“Kelimeler ve Resimler”; Orhan Pamuk’un Zayıf Halkası
Orhan Pamuk’un “Kelimeler
ve Resimler” (Haziran 2026, YKY) kitabı, “sıkı eleştiri” niyeti taşıyan
ciddi okur için fazlasıyla malzeme veren, dağınık ve öz-yüceltici bir derleme.
Nobel’li yazarın kişisel hatıralarını, daha önce dergilerde çıkmış (kısmen
yeniden yazılmış, birçoğunu eski dönemlerden anımsıyorum) denemelerini, bir
hikâyeyi ve arşivinden seçtiği fotoğraf/çizimleri bir araya getirdiği bu eser,
romanlarındaki zanaatkârlığın uzağında kalıyor, tüm romanlarını okumuş okur
olarak bunu dile getiriyorum, örneğin “Cevdet bey ve Oğulları” gibi bir roman
benim için ve muhtemeldir ki pek çok okur için hala önemli ve kurgusuyla, tarihi
göndermelerle iyi bir yapıttır.
“Kelimeler ve Resimler” yapıtı, “Seçme hatıralar, yazılar ve bir
hikâye” alt başlığı bile kitabın yapısal zayıflığını ele veriyor: Bu, tutarlı
bir eser değil; Pamuk’un kendi mitolojisini ve markasını güçlendiren bir “Pamuk
arşivi” paketidir adeta, içimden soruyorum ve yanıt bulamıyorum: “Ne gerek vardı?”. Bırakın o eski tat
baki kalsın, bu işleri, üçüncü ve de “tarafsız” sınırdan birileri ele alsın,
toparlasın, çok şükür yaşıyorsunuz, sizi tanık olarak konuştursun gerektiğinde,
uzun ve verimli olsun yaşamınız.
Dağınıklık ve Tekrar Yorar Okuru
Kitap, askerlik anılarından Cevdet Bey ve
Oğulları’nın yayın serüvenine, Masumiyet Müzesi’nin (roman + müze + Netflix
dizisi) uzun anlatımına, Ara Güler / Umberto Eco / Paul Auster / Anselm Kiefer
portrelerine, aile anılarına (teyze Türkân Rado, baba Gündüz Pamuk / Aygaz) ve
resim-yazı ilişkisine sıçrayıp duruyor. Bir bütünlük arayan okur hayal
kırıklığına uğruyor; metinler arasında organik bağ zayıf, “duygusal düzen”
iddiası (önceki defter kitabındaki gibi) burada da dağınıklığı örtbas etmeye
yetmiyor. Birçok parça zaten bilinen hikâyelerin yeniden ısıtılması: Pamuk’un
“ressam olacaktım ama 22’de öldürdüm” mitolojisi, İstanbul hüznü, Doğu-Batı
gerilimi, müze kurma süreci… Bunlar İstanbul, Öteki Renkler, Manzaradan
Parçalar ve Uzak Dağlar ve Hatıralar’da (2024, İngilizce Memories of Distant
Mountains) defalarca işlenmişti. Yeni olan kısımlar (askerlik, ilk kitabın
basım çilesi, Ülkü Tamer’e sitem) ise anekdot düzeyinde kalıyor; derinlemesine
bir özeleştiri ya da edebiyat tarihi analizi yok.
Narsisizm ve Marka Yönetimi
Pamuk burada da “kendini anlatan yazar”
pozisyonunu abartıyor. Masumiyet Müzesi bölümü, roman-müze-dizi üçlemesini
neredeyse bir başarı hikâyesi olarak sunuyor; karakterler ve oyuncular
üzerinden “tartışma” vaadi, aslında kendi projesini yüceltmeye dönüşüyor.
Eco’nun “Pamuk’un düzyazılarını da çok beğeniyorum, romanlarını anlamak için
poetikasını bilmek lazım” sözünün kitaba yerleştirilmesi de tipik: Yazar, kendi
poetikasını başkalarının ağzından onaylatmayı seviyor. Sonuç, edebiyat
eleştirisinden ziyade “Orhan Pamuk Endüstrisi”nin bir ürünü: Arşiv
fotoğrafları, çizimler, ünlü dostlarla anılar… Hepsi sadık okura “içeriden
bakış” vaadiyle satılıyor ama eleştirel mesafe yok.
Siyasi ve Kültürel Ton
Kitapta Atatürk biyografileri ve “Atatürk’ü Koruma
Kanunu” üzerinden yapılan eleştiriler gibi “aykırı” iddialar var; bunlar
medyada biraz gürültü yarattı. Ancak bunlar da yüzeysel kalıyor: Pamuk, Türkiye’nin
tabu alanlarına değinirken yine kendine özgü “Batılı gözlemci + Nişantaşlı
elit” mesafesini koruyor. Derin bir hesaplaşma ya da yeni bir perspektif
sunmuyor; daha çok “ben de eleştirdim” notu düşüyor. Resim-yazı ilişkisi
üzerine düşünceleri (roman = kafadaki resmi kelimelere dökmek, okur da tersini
yapmak) ilginç olabilir ama yeni değil; yazar yıllardır aynı tezi tekrarlıyor.
Kelimeler ve Resimler, Pamuk’un geç dönem üretiminin zayıf
halkalarından biri. Romanlarında (özellikle Benim Adım Kırmızı, Kar, Masumiyet
Müzesi) gördüğümüz katmanlı yapı, ironi ve zanaat burada yerini gevşek bir “ben
ve dünyam” kolajına bırakmış. 344 sayfalık bu derleme, sadık hayranlar ve arşiv
meraklıları için “bir şeyler öğrenme” değeri taşıyabilir; ama sıkı bir edebiyat
okuru için fazla tekrar, fazla narsisizm ve fazla dağınıklık barındırıyor.
Pamuk’un gerçek gücü hâlâ romanlarında. Bu tür hatırat-deneme paketleri ise
giderek daha çok “Nobel sonrası marka yönetimi” gibi duruyor: Yeni bir şey
söylemek yerine, var olan imajı parlatmak.
Yeni romanını (Mart 2027 planı) ve 47 yıl sonra
bitirmeyi düşündüğü siyasi romanı beklerken, bu kitap ara dönem ürünü olarak
kalacak gibi görünüyor.
Özetle"Kelimeler ve Resimler": Okunabilir ama unutulabilir; derinlik arayanı hayal
kırıklığına uğratır.