Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Saydam Zamanlar.../ A. Ahıska



                                                     

Kavmin sırrını açığa vurmam,

Sonra, inandığım ne varsa.

Saydam zamana ait değiliz ki…


A.Ahıska

(Yayınlanmamış "Saydam Zamanlar"  dosyamdan)



iZDİHAM TAYFASI BUNU HEP YAPIYOR!



 İzdiham dergisi sayfası, tayfası, "borges defteri" ni neredeyse iliğine kadar (izinsiz) ad vermeden kullandılar. Umurumuzda mı? Zerre değil! Ama bu arkadaşlara önerimizdir, insanlık namına en azından çevirilerin, şiirlerin kaynağını verseler-di iyi olurdu. Defter'de yayımlanan birçok şiiri-şairi ad,  kaynak göstermeden defalarca yayınladılar. Bir avuç insan oturuyor emek harcıyor hiç bilinimeyen herhangi bir ülkenin şairini POETİC MIND adıyla çeviriyor, yayınlıyorlar, İzdiham fırsatı kaçırmıyor! Örneği çoktur, Libya Çağdaş Şairlerinden Halid Metawa şiirinde olduğu gibi, kim veya kimler çevirdi? Nerede yayınlandı? Hangi yılda ilk çeviri yapıldı? Yok! Yok arkadaş. 2011 yılında defter de yayımlanan şiiri veya şiirleri yıllar sonra fark ediyorlar ve sayfalarında izinsiz yayınlıyorlar. Yapmayın beyler, yapmayın. Ya da canınız ne isterse onu yapın... zorla güzelliğin olmayacağını eminiz sizler de biliyorsunuz. Şair Şafak Çubukçu'nun şiirilerini de kaynak vermeden, izin almadan yayınladınız, kafanızda kendi kendinize İzdihamcı olarak mühürlediniz ki günahını size vermez, sevabı kalsın (kültüre/politik duruş uymusuz), O  şiirleri sayfalarınızdan sildirene kadar yer gök yalvardı, üstelik 2005 yılında defter de çıkan şiiri, ve sonrasını... bütün bunları ya rastgele, ya da başka  yazar dostların uyarısıyla görüyoruz,  tamamen tesadüf...uğraşacak değiliz, yaşam yeterince ağır bir yük hepimiz için.

Biz kim? İzdiham kim? İzdiham ne? Sizleri bilmeyiz, tanımayız ama şunu biliyoruz ki muktedirlerin, dönemin politik kuyruğunda dolaşanlardansınız, yani aramızdaki mesafa aşılamaz türdendir. Mesle politik muhalif vs.olmak değil, insan onuru, haysiyeti ve bağımsız, hür ve sefil politik erke hayır diyebilmek, dik durabilmektir! Neden hala bir "blog" sayfasında olduğumuzu sorgulayacak donanımdan bile yoksunlar güç odağı tayfalar,  burası açık bir gökyüzüdür, okuru neyse, sayfası da odur, bu bakışa, inanca ters düşecek kim varsa, ne varsa ekarte ederiz, yollarımızı ayırırız, öğütürüz, atarız!

Herkes kendi çöplüğünde olmalı!

bakınız, biz kendi çöplüğümüzdeyiz! 


borges defteri

                                             Halid Metawa çevirisi ,ilk kez defter'de yayınlandı.




PERİEFSA / LEON FELİPE / ( E* MAG)


 

En verimli döneminde yaşama veda eden, Defter yazarlarından, Leon Felipe’yi (M.H Batuhan Alpuğan) defter belleğindeki yazılarını E*MAG formatıyla yayınlayarak  anıyoruz, kalbimizdesin…

defter

E*MAG direkt link: 

Leon Felipe (M.H Batuhan Alpuğan) E*MAG


**************************************

Not: defter "Groups" kapanmıştır, 2002 yılından itibaren binlerce okura ulaşan grup, Yahoo ve Verizon şirketlerinin ortak kararıyla 15 Aralık 2020 tarihinden itibaren  dünyadaki tüm e mail gruplarının kapatılmasıyla beraber defterin grubu da "ebediyete"  intikal etmiştir. Mekanı, harfler, virgüller, şiirler, öyküler diyarı olsun. #))

Defter sadece ve sadece bu siyah sayfalarda soluk alacak, başka hiçbir mecra, sosyal saçmalık, zırvalıklarda yer almayacak, sosyal  öbeklerinde hiçbir defter bağlantısı söz konusu değil. Keza hiçbir yayınevi, dergi, oluşumuyla yakın, uzak bir ilgimiz, ilişkimiz yok, biz sadece "iyi" olan ne varsa, "iyi" ve "üretken" olacak kim varsa , ne varsa tümüne destek verdik, vereceğiz, üreten, yazan kalemi kollamak, korumak niyetiyle, herşeye rağmen, defter kurulduğu günden beri tam bağımsız bir edebiyat öbeği olarak varlığını sürdürdü, ne ürettiyse tamamı yeryüzünde gerçekleşti, gökyüzüne fırlattı...

Defter, edebiyatı ciddi bir uğraş olarak gördü, yaşamdan damıtılan öz oldu hepimiz için,zaman zarfında, yıldız parlaklığında olan dostlarımız, yaşamlarının en üretken dönemlerinde yeryüzünden göçtüler, gidişlerini hala kabullenebilmiş değiliz... çok elem verici bir devran oldu hepimiz için...geriye sadece şiirleri, öyküleri, pak adları, anıları kaldı. 

 Ateşin kurucu kuvvet olduğunu biliriz oysa su herşeyin başlangıcıydı, giden canlarımız hem ateşimiz hem de suyumuzdur, andolsun toprağa ve gökyüzüne ki unutmayacağız sizleri, sizinle beraber tüm iyi yürekleri, burada olsak da olmasak da, sizler yaşayacaksınız, bizler rüzgara emanetiz.

 

Can sıkıntısı hepinizden uzak dursun ve 2021 yılının tüm dostlara, şairlere, yazarlara esenlik, iç huzur getirmesini diliyoruz, ıslıklarınız dudaklarınızdan asla eksik olmasın.

 

D   E   F   T    E  R  



-"Ölümle karşılaşmak nasıl bir şey?" // Ziya Alpay



-"Ölümle karşılaşmak nasıl bir şey?"

 Soruyu sevgili Sur sormuştu bir yazısında. Ben bu soruyu değil de "ölümün kendisi nasıl bir şey" diye sorup duruyorum, hem kendime hem tanıdığım bazı insanlara. Belki üzerinde en çok düşündüğüm konu: Ölüm ve sonrası. Bir insan, hayatından bezmiş, usanmış ve sürekli intiharı düşünen bir insan bile ölümle burun buruna geldiğinde ondan kaçmaya, kurtulmaya çabalar içgüdüsel olarak. Bütün canlı organizmalar daima yaşamda kalma çabası içindedir. Özellikle

türümüz Homo-Sapiens ölüm denilen olgunun daha çok bilincindedir. Bu

bilinç yaşamı değerli ve önemli kılar daima. Bazı insanlar büyük bir

gayretle ölümü unutmaya çalışır ve sanki hiç ölmeyecek gibi yaşama

büyük bir arzu duyar ve tutkuyla yaşama sarılır.. Ölüm sadece medyada

ve bazen çevresinde duyduğu bir futbol maçının sonucu gibi sıradan bir

haberdir. Bense depresif kişiliğimden galiba ölüm haberlerini

beğeniyle karşılarım ve onlardan biri olmadığıma hayıflanırım. Bu

hepimizin kaçınılmaz sonu, kim bilir belki de hepimizin kaçınılmaz bir

başlangıcıdır çok başka yaşamlara doğru.

 

Şu sözler zihnimde hep dolanıp durur:

 

"Doğumdan nasıl korkmuyorsak ölümden de korkmamak gerekir" -Walt Withman

 

"Ölüm bir şey değil, ölüm hiçbir şey değil"- Svevo

 

Kişisel olarak çoğu zaman insanlardan ve dünya yaşamımdan umduğumu

bulamadığım için kendi kendime "iyi ki ölüm var, ölüm de olmasa

napardım" diyorum. Yaşamında başarılı ve mutlu olanlar için ölüm

korkunç bir tokat gibidir, mutsuz ve umutsuz olanlar için çok büyük

bir ödüldür ölüm.

 

Kendi bedenime bakıyorum da saniyede trilyonlarca faaliyet yapan

hücreler ve daha önemlisi beyini ve sinir sistemini oluşturan nöronlar

ve elektrokimyasal reaksiyonlardan ibaret bir biyo-makina mıyım? Diye

soruyorum. Aynı organik atom ve moleküllerin sonsuz çeşitli

kombinasyon ve dizilişlerinden teşekkül ederken.... Eğer öyleyse diğer

ölümlülerden ne farkım var? Hiç. Bütün bunların ötesinde Bilinci,

duygu ve düşünceleri oluşturan madde (Gerçi halen maddenin gerçek

doğası çözülebilmiş değil Kuantum fiziği ve biyolojik gelişmelere

rağmen)nin çok fevkinde bir şeyler olmalı diye düşünüyorum, ister buna

kozmik enerji, ister Tanrı, ister Allah denilsin, bence aynı kapıya

çıkar.

 

Haz konusunu bedensel hazdan ziyade Epikürcü düşünüyorum. Bir

müzikten, şiirden, sanat eserlerinden duyulan haz. Freud'un dediği

gibi "insan acıdan kaçan, hazza koşan bir varlıktır"

 

"Siz hiç hazzınızı terk ettiniz mi?" Bu soruya cevabım, hayır ve

hiçbir zaman, olacaktır. Ancak çok derin bir depresyonda insan değil

hazdan her şeyden vazgeçip, bilinçli olarak kendisini ölümün soğuk,

bilinmeyen ve anlaşılamayan kollarına bırakır. Sylvia Plath, Nilgün

Marmara, Özge Dirik ve Zafer Ekin Karabay gibi...

 

Peki ya arzu? İnsan neyi arzular? Sonsuz, sürekli mutluluk ve haz dolu

bir yaşamı mı? O yüzden "Cennet" diye bir yerin hayalini kurmuş olmalı

insanoğlu. Orada sonsuza dek mutlu olacağı umuduyla yaşayan

milyarlarca insan var. Bu dünyaya kendi arzularıyla gelmedikleri gibi

büyük bir çoğunlukla kendi arzularıyla gitmeyen insanoğlunun

yaşamındaki amaç sadece mutlu olmak mıdır? Olmamalı, insan bu kadar

basit olmamalı ama genellikle gördüğüm durum böyle. Belki ben de

öyleyim de bunu kendime itiraf edemiyorum.

 

"Ben yaşama hazırım" Diyemem. Onca sefalet, hastalık, savaş, çıkar

kavgalarıyla, paranın, güç makam ve mevki arzusuyla yaşayan insanlarla

dolu sevgisiz bir dünya yaşamına hazır değilim, olacağımı da

sanmıyorum. Çünkü "ben ölmeye hazırım" Peki, ya sonra?

 

"Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta

 

Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha

 

Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu

 

Hiç bilmiyoruz"- (Edip Cansever)

 

Ziya Alpay


yara ve büyü 4 /// Salih Aydemir


 


yara ve büyü 4

 

durdu yüksek sesle   ölümümden korkuyordu

çağrıldığımız zamanlar vardı ve ihanet ettim kalbime

birkaç gün ve geceden sonra

şekilsizlik ve soğuk kaldı bedenimde

korkunun korkusundan  saklandım yüzüme

siz benden biri değildiniz   gördüğüm ölüler

yaşadığım ölülerle aynı  

aşkları olanlarla canım daha çok acıyordu

 

susadım rüzgara ve yağmurlara

taşların yaptığını yap  

denizlerle kurudu boğazım

çok uzağa durdum hafif bir kokuyla

bana yasak değil acı sana da ama yol acı

işte burada acıyız ve eşitiz

yollarımızı öğrenmekle eşitiz eğer sağır değilsen

 

ölmeyi öldürmek bir toz ağrısı

bırak açılsın kapılar ben tenimi yırtarak geçtim

sen kal tiksinti ve öfke kabarsın ellerinde

kucaklaş her şey değişti bir değişmeyen ateş

zaten düş bir tınıdan düşme anlatılan babalardan

düş zaten tını gece ile şimdi arasında annelerden

 

renkler ve seslerle bir kumaşta taşlandık

 

salih aydemir

 


1+1 Şiir. Bayram Balcı


 


Olmak

 

ben şimdi olmakta oturuyorum

oldumdan daha iyi bir ev burası

kirası ucuz

balkon yok

teras yok

çatı

baca

kapı

oda

salon yok

oldumdan daha iyi bir yer burası

 

 

Senin Sesin

 

sesin benim şiirimdir

bütün harfleri görüyorum sesinde

mesela c öyle bir bakıyor ki d'ye

sanırsın ki az sonra

bir fırtına kopacak

e'yi f'ye katacak

g uysaldır bilirsin

hemen yumuşayacak

dayılanacak belki de h

sonra beklenen fırtına kopacak

ı şapkasını takıp sokağa fırlayacak

j'den kendine bir baston yapacak k

iki bacaklı olmakla övünürken n

m ona bakıp kıs kıs gülecek

l o'ya iki göz takacak

 

senin sesinde

bütün harfleri görüyorum

p'nin kafasından

r'yi ısırmak geçerken

s kendine bir çengel atacak

u'ya da iki çentik takıp

t'ye nanik yapacak

 

velhasılı v boş durmaz elbette

o da kendine bir çizgi çizecek ki

dünya zik zak'lansın

bütün harfler a'ya bağlansın

 

senin sesinde

b'yi görüyorum

şiirimdir o benim...

 

Bayram Balcı


Öteki // Doruk Satenay


 


Öteki

 

Şimdi yolu gösterin bana,

Eski tren yolunu

düşlerde soluklanan trenleri

Yolculardan yoksun vagonları

Anılardan arınmış kanatları.

 

İşte o an bütün yollar açık kalır,

Kuşların hafızasında.

 

Doruk Satenay

 


Sükut ülkesinin neferleri // Sur Ortaylı (Sufi.)


  

Sükut ülkesinin neferleri

 

Goethe 'Dr. Faustus'u 80'inden sonra kaleme aldı ; Verdi , 'Otello' yu 73 yaşında,'Falstaff' ı 80 yaşında bitirdi.

 Sofokles 'in 'Kral Oedipus 'u 80 yaşın eseridir. İlhan Berk 90 yaşındaydı  ve heyecanla yaratmayı sürdürüyordu.

İngiliz düşünürü Thomas Hobbes , 90'ını geçtikten sonra bile Yazdı,karaladı ve  yarım ton kağıt tüketti! Muazzez İlmiye Çığ, 106 yaşındadır ve maşallah tek sözcük bile anlamını yitirmemiş onun için, duru bir dil ve zihne sahip.

Demek ki istek,irade yerini bulunca yaş farkına bakmıyor, elbet ki herkes bu isimler kadar şanslı olamaz ve 90-100 yıl güneşin doğuşunu izleme fırsatını herkese tanımaya bilir  “felek”. Fırsatımın az hatta  acımasızca az olduğunu bilenlerdenim.  Kimseyle edebiyat dışı bir sohbetim olmadı ömrüm boyunca, kimsenin yüreğini kırmadım (kırdıysam, döktüysem hep kendi iç dünyam oldu). Ara sıra  dosyalarıma gözüm takılıyor ve üzerlerinde duran bir dostuma yönelik çok özel notum. Bugüne kadar ne öykülerimin ne şiir ve ya  düz yazılarımın yayımlanması için en ufak bir  çaba göstermedim, bundan  sonra da “bir şey yapacağım” diye bir meşgalem olmayacak, olamaz.

Sorulabilir ne için, kim için yazıldı onca şey:

Hiç kimse için, ve “hiçliğin” tozuna toprağına yazıldı der gözlerimi kaparım.

“Son romanım” , “Son öyküm” , “son şiir” kitabım asla olmayacak, o sonu ben göremeyeceğim çünkü.

Adsız, kimlik bilgilerinden arındırılmış bir çok fanzin dergi için sayısız yazılar verdim, bundan sonra  da böyle devam edecek.O fanzin dergileri  kaç kişi mi okuyor? Belki toplam 200 bile değil, biliyorum aralarında 10 özel insan var, bu 10 iyi okuru, iyi yürekli kişiyi ne ben “tarif” edebilirim ne de kendileri.  Onlar hayatı ölüm kadar, ölümü hayat kadar bilenlerdir, feleğin mavi çemberinden bir değil bin kez geçmişler.  Münzevi, sessiz, sükut ülkesinin neferleri, ne uçurum ne de irtifa  korkusu  var gözlerinde , budur işte yazdıklarını da  susarcasına okuma isteğim.

Bu da bizim masalımız işte: karakter sorunuyla ilintili sanırım, kimisi meczup olur, kimisi mahcup, kimisi yakup! Üst olmak ( yüksekte olma) cümle zahirlerin derdi, önemli bir meşgale, seçimdir, itirazım yok. İşin ucunda dehşet bir emek var. Her yazar yazdığı kadar içten içe kanar, kendi hüznüm kadar onların hüznünü, yalnızlığını da sevdim.

İyi, doğru iş çıkararak  “üstün” olan tüm “divaneler” bizim başımızın tacıdır, tüm deliliklerine rağmen severiz onları, kalemin hürmetine.  Ayaklarını bastıkları toprak biz olmayacağız da kim olacak?  Yazar diyoruz, şair diyoruz, bunlar çok büyük ve ağır sözcüklerdir, o sıfatı almak her varoluşa nasip olmaz, kıymetiniz işte tam da buradan kaynaklanıyor.

Oysa

Turgut Uyar’ın dediği gibi:

Sevgim acıyor

Kimi sevsem,

Kim beni sevse”.

Kırmayalım birbirimizin kalbini, değmez bu fani dünya da. İnanın dostlarım.

 

Heav.en.ly:

“bir

peygamberin

en

kötü

yazgısı

nedir?”  dedi.

“inandırabilmek” için

uzun yıllar

uğraşması dedim, nihayet başarır !

ama bu  minvalde ( siz bu sırada okuyun)

karşıtları da başarmışlardı:

“Artık kendisine inanmıyordu”.

 

 

Kader. Kısmet, ya sonrası?

kimilerinin kaderi Gough’un dediği gibi “Karakterleri” olur, elden bir şey gelmez.

“Doğru ve iyi” olanı bilmekle doğru ve iyi olanı yapmak

arasındaki en önemli bağlantı, doğru ve iyi olanı

yapacak bir karaktere sahip olmaktır.

Eğer karakter gelişmemişse eğitim işe yaramıyor.

Unutmayalım; banka hortumlayanlar, devleti soyanlar,

rüşvet alanlar, yurdu çıkar uğruna satanlar, maç

satanlar, şike yapanlar, teşvik verenler; birilerini

düşük görüp aşağılamakla yükseleceklerini sananlar hep

eğitimli bireylerdir...

O yüzden Roosevelt demiş ki:

"Bir insanı ahlakça eğitmeden yalnızca beyinsel

olarak eğitmek topluma bir bela kazandırmaktır."

 

Sur Ortaylı- ( Sufi )



Wittgenstein'ı Sevmek İçin 50 Neden // ROLAND JACCARD




1 ) Çünkü dikiş tutturamamış aristokrat rolünü benimsemişti. 2) Çünkü

hiçbir zaman Heidegger gibi "Heil Hitler" yazmamış, Sartre'ın yaptığı

gibi Komünist Partisi'nin kuyruğuna yapışmamıştı. 3) Çünkü dostluğa

inanıyordu. Bir dost, diyordu, anlamsızlık alanında birlikte

kilometrelerce yol alabileceğiniz biridir. 4) Çünkü, kendinden nefret

etmenin sıkıntılı ve başarısızlığa yargılı peygamberi Otto

Weininger'in hayaleti, yaşamının sonuna kadar ona eşlik etti. 5) Çünkü

onu Avrupa'nın en zengin insanlarından biri yapan aile mirasını geri

çevirdi. 6) Çünkü yaşamının son yıllarında öğrencilerine pek ender

olarak verdiği ahlak derslerinden biri şuydu: "İnsan, kafasının içini

boş şeylerle doldurmamalı." 7) Çünkü birinin çıkıp, entelektüel

dünyanın Augias ahırlaı-ını temizlemesi gerekiyordu. Wittgenstein, bu

işi yapmak için kendisinin seçilmiş olmasına her zaman şaşırmıştı . 8)

Çünkü Bertrand Russell ona, bir Dünya Barış ve Özgürlük Örgütü

kuracağını haber verdiğinde, Wittgenstein bıyık altında gülmüştü.

"Öyle sanıyorum ki, demişti bunun üzerine Russel, siz kendi adınıza

bir Dünya Savaş ve Kölelik Örgütü kurmayı yeğlerdiniz." Wittgenstein

bu düşünceye ateşli bir biçimde katılmıştı: "Evet, ben daha çok böyle

bir örgütü yeğlerdim!" 9) Çünkü felsefenin hiçbir düşünce toplumunun

yurttaşı olmadığını ileri sürüyordu. Hatta Wittgenstein'ı filozof

yapan, bu köktenci tuhaflığıydı. IO) Çünkü Tractatus

logico-philosophicus'u yayımlayan editöre, o~Okuduklarından hiçbir şey

anlamayacak olan okurun kinini kusabilmesi için, kitabın sonuna on-on

iki boş sayfa eklemesini önermişti. Ayrıca yıldız falına inananların,

yıldızların kendisi hakkında ne söylediğini öğrenmelerini sağlamak

için, kitabın kapağına doğum tarihinin ve saatinin konmasını da

istemişti... 11) Çünkü onun ülküsü, bir dilbilgisi damlasının içinde

bir felsefe bulutu yoğunlaştırmaktı. 12) Çünkü kendi kendine sürekli

şu soruyu soruyordu: Yalnızca belli bir yeteneği varsa ve bu yetenek

de yok olmaya başlamışsa. insan ne yapabilir? En iyisi, bu yetenekle

birlikte yok olmak değil mi? 13) Çünkü prostat kanserine yakalandığını

öğrendiğinde, üzüldüğü şeyin bu tanı değil de, doktorunun ona, bu

hastalığın kesin olarak tedavi edilebileceğini söylemiş olmasıydı.

"Yaşamayı sürdürmeye hiç de hevesli değilim," cevabını yapıştırmıştı

ona. 14) Çünkü şöyle diyordu: "Benim düşüncelerim, İngiliz garlarında

bilet gişelerinin üzerine yapıştırılan şu afişe benzer: "Bu yolculuğu

ille de yapmanız gerekiyor mu?" Bunu okuyan birinden şöyle bir cevap

beklenebilir: "İkinci kez düşünecek olursam, hayır." 15) Çünkü yaşamı

boyunca hiç kravat takmamıştı. 16) Çünkü atom bombasını acı fakat

sağaltıcı bir ilaç olarak görüyordu. 17) Çünkü Schopenhaueı-'a sadık

kalarak, çocuk yapmanın suç olduğunu düşünüyordu ve kendisine tutkun

bir genç kıza bir gün, bunun gerçekte bu sefil dünyaya yalnızca bir

varlık daha bırakmaktan başka bir işe yaramayacağını

 

söylemişti. Ayrıca, insanların bu dünyada çok uzun süre yaşadıklarını

düşünüyordu. 18) Çok günah işlediğinin ve bu günahların hiçbir şekilde

bağışlanmayacağının bilincindeydi. Onun gözünde Tanrı acımasız bir

yargıçtı; Tanrı'yı başka türlü düşünemiyordu. 19) Çünkü her türlü

felsefi kanıt getirmenin sıradan bir edim olduğunu düşünüyordu.

Russell'a itirafta bulunarak, bir çiçeği çamurlu elleriyle kirletmek

istemediğini söylemişti. 20) Çünkü kendine şu soruyu soruyordu:

"Şimdi, geçmiş olduğu zaman nereye gidiyor ve geçmiş nerede?" İşte,

diyordu,felsefede insanın başına en çok dert açan sorulardan biri. 21)

Çünkü Wittgenstein ile Thelonious Monk arasında tuhaf yakınlıklar var.

Ona da, Monk'a da öykünmeye olanak yok - ikisi de çok karmaşık, çok

kendine özgü. İkisi de sessizliğin müzikçisi. 22) Çünkü Ingeborg

Bochman doktora tezini onun üzerine hazırladı. 23)Çünkü Iaabelle

Huppert, Wernwr Schroder 'in Malina başlıklı filminde , Wittgenstein'ı

konu alan bir ders veriyor. 24)Çünkü Michel Haneke'nin Bir

Rastlantının Zamandiziminden 71 Parça başlıklı filmi, doğrudan onun

felsefesinden, İngiliz Derek Jarman'ın Wittgenstein filmi de onun

özyaşam öyküsünden esinleniyor. 25) Çünkü Freud'u yalnızca bakış

açımızı değiştiren biri olarak değil, yeni bir bakış açısı yaratan,

modernliğin en büyük estetik tanrılarından biri olarak görüyordu. 26)

Çünkü felsefe alanında yarışı kazanan, diyordu, en yavaş koşmasını

becerebilen kişidir. Ya da: Varış noktasına en son ulaşan kişidir.

"Filozofların," diye yazıyordu, "birbirlerini şöyle selamlamaları

gerekir: `Ağırdan al!' " 27) Çünkü, neden felsefe yaptığı

sorulduğunda, felsefe yapmanın hiçbir işe yaramadığını, ayrıca, bunu

yapmakla insanın kendisinden başka kimse- ye zarar vermediğini,

söylüyordu. 28) Çünkü Vazgeçiş Okulu'nun bir başka Schopenhauerci

yandaşı olan ve gelip geçenlere cehennemin yolunu soran, ayrıca kendi

kendini aldat- maktan korktuğu için itiraflarını yakan Louise

Brooks'la aynı ailedendi. 30) Çünkü kötü haberleri her zaman iyi

haberlere yeğ tutuyordu -karanlık önsezileri böylelikle doğrulanmış

oluyordu- ve Gottfried Keller'in şu cümlesi, en sevdiği alıntılar

arasındaydı: "Her şey yolunda gidiyorsa, bunun böyle olması için

hiçbir neden olmadığını unutma." 31 ) Çünkü verdiği unutulmaz

konferanslardan birinde, Karl Popper'ı uzun bir maşayla tehdit

etmişti. 32) Çünkü o olmasaydı, Wittgensteirı'ırı Yeğeni'ni, Thomas

Bernhard'ın o başyapıtını tanımamış olacaktık. 33) Çünkü ünlü Mind

dergisinde çıkan felsefe yazılarını okumanın saçma olacağını, Street

and Smith'in yayımladığı polis romanlarının bu konuda çok daha

doyurucu olduğunu ileri sürüyordu.] 34) Çünkü en beğendiği deyişlerden

biri şuydu: "O lânet olası şeyi rahat bırak!"; bu deyişi fiyakalı bir

abartıyla söylüyordu ve bu sözler yaklaşık olarak, şeylerin olduğu

biçimiyle iyi oldukları, bir şeyleri değiştirmeye özellikle

kalkışılmaması gerektiği anlamına geliyordu. 35) Çünkü, üniversitede

dersini bitirir bitirmez, en yakındaki sinemaya koşup bir western ya

da müzikli komedi izliyordu. Her zaman da en ön sıraya oturuyordu. 36)

Çünkü felsefe üzerinde çalışmanın, insanın öncelikle kendi üzerinde

çalışması

 

anlamına geldiğinin bilincindeydi. İnsan hangi noktaya erişmişse,

ancak o düzeyde yazabilir. 37) Çünkü çevresine şunu salık veriyordu:

"Bir başkasının derinlikleriyle sakın oynama!" 38) Çünkü şöyle

diyordu: "Avaz avaz saçmalamak seni özellikle utandırmasın! Dikkat

edeceğin tek şey, kendi ağzından çıkan saçmalıklar olmalı!" 39) Çünkü

üniversitede yapılan felsefe eğitimini hor görüyor ve orada "dürüst

bir çalışma yapılabilmesinin mucize olduğunu" söylüyordu. 40) Çünkü

söylemlerindeki göz boyama oyununa direnmekte uzmandı. Diogenes,

soytarıların dilini kullanarak filozofların dilini çürütmüştü; in da

bizim felsefi şişinmelerimizin altına yerleştirdiği odurıları

tutuşturdu. 41 ) Çünkü insanın anlamasına olanak bulunmayan şeyleri

sanmasına yol açan felsefi basitleştirmelerden iğreniyordu. 42) Çünkü

elli yaşını geçtiği halde; gençlerle korkunç karmaşık kileri

yaşayabiliyordu. 43) Çünkü kendi yaşamını düşünmenin ya da düşünmeye

çalışmanın, mantık problemlerini çözmekten hem daha zor, hem daha

dürüst bir davranış olduğu kanısındaydı. "Bir insan bile olamadıktan

sonra, mantıkçı olmak neye yarar?" diyordu kendi kendine. 44) Çünkü

başarısız bir keşişti - bu özelliği, yaşamöyküsünü en iyi yazan

kişinin gözünden de kaçmamıştı ... Monk'un adına yazgılı bir keşiş.

45) Çünkü Gilles Deleuze'ün öfkelenip başkalaşmasına, savcıya

dönüşerek onu felsefeyi katletmekle suçlamasına yol açmıştı. 46) Çünkü

Birinci Dünya Savaşı sırasında en tehlikeli görevlere gönüllü olarak

katılmıştı. Korkunun, dünya üzerindeki varlığımız hakkında yanlış

düşünmemizden kaynaklandığı inancındaydı. Siperlerde Tolstoy'u,

Schopenhauer'ı ve Nietzsche'yi okuyordu. 47) Çünkü filozofların

sorunlarını, onların düşündüğünden daha çılgın şeyler düşünerek

çözebileceğimizi söylüyordu. 48) Çünkü, pozitivizmin en köktenci

yuvası olan Viyana Çevresi'ne bir konferans vermek üzere

çağrıldığında, dinleyicilere Rabindranath Tagore'- dan mistik şiirler

okumayı yeğlemişti. 49) Çünkü ün peşinde koşma özleminin, düşüncenin

ölümü olduğu kanısındaydı [/b] . 50) Çünkü Norveç'te tek başına iki

yıl yaşama kararından sonra onu caydırmaya çalışan Russell'a, akıllı

insanlarla konuşarak akıl fuhuşu yaptığı karşılığını vermişti. "Orada

karanlıklar içinde kalacağını söyledim," diye anlatıyor Russell, "O da

bana ışıktan nefret ettiğini söyledi. Bunun üzerine, ona deli olduğunu

söyledim, o da bana: `Tanrı beni zihin sağlığından koru- sun!' diyerek

karşılık verdi." Wittgenstein, bütünüyle işte bu sözlerdedir.

ROLAND JACCARD

 


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • 2-felsefe-notlar
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY

    ***


    Hür Yumer
    1

    ***


    ÖMER SERDAR
    mer-serdar

    ***


    artist-15
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    Leon Felipe
    batuhan-alpugan-leon-felipe1

    ***


    ***


    TELGRAFHANE,SANAT
    Sanat ve Edebiyat

    ***


    MURAT GÜLSOY
    Murat GÜLSOY | 602. Gece [Kendini Fark Eden Hikâye]

    ***


    Hakan İşcen
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    Kerem Kamil Koç(SubCulturia)
    kkk
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    o-uz-atay
    Oğuz Atay / Arşiv (Borges Defteri'nin bu arşivde yer alan önemli belgesi. İlk kez "defter" yayınladı bu belgeyi)

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    ***


    Mustafa Nazif Fotoğraflar
    Sanat-Fotoğraf

    ***


    "Biri Dergisi- Mustafa Ziyalan
    Sanat-Edebiyat

    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***