Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Yalnızlık Yolcusu - Ziya Alpay'ın Toplu Öyküleri, Şiirleri


Ziya Alpay

Ziya Alpay Toplu Yazı Şiir ... by borges

Defterin kurucularındandı, Bir gün ansızın çekti gitti, gitti işte, dönmemek üzere, kendi isteğiyle, yaşama veda etti. Geride dağ gibi hüzün yumağı bıraktı, Yüreğimizi dağladı. O keder ki bir daha bizi "biz" yapamadı, koptuk her şeyden, herkesten koptuk, her gidiş kolay kabul edilmiyor, edemedik, etmedik, isyanımızı, kederimizi içimize gömdük. Sadece Ziya'yı değil tüm giden canlarımızı andık, durduk, baktık, donduk... zaman ne çok şey aldı götürdü bizden, sen ey defter okuru, küsme bize, biz biz değiliz artık... bu yara kabuk bağlamadı bir türlü, bin türlü. Bir gün yine buluşuruz, yalnızlık kulelerinde.

Sevgili Ziya, buradasın, daimi yerin burası artık.

Toplu şiirlerin, yazılarınla.

 defterin



Toprak yorar insanı… // Sufi.


 


Suyumuz yetmiyor çiçeklere, kanımızı kullanıyoruz, sıkıntı öyle bir sardı ki dört bir tarafı, yüz kere söylendiğinde anlamını yitiren sözcükler gibi olduk. Resmi yapan ressam, yanlış tuvale çizmiş zamanı ve yüzlerimizi. Yetmeyecek azıklar aldık yanımıza, dönmek üzere giderken…

Arkamızda bıraktığımız çocukların yüzüne işledik kederi ve hüznü. Bu en büyük günah olarak anlımızda duruyor…Su seni istiyor, rüzgar beni. ‘Dünyanın  en güzel Arabistan’ı’ yok  artık ey dost.

 “The End” yazarken, herhangi bir yerde, herhangi bir insanın düşleri bitirir kendini. Doğrulup yerimden, merhaba demeye bile yetmeyecek bir derman över ölüyor içimde. İçimdeki acı bitmiyor.

Aramızdaki uzaklık demiştim ya, birbirini gören iki duvarda asılı resimlerin yaşadığıdır benimkisi.

Bu öykünün hiç başlangıcı ve sonu olmadı ki. Uykusuzluğa dayanamayan baykuş, unuturmuş gecenin rengini. Kırgın dönüp dolaşmaların labirentinde nar rengi bir susuş olur ey gece…ey gece koru bizi… biz biliriz gece olunca gündüzün perdelerini kimin çektiğini.


Ve de günlerin sarnıcında her şey o kadar berrak değil artık.

 Ve ırmaklardaki balıkların acılığı deniz özleminden midir bilmem.

Bin yıllık ayrılıktır benimkisi. Sıkıntı! İçimdeki!

Tavana veya yere bakarak uslanmaz adımızın baş harfleri.

Acılara, sıkıntılara tarih atmayanlar, unuturlar miladı…

toprak yorar insanı, inan bana.

Sufi.


...Acı Bilgisi... // Naime ERLAÇİN


 


yoldaşındı bulutlar

insan soyu

ak pak

 

düştü sonra maske

 

gerçek acı

gerçek

kırk yamalı

 

“bir ben biliyorum
her kundaklama sonrası
ormanların zehrini
bir hışımla genzine çektiğini” (*)

 

suya tutkulu akrep çelişkisiyle

takvimi öteliyorum senin için

yeni bir paragraf açarak müjdeci gök atlarına

eskimemiş baharlar ısmarlıyorum

ağudan arta kalan tutukevi bakışlarına

 

nafile ey yağmur kokulu çocuk!

durulmuyor kum saati

 

bilinmeze sual eden akış

yüzünde okyanus gezdiriyor

 

elinde arı kovanı

 

Naime ERLAÇİN

 

(*) “Bir Ben” - Lou Salome


Felsefe ve Edebiyatın İlişkisi Nasıl Olmalı? / Osman Gündoğan


 


İnsanın düşünce ve yapıp-etmeleriyle ilgili faaliyetlerini üç temel

başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar; felsefe, sanat ve bilim olarak adlandırılabilir. Genel olarak, tarih boyunca insanlığın başarıları da  bu üç alanda kendisini göstermiştir, denilebilir. İnsanın düşünce ve yapıp etmeleriyle ilgili diğer alanlar ise doğrudan veya dolaylı bir şekilde bu üç alanla ilgili olarak bulunurlar. Kaynağı vahiy olan din ise, insani olanı aşan ve kaynağında ilahi olan bulunduğu için insani faaliyet alanlarından ayrılır. Ancak dinin felsefe ve sanatla olan ilişkisinin olduğunu da belirtmek gerekir. Hatta her dinin bir felsefesi ve sanat anlayışı vardır. Her toplumda da ya bir felsefe ya bir din ya da her ikisi birlikte bulunur. Zaten her dinde muhakkak surette bir felsefe gizlidir. Özellikle ilahi dinlerin dışında ve kaynağı daha çok toplum olan dinlerin felsefeyle olan ilişkisinin boyutu çok daha yoğundur. Ancak bütüncül bir bilgiye ulaşmak isteyen bilgi dostu bilimden, sanattan, dinden, ahlaktan hem faydalanmak hem de bütün bu alanlara etkide bulunmak durumundadır. Felsefe ile yakın ilişkisi bulunan disiplinlerden biri de sanattır. Edebiyat da güzel sanatların bir türüdür ve bu özelliğiyle de felsefeden ayrılır. Felsefe ile ilgili ilk düşünce kırıntılarının dini metinlerde, trajedilerde, efsanelerde bulunduğu gerçeği ve 20. asırdaki felsefi roman türünün gündeme gelişi dikkate alınacak olursa, felsefe ile edebiyat arasında önemli bir ilişkinin bulunduğu düşünülecektir. Ama bu ilişki, felsefeyi edebiyata, edebiyatı da felsefeye indirgeyici olmamalıdır. Felsefe ile edebiyat arasında bir ilişkinin bulunup bulunmadığı, eğer böyle bir ilişki varsa bu ilişkinin niteliği, bu ilişkinin tarafların varlığını tehlikeye atıcı olup olmadığı konularında doğru bir kanaate ulaşabilmek için felsefi olanla edebi olanın özelliklerinin bilinmesi gerekir. Bu özellikler bilindikten sonra, söz konusu özelliklerin aynı eserde birlikte bulunmalarının mümkün olup olmadığı tartışılmalıdır.

Felsefe tarihine baktığımızda, pek çok filozofun aynı zamanda edebi

bir tarzı kullandıkları görülür. ilkçağ filozoflarından bazıları görüşlerini

şiirler şeklinde dile getirmişler ve aynı zamanda ozan olmuşlardır. Platon,S. Augustine, Schopenhauer, Nietzsche aynı zamanda büyük edebiyatçılardır. Russel, Camus, Sartre Nobel Edebiyat Ödülünü almışlardır. Ama bazı çok iyi filozoflar da vardır ki, bunlar kötü yazar olmuşlardır. Örneğin Aristoteles, Kant gibi isimler çok iyi filozof oldukları halde, kullandıkları dil bakımından iyi yazar değillerdir. Bu örnekler bize şunu göstermektedir: İyi bir filozof olmak için iyi bir edebiyatçı olmak şart değildir. Yine aynı şekilde, iyi bir edebiyatçı olmak için de filozof olmak şart değildir; Öyleyse bir filozofu filozof, eserini de felsefi yapan edebi ve estetik değerlerin dışında başka değerlere ve özelliklere ihtiyaç vardır. Bir edebi eser de bir düşünüşün eseridir ama her düşünüş felsefi olmadığından dolayı bir düşünüşün felsefi olabilmesi için bir takım fikri inşa gereklerine ve felsefi temellendirmelere uygun olması gerekmektedir. Bundan ötürü de eğer bir edebi eser bile, bu fikri inşa gereklerine uyuyorsa, o eserin aynı zamanda felsefi olabileceği yönünde bir kanaate sahip olabiliriz. Çünkü böyle bir eserde fikir zevke indirgenmemekte, zevk fikrin anlatımı için daha büyük bir kolaylık sağlamaktadır!. Bir düşünüşün felsefi olabilmesi için reflexif olma, mantıksal ve tutarlı önermelerden meydana gelme, var olan karşısında bir tavır alışı dile getirme, eleştirel olma ve en yüksek genellik derecesinde bir bilgi arayışına yönelme gibi hususların yanında felsefi sayılabilecek bir soru etrafında vücut bulması, sistematik olması, varlık kavramı etrafında merkezileşme, felsefe tarihi çerçevesinde, belli bir problematik devamlılık içerisine oturtulabilmesi gibi fikri inşa gereklerine de ihtiyaç duyulmaktadır.

Yukarıda bahsedilen özelliklerin bütünü dikkate alındığı zaman,bütün bunların bir edebi eserde bulunabileceğini kabul etmek oldukça güçtür. Ama "aynı zamanda felsefi olarak önemli sayılacak yazın açısından daha geniş bir görüşü kabul etmek de olanaklıdır"4. Bu bakımdan felsefi-edebi diye adlandırabilecek tezli romanlardan bahsetmek mümkündür. Nitekim Kafka, Camus, Sartre, Dostoyevski, Simone de Beauvoir gibi yazarların eserleri tezli romanlardır ama tezi, tam olarak felsefenin

kavramlarını kullanmadan ortaya koyarlar.

Osman Gündoğan


Şiir / Gabriel Garcia Marquez


                         


Bir yerlerden sonra,

Her şeyi ve herkesi görmezden geliyorsun

Artık kimseden acı çekmiyorsun,

Birine bağlanmıyorsun!


Gabriel Garcia Marquez

Çev. Sur Ortaylı

Foto: G.G Marquez ve Fidel


Her şey o kadar dokunaklı ki / Ziya Alpay


 

Her şey o kadar dokunaklı ki 


 

 

Sevgili Borges defteri,

 

 

“Her şey o kadar dokunaklı ki

Eylülsem, istemeden kırılıyorsam bazen

Dağınık, renksiz bir mozayık gibiysem

Üstelik yalnızsam bir de –telefonda kuş sesleri-

Aynalardan duvarlara bir üzünç akıntısı

Bu dünyada çekingen olmak çok iyi bir şeydir baylar”

(E.C)


PRENSES

 

Anla beni ey yağmur

İçime içime çiseliyorum geceleri

Başkaları uykuda dinlendiriyor acılarını

Bense düşlerden duvarlar örüyorum korkularıma

Çağlardan çağlara ince bir köprü kurulur şimdi dudaklarımda

Bir prenses hayaleti yürür o köprüde

ve

Ortaçağın tam ortasında bir kale düşer

Düşer gözlerime oradan da ellerime

Hayalet askerler çeker güneşin ve ayın bayrağını

Prenses ince ayaklarına bakar, bir de mavi

Der, durmadan mavi

Gözyaşları derelere doğru akar da akar

Bir balkondan diğerine konan kuşlar gibi

 

Yakın çağın yakın bir günü

Savaşlar, ihtilaller arasında

Bütün güller soluk soluğa

Anlatıyor bir sevda masalının

En ince ayrıntılarını:

Onun, o prensesin

Kederi annesinden miras kalmıştır

Sabahları saçlarını yalnızlıkla tarar

Gözlerinin akı bulutlara doğru akar

Bardağını tutarken konuşmaz –bir konuşsa içi kan dolacaktır-

Kırıldı kırılacak bir kurumuş dal gibi sallanır da rüzgârda 

Annesinden yeni ayrılmış kedi yavrusu

Nasılsa, üşümüşse, sokakta

Yaralı bir kuş gibi çatılardan-çatılarda

Uçarak şimdi de çırıl çıplak asfaltın ortasında

Orada hep bir çocuktur durur, çocukça kaldırır onu

Bir de baloncu vardır durdurur zamanı, parçalara böler

Karelere, küplere ve konilere, yamuklara…

Olmadı silindirlere benzetir elleriyle

Ve

Kırmızı balon

Mavi balona anlatır terk edilmiş masalları

Sokak eritir o zaman aşkları, boşaltır yalnız kalplere

Kaldırımlarda ise heykeller yürümektedir artık

Bilinmezliğe, ayrılığa ya da bir  sinemanın tam önüne

Filmdeki sonbahar sahnesinden yapraklar düşer artık her yüze

Prenses uykuya dalar…

 

Ziya Alpay


Saydam Zamanlar.../ A. Ahıska



                                                     

Kavmin sırrını açığa vurmam,

Sonra, inandığım ne varsa.

Saydam zamana ait değiliz ki…


A.Ahıska

(Yayınlanmamış "Saydam Zamanlar"  dosyamdan)



iZDİHAM TAYFASI BUNU HEP YAPIYOR!



 İzdiham dergisi sayfası, tayfası, "borges defteri" ni neredeyse iliğine kadar (izinsiz) ad vermeden kullandılar. Umurumuzda mı? Zerre değil! Ama bu arkadaşlara önerimizdir, insanlık namına en azından çevirilerin, şiirlerin kaynağını verseler-di iyi olurdu. Defter'de yayımlanan birçok şiiri-şairi ad,  kaynak göstermeden defalarca yayınladılar. Bir avuç insan oturuyor emek harcıyor hiç bilinimeyen herhangi bir ülkenin şairini POETİC MIND adıyla çeviriyor, yayınlıyorlar, İzdiham fırsatı kaçırmıyor! Örneği çoktur, Libya Çağdaş Şairlerinden Halid Metawa şiirinde olduğu gibi, kim veya kimler çevirdi? Nerede yayınlandı? Hangi yılda ilk çeviri yapıldı? Yok! Yok arkadaş. 2011 yılında defter de yayımlanan şiiri veya şiirleri yıllar sonra fark ediyorlar ve sayfalarında izinsiz yayınlıyorlar. Yapmayın beyler, yapmayın. Ya da canınız ne isterse onu yapın... zorla güzelliğin olmayacağını eminiz sizler de biliyorsunuz. Şair Şafak Çubukçu'nun şiirilerini de kaynak vermeden, izin almadan yayınladınız, kafanızda kendi kendinize İzdihamcı olarak mühürlediniz ki günahını size vermez, sevabı kalsın (kültüre/politik duruş uymusuz), O  şiirleri sayfalarınızdan sildirene kadar yer gök yalvardı, üstelik 2005 yılında defter de çıkan şiiri, ve sonrasını... bütün bunları ya rastgele, ya da başka  yazar dostların uyarısıyla görüyoruz,  tamamen tesadüf...uğraşacak değiliz, yaşam yeterince ağır bir yük hepimiz için.

Biz kim? İzdiham kim? İzdiham ne? Sizleri bilmeyiz, tanımayız ama şunu biliyoruz ki muktedirlerin, dönemin politik kuyruğunda dolaşanlardansınız, yani aramızdaki mesafa aşılamaz türdendir. Mesle politik muhalif vs.olmak değil, insan onuru, haysiyeti ve bağımsız, hür ve sefil politik erke hayır diyebilmek, dik durabilmektir! Neden hala bir "blog" sayfasında olduğumuzu sorgulayacak donanımdan bile yoksunlar güç odağı tayfalar,  burası açık bir gökyüzüdür, okuru neyse, sayfası da odur, bu bakışa, inanca ters düşecek kim varsa, ne varsa ekarte ederiz, yollarımızı ayırırız, öğütürüz, atarız!

Herkes kendi çöplüğünde olmalı!

bakınız, biz kendi çöplüğümüzdeyiz! 


borges defteri

                                             Halid Metawa çevirisi ,ilk kez defter'de yayınlandı.




PERİEFSA / LEON FELİPE / ( E* MAG)


 

En verimli döneminde yaşama veda eden, Defter yazarlarından, Leon Felipe’yi (M.H Batuhan Alpuğan) defter belleğindeki yazılarını E*MAG formatıyla yayınlayarak  anıyoruz, kalbimizdesin…

defter

E*MAG direkt link: 

Leon Felipe (M.H Batuhan Alpuğan) E*MAG


**************************************

Not: defter "Groups" kapanmıştır, 2002 yılından itibaren binlerce okura ulaşan grup, Yahoo ve Verizon şirketlerinin ortak kararıyla 15 Aralık 2020 tarihinden itibaren  dünyadaki tüm e mail gruplarının kapatılmasıyla beraber defterin grubu da "ebediyete"  intikal etmiştir. Mekanı, harfler, virgüller, şiirler, öyküler diyarı olsun. #))

Defter sadece ve sadece bu siyah sayfalarda soluk alacak, başka hiçbir mecra, sosyal saçmalık, zırvalıklarda yer almayacak, sosyal  öbeklerinde hiçbir defter bağlantısı söz konusu değil. Keza hiçbir yayınevi, dergi, oluşumuyla yakın, uzak bir ilgimiz, ilişkimiz yok, biz sadece "iyi" olan ne varsa, "iyi" ve "üretken" olacak kim varsa , ne varsa tümüne destek verdik, vereceğiz, üreten, yazan kalemi kollamak, korumak niyetiyle, herşeye rağmen, defter kurulduğu günden beri tam bağımsız bir edebiyat öbeği olarak varlığını sürdürdü, ne ürettiyse tamamı yeryüzünde gerçekleşti, gökyüzüne fırlattı...

Defter, edebiyatı ciddi bir uğraş olarak gördü, yaşamdan damıtılan öz oldu hepimiz için,zaman zarfında, yıldız parlaklığında olan dostlarımız, yaşamlarının en üretken dönemlerinde yeryüzünden göçtüler, gidişlerini hala kabullenebilmiş değiliz... çok elem verici bir devran oldu hepimiz için...geriye sadece şiirleri, öyküleri, pak adları, anıları kaldı. 

 Ateşin kurucu kuvvet olduğunu biliriz oysa su herşeyin başlangıcıydı, giden canlarımız hem ateşimiz hem de suyumuzdur, andolsun toprağa ve gökyüzüne ki unutmayacağız sizleri, sizinle beraber tüm iyi yürekleri, burada olsak da olmasak da, sizler yaşayacaksınız, bizler rüzgara emanetiz.

 

Can sıkıntısı hepinizden uzak dursun ve 2021 yılının tüm dostlara, şairlere, yazarlara esenlik, iç huzur getirmesini diliyoruz, ıslıklarınız dudaklarınızdan asla eksik olmasın.

 

D   E   F   T    E  R  



-"Ölümle karşılaşmak nasıl bir şey?" // Ziya Alpay



-"Ölümle karşılaşmak nasıl bir şey?"

 Soruyu sevgili Sur sormuştu bir yazısında. Ben bu soruyu değil de "ölümün kendisi nasıl bir şey" diye sorup duruyorum, hem kendime hem tanıdığım bazı insanlara. Belki üzerinde en çok düşündüğüm konu: Ölüm ve sonrası. Bir insan, hayatından bezmiş, usanmış ve sürekli intiharı düşünen bir insan bile ölümle burun buruna geldiğinde ondan kaçmaya, kurtulmaya çabalar içgüdüsel olarak. Bütün canlı organizmalar daima yaşamda kalma çabası içindedir. Özellikle

türümüz Homo-Sapiens ölüm denilen olgunun daha çok bilincindedir. Bu

bilinç yaşamı değerli ve önemli kılar daima. Bazı insanlar büyük bir

gayretle ölümü unutmaya çalışır ve sanki hiç ölmeyecek gibi yaşama

büyük bir arzu duyar ve tutkuyla yaşama sarılır.. Ölüm sadece medyada

ve bazen çevresinde duyduğu bir futbol maçının sonucu gibi sıradan bir

haberdir. Bense depresif kişiliğimden galiba ölüm haberlerini

beğeniyle karşılarım ve onlardan biri olmadığıma hayıflanırım. Bu

hepimizin kaçınılmaz sonu, kim bilir belki de hepimizin kaçınılmaz bir

başlangıcıdır çok başka yaşamlara doğru.

 

Şu sözler zihnimde hep dolanıp durur:

 

"Doğumdan nasıl korkmuyorsak ölümden de korkmamak gerekir" -Walt Withman

 

"Ölüm bir şey değil, ölüm hiçbir şey değil"- Svevo

 

Kişisel olarak çoğu zaman insanlardan ve dünya yaşamımdan umduğumu

bulamadığım için kendi kendime "iyi ki ölüm var, ölüm de olmasa

napardım" diyorum. Yaşamında başarılı ve mutlu olanlar için ölüm

korkunç bir tokat gibidir, mutsuz ve umutsuz olanlar için çok büyük

bir ödüldür ölüm.

 

Kendi bedenime bakıyorum da saniyede trilyonlarca faaliyet yapan

hücreler ve daha önemlisi beyini ve sinir sistemini oluşturan nöronlar

ve elektrokimyasal reaksiyonlardan ibaret bir biyo-makina mıyım? Diye

soruyorum. Aynı organik atom ve moleküllerin sonsuz çeşitli

kombinasyon ve dizilişlerinden teşekkül ederken.... Eğer öyleyse diğer

ölümlülerden ne farkım var? Hiç. Bütün bunların ötesinde Bilinci,

duygu ve düşünceleri oluşturan madde (Gerçi halen maddenin gerçek

doğası çözülebilmiş değil Kuantum fiziği ve biyolojik gelişmelere

rağmen)nin çok fevkinde bir şeyler olmalı diye düşünüyorum, ister buna

kozmik enerji, ister Tanrı, ister Allah denilsin, bence aynı kapıya

çıkar.

 

Haz konusunu bedensel hazdan ziyade Epikürcü düşünüyorum. Bir

müzikten, şiirden, sanat eserlerinden duyulan haz. Freud'un dediği

gibi "insan acıdan kaçan, hazza koşan bir varlıktır"

 

"Siz hiç hazzınızı terk ettiniz mi?" Bu soruya cevabım, hayır ve

hiçbir zaman, olacaktır. Ancak çok derin bir depresyonda insan değil

hazdan her şeyden vazgeçip, bilinçli olarak kendisini ölümün soğuk,

bilinmeyen ve anlaşılamayan kollarına bırakır. Sylvia Plath, Nilgün

Marmara, Özge Dirik ve Zafer Ekin Karabay gibi...

 

Peki ya arzu? İnsan neyi arzular? Sonsuz, sürekli mutluluk ve haz dolu

bir yaşamı mı? O yüzden "Cennet" diye bir yerin hayalini kurmuş olmalı

insanoğlu. Orada sonsuza dek mutlu olacağı umuduyla yaşayan

milyarlarca insan var. Bu dünyaya kendi arzularıyla gelmedikleri gibi

büyük bir çoğunlukla kendi arzularıyla gitmeyen insanoğlunun

yaşamındaki amaç sadece mutlu olmak mıdır? Olmamalı, insan bu kadar

basit olmamalı ama genellikle gördüğüm durum böyle. Belki ben de

öyleyim de bunu kendime itiraf edemiyorum.

 

"Ben yaşama hazırım" Diyemem. Onca sefalet, hastalık, savaş, çıkar

kavgalarıyla, paranın, güç makam ve mevki arzusuyla yaşayan insanlarla

dolu sevgisiz bir dünya yaşamına hazır değilim, olacağımı da

sanmıyorum. Çünkü "ben ölmeye hazırım" Peki, ya sonra?

 

"Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta

 

Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha

 

Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu

 

Hiç bilmiyoruz"- (Edip Cansever)

 

Ziya Alpay


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


    Site Arşivi

Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • 2-felsefe-notlar
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY

    ***


    Hür Yumer
    1

    ***


    ÖMER SERDAR
    mer-serdar

    ***


    ORUÇ ARUOBA
    oruc-aruoba-yasamini-yitirdi-737945-5

    ***


    artist-15
    Enis Batur
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    Leon Felipe
    batuhan-alpugan-leon-felipe1

    ***


    ***


    TELGRAFHANE,SANAT
    Sanat ve Edebiyat

    ***


    MURAT GÜLSOY
    Murat GÜLSOY | 602. Gece [Kendini Fark Eden Hikâye]

    ***


    ÜÇ RENK
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    Kerem Kamil Koç(SubCulturia)
    kkk
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    o-uz-atay
    Oğuz Atay / Arşiv (Borges Defteri'nin bu arşivde yer alan önemli belgesi. İlk kez "defter" yayınladı bu belgeyi)

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    ***


    Mustafa Nazif Fotoğraflar
    Sanat-Fotoğraf

    ***


    "Biri Dergisi- Mustafa Ziyalan
    Sanat-Edebiyat

    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***


    ***