Utangaç Uzam: Bakışın ve Dilin Utangaç İsyanı
“Kalemi
Eline
bile almadan
Önündeki boş sayfa
Yüzlerce
sözcükle dolar
Şairin görevi
Yeni
sözcükler aramak değil
O
yüzlerce sözcük içinden
Kendi
sözcüklerini seçip
O sayfayı
temizlemektir
Çünkü bir şiir
Hiçlikten
değil
Her
şeyden başla” -DELEUZEYAN ŞİİR; Şafak Çubukçu
Şair Şafak Çubukcu’nun son kitabı (Anima Yayınlarından çıkan 2.
kitabı) “Utangaç Uzam”’ı, yeni ulaştı elime (can dostum sağolsun) bir solukta
okudum, bu derinlikli büyük bir emeğin ürünü kitap bir
şiir kitabından öte, varoluşun en kırılgan dokusuna dokunan bir bakış provası
oldu benim için. Kitap, adından başlayarak utangaçlığı merkezine alır: uzam,
utangaçtır çünkü kendini tam vermez; bakış, utangaçtır çünkü her yönelimde hem
yaratır hem yok eder; dil, utangaçtır çünkü ad koyduğu anda nesneyi öldürür.
Çubukcu, bu utangaçlığı bir imgelem laboratuvarına dönüştürür. Şiirleri,
felsefi bir sorgunun ritmiyle akar; her dize, bir bakışı, bir anıyı, bir
nesneyi sorguya çeker. Kitabın kalbi “bakış”tır. “Bakış Simyası”nda martıya
dikilen göz, kurgusal bir Anka’ya dönüşür. “Kıyıcı Bilinç”te göz, yeryüzünün
celladı olur. “Hipotetik Sabah”ta iki gece, birbirine bakarak güneşi doğurur.
Bakış, Çubukcu’da pasif bir algı değil, ontolojik bir eylemdir. Bakmak, nesneyi
hem ele geçirir hem ondan uzaklaşır. “Ağaç / Yeryüzü”nde ağaç, yalnız başına
yeryüzü olamaz; ancak çocuk ve kuşla birlikte sahici bir uzama kavuşur. Bu,
Heidegger’vari bir “dünya kurma”dır ama daha lirik, daha kırılgan. Bakış aynı
zamanda erotiktir ve ölümcüldür. “Anlamın Erotizmi”nde ilk görülen ağaçla
belleğin ağacı arasındaki kösnüllük, “Çığlık”ta tenlerin savrulduğu kösnül
sınırda doruğa ulaşır. Şiir, aşkı ve nefreti aynı aynılıkta eritir: “Aşk ya da nefret / O aynılıkta / Ne kadar
fark varsa / İşte onların toplamıdır.” Dil, kitabın ikinci büyük
kahramanıdır – hem tiran hem kurtarıcı. “Tiran Dil”de “Seni seviyorum” binlerce
kez tekrarlanınca sevginin derinliği silinir. “Dilin İki Uknumu”nda sözcükler,
yalanı gerektirir; beyaz, siyahtan önce adlandırılmalıdır. “Deleuzeyan Şiir”
ise en çarpıcı manifestolardan biridir: Şiir, hiçlikten değil her şeyden
başlar; şairin görevi, dolu sayfayı kendi sözcükleriyle temizlemektir.
İmgelem ise zalimdir.
“Korkak Ben”de bellek gülü, doğadaki ikiziyle değiş tokuş eder. “Bozulmayan
İmgeye Ağıt”ta bakış, yeryüzünü yaratır ama aynı şeyi başkası olarak ele verir.
Çubukcu, imgelemi hem kutsar hem suçlar: “Zalim
İmgelem adına / Kurban edilecek / Nesnelerin masum kanı” (“Nesnelerin
Kutsal Kan”). Tanrı, kitapta hem yaratıcı hem ad koymayandır (“Şeytan Bilinç”).
Bilinç günahkârdır çünkü ad koyar. “Tanrılık Provası”nda kedi, bakışıyla
yeryüzünü yeniden kurar – Tanrı’ya karşı kedilikten intikam. “Hiçliğin
İmkânsızlığı”nda ölüm bile tam bir hiçlik vermez. Çubukcu’nun tanrısı,
merhametli ve acımasız olan aynı varlıktır; şiir, bu çelişkiyi utangaç bir
uzamda taşır. Zaman da tekinsnir. “Tekinsiz Zaman”da ilk bakışın yağmuru
yeniden başlar. “Yapıntı Zaman”, “Vaktidir” gibi şiirler, şimdiyi hem sonsuz
hem kırılgan kılar. Bellek yoksa her şey gerçektir (“Bellek Yoksa”); bellek
varsa her şey kurgudur. “Utangaç Uzam”, minimalist bir yoğunlukla yazılmış,
paradoksun ve imgenin dansıdır. Çubukcu’nun dili sade ama katmanlıdır; her
dize, felsefi bir sorguyu lirik bir dokunuşa dönüştürür. Kitap, nesnelerin
kutsal kanını dökerken aynı anda onların masumiyetini korur. Bir martının kanat
çırpışı, bir gülün düşü, boş bir sardunya saksısı, mor ortancadaki yağmur
damlası – hepsi, bakışın ve dilin utangaç uzamında yeniden doğar. Bu şiirler,
okuru kendi bakışına yabancılaştırır. Okuduktan sonra bir ağaca baktığında,
gerçekten görmeye başlarsın. Utangaç uzam, işte o anda genişler; senin içinde,
seninle, senden öte. Şafak Çubukcu, bu kitapla çağdaş Türk şiirine sessiz ama
derin bir katkı sunuyor: Bakışın etiğini, imgelemin metafiziğini, dilin hem
tiranlığını hem özgürlüğünü aynı solukta soluyan bir poetika. Okumak yetmez; bu
kitabı görmek gerekir. Ve gördükten sonra, artık hiçbir şey eskisi gibi
değildir. Utangaç Uzam, utangaç değildir aslında. O, utangaçlığın en cesur
halidir.
SUFİ.