne ki tuhaf bu eğlencenin uğruna sararıp solmak
değil midir böyle bir arınmak her yok oluşta var olup
şu an ne diyorsam odur, elini daldır tut dipteki ellerini  

ama yanılıyorsun yolda sakallarım hiç ağarmadılar
ne demiştik acı mı yoksa özgürlük mü gülünç şeyler
yarılanmış yolda atılmış yükler ki ah bu kaçıncı kez
kaçıncı kez dımdızlak bir dalda kırık dökük kanatlarla.

Şiirler: Erkan Ezbiderli 


Bakış Uygarlığı! // A. Ahıska


Şu an baktığım fotoğraf 1962 yılından Rougier'ın deklanşöründen fırlamış gelmiş, yaşamın son demine.
Zerre yolculuğunun konuğu olmuş. Dipsiz bakış. Ölgün yüzleri izliyor, kayıp bir gölge.  Ağı ağır  kendi yalnızlığını ölçüyor bir gövde. Hüzün düşmüş önüne. Gün ortası rüyasını arıyor.
Devinen gün diyorum ve gözlerin çağrıştırdığı öykü, böyle bir şey mi acaba?
Onca kalabalığın ortasında, garip bir yalnızlık, biraz hepimiz.
Acıdan çatlayan anılar.
Umar pınarı kuşları.

Fotoğrafı ilk kez defter arşivinde gördüm, tuttum elinden, sizin için getirdim, bu kara kışta!


A.Ahıska


"bu da bir yazı!.." *




“Gelir,
Görür,
Gider ama bir şartla:
Kahkahalara gölge olacaktır hep ıssız topraklarda boy atan selviler. Ve kurtlar bu dehşetin müziğine ulumayı yüksek seslerle sürdüreceklerdir.
“gece vakti yine kıbleden
 meşelere türlü türlü gölge
 sırtı dağlara ateş
 sırtını dağlayan yangın
 tesbih tesbih”

Ömer Serdar

***

 “Kimsenin sahip olamadığı defterlerde mürekkepler kururken insanlar kaybettikleri kalemleri aramaya çalışırlar. Harfler birbirilerine seslendikleri o ilk bebeksi haykırıştan sonra bir çığlığa başkaldırıya dönüştüğünde bazıları sözün uçtuğuna yazının kaldığına hükmeder.” / defter arşivinden

Leon Felipe (Batu Alpugan)

*: "bu da bir yazı": leon'un özel yazışmalarımızda sık kullandığı  cümle!..


Vurulmuş kuşlar sabahları ölür.../ defter




Haber deftere ulaştığında inanamadık, "o eski, 'Leon Felipe'  şakalarından" olabilir dedik, ölümle bile şaka edebilecek kimseleri ciddiye almak gerektiğini bilerek ve telefonunun suskunluğunu da hesaba katarak, haberi doğrulamak için ailesine ulaşmaktan başka bir seçenek yoktu, kalmamıştı.
Evet, Leon (Batu) ölümle o bildik şakasını ciddi ciddi yapmış, ölümü de tekmelemiş ve  bu fani dünyadan “ışık” olarak çekip gitmiş. Tam o sırada sevgili JM'nin annesinin vafat haberi ulaştı deftere. Ömer Serdar'ın gidişiyle, üzüntümüz, acımız, hüznümüz daha dinmemişti ki üst üste düştü acılar. Mekanları cennet olsun, kalbimizdeler tüm gidenler ve kalanlar.

 Titrek bir vagon gibi geçiyor anılar, sözler ve seslerimiz, sabırla, sabır dileyerek. Biliriz ki belgeseli çekilmez ölümlerin. Kameraman, yönetmen, ışıklar yoktur.
"El elin yitiğini türkü çağıra çağıra arar...".
Herkes eninde sonunda kendi acısını, kendisi çeker, kendini çeker. Nadir varılan anlarda belkidir aşk, veya mutluluk, ya da hüzün dediğimiz şey, ama tümü o kadar.
Hiçbir zaman emin olamazsın ve düştüğün yükseklik her zaman önemlidir.
Önü-sonu, eni boyu olan bir kara parçasıdır hayatımız: bizi kanatır.
Ne diyordu Turgut Uyar: "Sevgim acıyor / kimi sevsem/ kim beni sevse..."
Tutku konuşmalarında hapsoluyor sözcükler, ve  eski şölendir, vurulmuş kuşlar sabahları ölür...

"yüreğimiz kanıyor dostlar, ötesi hiç yok, olmadı!"



ışık bahçelerinde uyusunlar canlarımız…


Borges Defteri 




Leon için sevgili Savaş’ın kaleme aldığı yazı:

Batu'yu Kaybediş | Savaş Çağman



Ben de bir tane bile fotoğrafın yok. Sadece bana apar topar bıraktığın bir şiir defterin var. Seni sokaktakiler "Ben Öldüm" diye bilirdi, Rimbaud'un "Ben bir başkası'dır" demesi gibi gerçeklikle. Batu, Akay Yokuşundaki bir konserde herkesle papaz olmayı göze alan o apaş çocuk. Sen benim en iyi arkadaşımdın... Dost Kitapevi’nin önünde bir kaldırıma tünemişken bulurdun beni, kaşını kaldırır “gel” derdin. Giderdik. Yan yana çokça susardık. Sana ilk Lautréamont’u ben okumuştum, Rimbaud’un elini benim yanımda sıkmıştın. Şiir yazardım, şiir yazardın... Nedendir bana, kendimi önemli hissetmeyi sen öğretmişsin gibi gelirdi, hayatım senin yanında bir işe yarar gibiydi; buydu kardeşim, senle hissiyatım, senle yanyana yalnızlığım. Ne çok severdim seni, bir kere bile söylemedim. Batu, şiirlerinle anımsıyorum seni, mavi gözlerindeki o ışıkla, ben seni hiç unutmadım küçük kardeş, ben seni merak etmeyi hiç bırakmadım. En son 2009’da gördüm seni, İstanbul’da bir sokakta karşılaştık, Amerika’ya gitmekten bahsediyordun, yine hunharca, harıl harıl yazıyordun. Ankara'da Tunalı Hilmi’ye çıkan Büklüm sokakta ben bir balkonda sergiye resim çekerken, yaza inat postallarında sarhoş geçişini anımsıyorum, küfretmiştin gülerek. Özledim küfürlerini, apaşlığını, sarhoşluğunu, zorluğunu, kavgalarımızı... Kendine yaptıklarını sevmezdim, izlemek istemezdim bu yüzden uzaklaşırdım. Senle naneli likör içmemizi anımsadım, saksı bitkileri arasında yuvarlanmamızı, Meclis Parkı'ndaki vandallıklarımızı, ortasınıf radikalliğimizi… Hayata hiç düz bakmadın… Bir gün yine Meclis Parkı karanlıklar içindeyken, sen oraya çok yakın otururdun, seni oradan uğurlardım, bana baktın "Bir sene önce ne demiştin, unutmuşsundur şimdi" diyordun gülerek. Sordum. Benden alıntı yapıyordu, "İnsanlar o kadar çok yuvarlak çizer ki en sonunda başladıkları noktanın nerede olduğunu ayırt edemez"... Sen unutmazdın, en önemlisi karşındakine hatırlatırdın kim olduğunu. Kimse senin gibi duvara çivilenmiş bir Maldoror'un Şarkıları altında uyuyacak kadar sevemezdi şiiri, kimse senin gibi şairin değil şiirin ta kendisi olamazdı; sen hayatını şiir yapardın. Batu Alpugan, yürek yağverim, küçük kardeşim, rahat uyu, sensiz dünya yavan ve boktan olacak… Seni ne çok sevdim, seni ne çok özledim… Çok ağlamaktan başka ne yapabilirim?

SAVAŞ ÇAĞMAN



Yeni Bir Mevsimde Kurulan Dünyalar/ Fatih Yavuz Çiçek


Okuyanlar, bir şekilde duyanlar hemen anımsayacaktır. “Türkiye’de ne kadar futbol varsa o kadar edebiyat var” sözü Fethi Naci’ye aittir. Fethi Naci, bu sözleri söylediği dönemde Türkiye’de o dönemde var olan edebiyatın farklı bir boyutuna dikkat çekmek istiyordu muhtemelen. Niçin? Çünkü o yıllarda futbolun merkezi üç büyükler olarak bilinen İstanbul kulüplerinin tekelindeydi ve bu tekelin, merkezin dışında kalan taşra tarafından kırılması ancak Trabzonspor’un şampiyon olmasıyla mümkün olmuştu.

Şimdi durup dururken hangi sebeple bunları anımsatma ihtiyacı duydum, açıklayım. Trabzon doğumlu ve Trabzon’da ikamet eden Serkan Türk, 4.öykü kitabı “Bak Önümüzde Yeni Bir Mevsim”le yıllar evvel Trabzonspor’un futbolda yaptığı değişimi, tıpkı edebiyatta yapacak gibi görünüyor da ondan.

Çünkü edebiyat, ana malzemesi dil olmak üzere insan yaşamının bütün safhalarını içine alan, düş gücüyle beslenen, ortaya koyduğu anlatım teknikleriyle bireyi, toplumu ve bütün dünyayı, merkezi hegemonyaların boyunduruğu altına girmeyi reddederek yansıtan bir sanat dalıdır ve öykü de bu sanatın estetikle kurgulanmış bir dalıdır.

"Edebiyat; aynı zamanda kurguda doğruyla yanlışın karşıtlığının asılı durduğu olanaklı dünyalar, hayali ama metaforik olarak doğru ve böylece gerçeklik algımızı güçlendiren dünyalar kurar."(1)

Oniki öykünün yer aldığı kitapta yazar; takıntılı, çevresiyle ve yaşamla uyum sorunu çeken, bir taraflarında eksiklik, olmamışlık duygusu taşıyan bireylerin gündelik hayatlarını anlatıcı karakterler üzerinden dolaysız bir anlatım dilini tercih ederek kurgulanmış dünyalar kuruyor. Ki yazarın bu tercihini kitapta yer alan öykülerin gerçek dünya, anlatma olgusu, işlevler, eylemler, tümceler gibi düzlemlerle birlikte düşününce “Bak Önümüzde Yeni Bir Mevsim” in kendi içinde bütüncül bir yapı inşa ettiğini görüyoruz.

Serkan Türk’ün dipnotlarından büyük çoğunluğunu Almanya/Berlin seyahati sırasında yazdığını öğrendiğimiz öyküler “Hitler Ve Yoldaki Üç Kişi” nin anlatımıyla başlıyor. Tren’de çekirdek çitleyen, müzik dinleyen, yaprak sarma yiyen, yüksek sesle konuşan insanlardan rahatsız olan ve bir an önce oradan uzaklaşmak isteyen, uzaklaşamayınca da susup oturmak zorunda kalan takıntılı bir insan profili çıkıyor karşımıza. Hatta öykünün kahramanı takıntılı olduğunu saklamaz. Muhataplarına: “Takıntılıyım. Çekirdek çitlerken siz, beynimin içine doğru su aygırları koşuyor sanki” demekten çekinmez.

Kitaba adını veren öykü “İnsanlar ölür, elbiseleri kalır geriye” cümlesiyle başlıyor. Eşini genç yaşta kaybetmiş bir adamın takıntıları psikolojik yaklaşımla ele alınıyor. “Sekiz güzel yıldan sonra aniden hastalanıp rahmetli oldu benim hanım. Ev başıma yıkıldı. Sofa bir mezara döndü. Yatak odasının kapısını açamaz oldum. Mutfak masasının üzerinde ne varsa küflendi. Gün boyu kanepeye uzanıp uyuyor gibi yapıyordum. Uyumuyordum. Gözümü kapadığımda onun gözü, onun elleri, onun olan her şey beliriyordu. Aniden gözü bir cam parçası gibi kırılıp dağılıyordu. Eline uzanacak gibi oluyordum. El asırlık bir ağacın köküne dönüyordu, sarılmaya doyamadığım gövdesi kuruyup iskelete. Kapatmamak için zorluyordum gözlerimi. Bu defa eşyalar üzerime geliyor, sandalye yürüyordu sanki odanın içinde. Pencereler kirden sokağı göstermez oldu. Bir odanın içinde mahkûm gibi yaşamaya başladım.” Bu cümlelerde yazar, öykü kahramanının içinde bulunduğu zihinsel süreç ve bilinçdışı unsurlar arasındaki ilişkiyi bir psikanalistmiş gibi ortaya çıkarıyor.

“Kalbim Oyuncak Bir Gemi Senin Sularında” başlıklı öyküyü okumaya başladığınızda Serkan Türk’ün “Uzak Yaz” ve “Rüzgârlı Camlar” isimli öykü kitaplarındaki “Öldüğümde Ağlamadım” ve “Şal” isimli öykülerini anımsıyor, orada kaldığınız yerden ve bu defa cinayeti işleyen karakterin dilinden anlatılan öyküye devam ediyorsunuz. Bu öyküdeki final cümlelerinde kullanılan şiirsel üslup dikkate değer. “Kalbim oyuncak bir gemi senin sularında, demiştim biliyorsun. Durmaksızın yalpalayan bir gövde düşün, öylece yalpalıyorum. Eksiğimin ve fazlalığımın sen olduğunu biliyorum.”

“Küçük Şeyler” isimli öyküde takıntılı insanların hayatlarını anlatmaya devam ediyor Serkan Türk. “Çocuk doğurmak istememişti. Zaten şimdi çocuk sahibi olmak istese bile yaşı sorun olabilirdi. Karga sürülerinin ardından koşturduğu köyde tanıdıkları bir komşu kadın vardı. Kadın üst üste dört doğum yapmış ve her çocuğu problemli dünyaya gelmişti. Otistik bir çocukla ne yapardı?” cümleleri, çocuk sahibi olmamış, çocuk doğurmaktan kaçınmış bir kadının takıntılarını işaret ediyor bu öyküde.

“Fotokopici Dükkânı”nda yöresel şive kullanan yaşlı kadının (Ayşe Teyze) konuşmaları öyküye folklorik renkler katılarak öykü dilinin zenginleştirilebileceğinin göstergesi gibi algılanabilir. “Boyu devrilsun, inşaat yapayrum diye diye baturdi bizi. Haçan anlamaysin ne diye zorlaysin kendini. Gelsun, alın nesi varsa kıçindan. Vermem ineklerumi. Onlar benum.” Fakat öyküdeki ana karakterlerin dışında çok fazla yan karaktere yer verilmiş olması bu öykünün belki de tek olumsuz yanıdır diye düşünüyorum.

“Wannsee’nin Mavi Suları”nda kızkardeşini merak eden, onun sarararak öleceğinden endişe eden takıntılı bir abla, “Ailenizden Biri Beklenmedik Bir Anda” da hastalıklardan, romatizmadan bunalmış, sıcak iklimlere takıntılı bir kadın çıkıyor karşımıza.

Gösterişsiz, birbirinden sakin hamlelerle öykü ağacının zirvedeki dallarına doğru tırmanışını sürdürüyor, Serkan Türk.

Başlarken; edebiyat, ana malzemesi dil olmak üzere insan yaşamının bütün safhalarını içine alan, düş gücüyle beslenen, ortaya koyduğu anlatım teknikleriyle bireyi, toplumu ve bütün dünyayı, merkezi hegemonyaların boyunduruğu altına girmeyi reddederek yansıtan bir sanat dalıdır ve öykü de bu sanatın estetikle kurgulanmış bir dalıdır demiştik. Bu cümleden hareketle “Bak Önümüzde Yeni Bir Mevsim” gerek estetik kurgusuyla, gerek anlatım teknikleriyle sıradan bir öykü kitabı olmaktan ziyade yazarın gerçekle düş gücünü harmanlayarak kurguladığı, bireysel veya toplumsal takıntıların odağına yerleşmiş insani kaygıları çok yönlü dile getirdiği bir eserdir diyebiliriz.
 Hepimizin ruhumuzdan silip atamadığı, kurtulmak isteyip de bir türlü kurtulamadığı takıntıları, batıl inanışları mutlaka vardır değil mi?
Cevabınız evetse, işte sırf bu yüzden "Bak Önümüzde Yeni Bir Mevsim"i okuyunca yazarın hakkını teslim edeceğinize inanıyorum.

İyi okumalar.


Fatih Yavuz Çiçek


Seni, Paris yürüyüşünde görmüşler! / Borges Defteri



“Bizler, Charlie Hebdo facıasından sonra birçok yeni dost edindik: Papa, İngiliz Kraliçesi, Merkel, Putin,.. bu olay beni gerçekten güldürüyor. Biz bu ansızın ortaya çıkan dostların üzerine kusuyoruz!..”
Bernard Holtrop / Çev. borges defteri
Charlie Hebdo dergisinden geriye kalan yayın kurulu üyesi, dergi çizerlerinden.

*   *  *

“Yeryüzü çok acı bir karikatür zaten”

Karikatüristler, terörist-karteller tarafından öldürlüyor,
Oysa karikatür hala insanı düşünmeye davet ediyor,
Diktatörleri öfkelendiriyor,
Evet Hanzala, “Yeryüzü çok acı bir karikatür zaten”,
Güler misin? Ağlar mısın Hanzala, karanlıklar heyulası karşısında?
Karikatür de ağlar Hanzala, tıpkı “Ali Naci’ye” ağladığın gibi,
Yumruğun havada, seni Paris yürüyüşünde görmüşler,
“Büyük adımlara” karşı isyan ettiğin anda,
Evet, yeryüzü çok kötü bir karikatüre dönüştü Hanzala,
Henery Kissenger’e Barış Nobel ödülü veriyor !
Ve yaşayan bir karikatür olan Bebnjamin Natanyahu’yu
kanlı çizmeleriyle  Şanzelize caddesinde  yürüytüyor!

Hanzala’nın dostları kimseye öldürmediler,
Ama bir buğulu ayna tuttular evrene karşı
Kimseyi öldürmediler ama ellerindeki kalemlerle,
dudaklarındaki kan kırmızı gülücükle öldüler!

Borges Defteri






Yaşama Dair Minimal Öyküler ...// Ömer Serdar (Ayvaşa)



Yusuf: “Kar nerelere düştü?”
Ayvaşa: “ Yusuf, anı okursan zamanın değeri kalmaz, geçen kışların biri işte.”


Ömer Serdar(Ayvaşa)


Adam aldı başını gitti…// Ömer Serdar (Ayvaşa)





Defterin notu: Metin Kaçan aramızdan ayrılalı tam 1 yıl oldu. Karlı bir İstanbul günü (6 Ocak 2014) kendi iradesiyle yaşamına son verdi. “Fındık Sekiz”, “Ağır Roman” ve “Harman Kaplan” romanlarının yazarı, ama illa “Ağır Roman”! Türk edebiyat tarihine “fosil” olarak geçebilecek kapasitede enfes bir başyapıt.  Kimi yazarlar var, tıpkı Metin gibi, “Kolera” sokağında gözlerini dünyaya açarlar(İstanbul) ama sonsuzluk yürüyüşleri hiç bitmez. Gittiği günlerde herkes  tuhaf bir kendine güvenle yargı divanı kurdu  ama o sahte yüzlerde tek bir şey eksikti, edebiyat-felsefe tarihinin kimi zaman  büründüğü o korkutucu iç dehlizleriydi. Söz konusu “çok ahlaklı” kesim eğer Puşkin’in yaşamına, anılarına dair tuttuğu notları okusalar bırakın “Puşkin”i, P’yi bile telaffuz edemezler, bu gibi  yazar, felsefeci listesi uzar gider, ama yapıtlar, düşünceler dağ gibi yerli yerinde durur.  “Ağır Roman” yapıtını yazan bir kalem ve yürek, kimileri için at koşturdukları o yüzeysel güncelin sirk ortamındaki “gül bahçesi” müjdecisi olamaz! Tarihin ve “gerçeğin” uyguladığı dehşet boyuttaki  şiddete mürekkebin isyanı, yüz misli şiddetidir. Anlaşılması da elbet kolay olmaz. “Adam aldı başını gitti…” yazısını Ömer Serdar geçen sene bugünlerde kaleme almıştı, zaman hüzün dolu akıyor, kim düşünebilirdi ki Metin Kaçan için  kaleme aldığı yazı, 6 Ocak 2015 tarihinde yayınlandığında, Serdar  sonsuzluk yolculuğuna çoktan çıkmıştı…/ borges defteri



Adam aldı başını gitti…// Ömer Serdar (Ayvaşa)



Özne üzerine yapacağım her yorum sübjektif olacaktır. O nedenle yapmayacağım. Burada dikkat edilmesi gereken, o bireyin yaşam hakkını kullanmamayı tercih etmesidir.

Sıradışı yazılar meselesine gelince, evet, sıra dışı yazılar yazdı. Sıra dışı yaşanan bir şeyler olmadan yazılamazdı bu satırlar.  Bu sıradışılık ahlak sınırlarını ihlal edici olmasa iyi olurdu. Deneyimlemek için akıl sınırları içinde kalmaya direnmişlik olsaydı da iyi olurdu.

Öte yandan edebiyatımız çok temiz değil. Elbette temizlik kime göre? Bir köpek için b.k mis gibi yenebilir. Kaprofaji, yani eniklerin dışkı yeme alışkanlığı gereği bu onlara doğaldır.

Aynada kendi yüzünüze yaklaşın, hem de çok yaklaşın, öyle ki, burnunuz ayna camına yapışmış olsun. O suratı tanıyabilir misiniz? Biliyorum, ansiklopedik bilgi ile çok yol yürüyebilecek insanlar çıkacaktır ama ben diyorum ki, yaşayanın vizyonundan hiçbir şey böyle değil. Belki de kaçan kurtulmuştur.

Sapla samanın karıştığı bir dünyadayız artık.

Tam şu anda yazan çizen çokça edebiyatçı arkadaşın yaşamakta olduğu şeyler “Kaçan”dan daha farklı olmayabilir. Bu nedenle kaçan kurtulmuştur. Bizlere, algı kapılarımıza bu vesile ile bir daha bakmak ve alınacak dersler varsa almak düşer. Elbette bir de ona rahmet, yani bunu yazarken içimdeki öteki el çıkıp yazı yazan elime vuruyor. Biz sandığımızın Siz olmakta bulunan türlü  şeyler olabileceğini de biraz düşünmenizi isterim, diyorken nefsim algımı saldırganlığa ikna ediyor.

Metin bahane, biz şahane. Yine de Metin kendini yaşamsal eylemine mahkum etti. En azından bana artık susmak düşer.

Sapla samanın karıştığı şu dünyada, kaçanla kalanın arasındaki fark, bireyin öznesinden kurtulma sorumluluğudur. Özneyken kurtuluyorsa sorumsuz, sorumluyken kaçıyorsa özneSizdir.

Öyle çok dolandırıcı görüyorum ki, kendilerini başbakan hatta geleceğin başkanı bile sanıyorlar.

Kaçan hiç değilse denize atladı, denizleri parselleyenlerin dünyasına kanını tükürdü diyebiliriz.

Dünya bir erk, nefs bir nefes olmadan harfler eksik kalıyor.

Selamla Defter

3D

Ömer Serdar


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Kuzey Yıldızı/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Kuzey Yıldızı/Dergi Arşivi

    ***


    491
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic