Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Borges Defteri e-Kitap - Proje IX. // Richard Brautigan











More borges defteri

Richard Brautigan şiirlerinden özenli bir seçkiyi barındıran kitap, çevirisindeki akıcılığının yanında, okuruna yeni bir poetic yaklaşımı da sunarak, bir döneme damgasını vuran Amerikan şiirinin en parlak temsilcisini bu kez başka bir açıdan tanıtıyor. Şiirlerinin tamamı(eksiksiz biçimde) henüz dilimize aktarılmadı, bu çalışmaya paralel olarak yine defterde yayınlanan bazı Brautigan şiir çevirilerini UP’un sunduğu bütünlüğü bozmasın diye kitaba dahil etmedik. Melis Oflas ve Şenol Erdoğan’ın özenli çabalarıyla oluşturulan dosya e-kitap olarak sunulurken, bir noktayı daha vurgulamamız gerekiyor, R.Brautigan’ın hemen hemen tüm yapıtları
6 45 Yayınlarından çıkacak, daha önce yayınlanan yapıtları gibi.
Kitabı 1 dakikadan az bir sürede arşivinize, e-kitap okuyucunuza, yazıcınıza aktarabilmeniz için gerekli(her zamanki gibi akçesiz, sadece Siz!) link:




(RICHARD BRATIGAN SPECIAL/E- BOOK ) Download By MediaFire 250 kbps-1MB


BORGES DEFTERİ


Kabul ediyorum!.. {“Estoy de acuerdo..”} // Sufi.





Hakan İşcen’e ithaftır;


Gözleri kapatılmış yaşlı deve, değirmen taşının çevresinde duraksamadan dönüyor. Ölçülü bir ruh haliyle kocaman değirmen taşını up uzun bir ağaç gövdesinin ekseninde hareket ettiriyor.
Dikey taş, yatay taşın üzerindeki keten tohumlarını eziyor, çıkan yağ ince bir geçitten ahenkle süzülerek huni aracılığıyla depolanıyor, bölgenin ressamları değirmenin has müşterileri arasındalar(ne hikmetse!). Loş ve nemli ortamda devam eden bir kadraj ve gözleri kapatılmış sakin bir deve, kesintisiz döngü. Bütün bunlar, yanı başımda bulunan ve olup bitene tanıklık eden Rosa’yı sersem edecek nitelikte.
Rosa sonunda dayanamıyor beklediğim soruyu patlatıyor:
-“neden devenin gözleri kapatılmış?”
O an sanki bir anlığına tıpkı Kafka’nın “dönüşüm” analiz diliyle spontane yanıt vermek zorunda kaldım:
-başı dönmesin diye!
-“Hadi, ya, o kadar mı?”
-değil elbet, bazen çevremizde izlediğimiz, bazen de merkezinde kendimizi bulduğumuz ve sabit bir eksen çevresinde kader örme, döndürme ağıdır işte gördüklerimiz, hissettiklerimiz, kimi zaman görmüyoruz ya da görmek istemediğimizden, öyle tahmin ediyoruz ki sonsuzluğa, sonu olmayan bir doğrultuya uzanıyor, yol alıyoruz, bazen titreriz, çekiniriz, korkarız ya o an birisi gözlerimizdeki bandı açarsa, yol ve menzili şaşıracak mıyız? Hakikat başımızı döndürecek mi? Ve oracıkta hareketsiz donup kalacak mıyız diye. (içimden “sen yine o baştaki sözümü kabul et”, diyemedim, yandaki yüksek masanın üzerine tırmanarak devenin gözlerini okşayarak kulağına fısıldadım “yeni bir şey yok, inan bana”..). Uçurumu sevenin gözleri ister kapalı ister açık olsun, tipomorfik varoluşun karşıt akar suyunda yol alma deneyimidir. Muammaya ulaşmak için bunca desiseye ne gerek var? Bu denge bazen formel paradokslar olmadan gerçekleşmiyor.
-“öyle mi?”
-bilemem, bilsem, hemen söylerdim, çünkü bu saatten sonra sana ve bana azcık “söylence” gerekiyor.
-“Estoy de acuerdo..” (Kabul ediyorum).
-istersen etme!..

Sufi.

Heavenly:

Yazıyı tam bitirmiş ve her zamanki gibi son okuma ve görüşünü almak için dostuma (Cavit Mukaddes) geçtim, bir gün sonra sevgili J.M’den yazıyla ilintili ilginç bir not ulaştı elime. İzniyle, olduğu gibi yazıya ilave ediyorum:
“…Gustav Flaubert’in “Deveye karşı içimde büyük bir sevgi besliyorum, lütfen şaka yaptığımı düşünmeyin, hiçbir şey bu sıkıntılı canlının kederi kadar vakur değil” cümlesi üzerine “Yolculuk Sanatı” yapıtında Allen Dobanen’nin deveye karşı Flaubert’in içinde bulunduğu ruh halini irdeleyerek “Flaubert neden bunca o sakin yaratığın (“deve”) etkisi altında kalmış?” diye sorar. Belki de çöl koşullarında ve en çetin şartlar altında gösterdiği dirençle empati kuruyordu, o yüzündeki sonsuz hüzün- keder ifadesiyle.
Sevgili Sur; Flaubert’in “Madam Bovary” adlı ünlü eserinde toplumsal olayların sözcüsü sayılan eczacı Homet’in dilinden çıkan o etkileyici cümle sıkıntılı anlarımın çıkış dehlizlerinden bir tanesi olmuştur: “Mısır develerinin kederli, vakur, azcık kötülük saçan gözlerinden yansıyan felsefe..”, diyordu, ya da dur ben bir müdahalede bulunayım şu son cümleye: “gözlerinden yansıyan yaşam sevincine”. Zihnimizde can verdiğimiz her sözcüğün, yaşamda ve günlük hayatımızda bir karşılığı ve sebebi-sonucu vardır, öyle değil mi, öyle olması gerekmiyor mu? Deve kervanlarını oldum olası hep coşkuyla izledim, geldiğim coğrafyada bilirsin kentin kapıları kapatıldığı anda çölün kapısı aralanır ve işte o görkemli sessizliğin ayak sesleri develeri, unutmak mümkün mü? Eski Pers söylencelerinde geleceğin habercisi olarak da kodlanırdı, hakikatin kalbi sabırla doludur! Della Arabi’ya ve Rosa’ya selamlar..”
hürmetle / J.M




" Sütte ne çok kan.." // B.D.M.G




Dünya ne bir sistem ne de bir organizmadır. İçerdiği kaos’un derinliği, bakış açısı ne olursa olsun, indirgenemez ya da yeniden özümsenemez. Peki madem bütünle uyumlu olacak hiç bir şey olmayacaksa, bütünün kendisi var olabilir mi? Kötülükle eşitlenen ve bir çeşit boşlukla isimlendirilen bir dünyada yaşamın dördüncü ve son ışık perdesini boşluğun boşluğundan çekip çıkarmak çok mu zor? Ölüm, öznenin egemen olmadığı, onunla ilişki içinde özne olmadığı bir durumdur, hele ki bir kirli tezgahın pençesinde yere düşen yaşam unsuru kimin, neyin karşısında o yaratıcı coşkunluğunu, baskınlığını haykıracak? Enis Batur’un dediği gibi “Sütte ne çok kan” durumundayız. Saçma sapan ontolojik sorgulamalara da girmeyeceğiz. Burada, şimdi; niçin şimdi, ve şurada değil burada gibi sorgulamalar da derdimizi değil, sadece Bulanık dertlerimiz, fizyolojik endişelerimizin cirit attığı bir fırtına bahçesinde ve boşluk ve boğulma ikilemini gırtlağımıza dayatan sistemin kendisiyle beraber tüm işbirlikçi tezgah ustalarına karşı yitik ve karanlık bir kıyıdan o dördüncü umut dehlizine karşı haykırıyoruz.. yoksa çok iyi farkındayız ve o eski deyimi bir kez daha paylaşmayı biliriz: ‘ hayat, bizi ölü gömücü olarak değil, gömülen ölüler olarak taşımaktadır’, kan akıntısına karşı, varoluşa karşı “eczanelerde hiçbir özel ilaç” yoksa bile, sesimiz var!

Borges Defteri Moderasyon Grubu


OMEGA..// Ulus Fatih




Ölüm, zamanı anımsamaktır… Elektronik etiketler, kameralar, barkodlar ve siborgsu bireyleriz. Ölümsüz mutantlar!.. Mekânsal strüktür, arabalar, otoban gelincikleri, farlar ve karanlıkları severiz. Dünyanın dönmediğini belirleyenleri de!..
Dün Pencali, Gulan Bulağı ve Shanda’ya gittik. Dağın eteklerinde atın gölgesi, pençesinin izi ve dizi görünüyordu. Tan ağarırken Pol Dokter, Lahicana ve Zülbin’e geldik. Zencan ve Lengrüd’ü gördük
Ölümsüzlük, zamanı unutmaktır!.. Seks ve seksen bağlaşıktır diyordu Maria!.. Rankuh, Kereceband, Muskabat, Ramsar ve Mazanderen’de renk körlüğü artıyor. Tatarlar, Nogaylar, ve Lorlar da salgınlar var.
Çok sonra, zıt yönde ve eşit uzaklıkta iki ot yığınıyla Buridan geldi. Spektaküler oyuncular, postizm ve silah yapımcısı tanrılar diye bağırdık. Tırnaklarını magmada boyayan ve alınlarında mühür olanlar vardı!.. Milet dilinin, Helen diline dönüştüğünü görüyorduk. Manipülatif şeyler, halk ve hakseverlik ve Nefi’yle Murat göz gözeydiler.
Peygamberler Arap kıstağında çoğalıyordu!.. Siriuslu El Maktul, Heyakil-ün Nur ve iki serasker birbirine girmiştiler. Nasırı Dinillah bütün kavgacıları ayırıyordu. Mistik melameti ve fütüvvet, balina çığlığı ve Denver bir türlü ayrılmıyordu. Zağanos’a varır varmaz, gözlerim toprağa düştü ve beni katleden Eyyubi meliki Zahir’dir dedim!.
Zencan’da doğan, koordinat ve ordinatları bulan yanıma geldi. Suhreverdi, Hayy bin Yakzan’ı okuyordu. Berkyaruk birden durdu. İbn Tufeyl ağyar ile ‘Ruhun Oğlu Hayattır’ diyordu. Keldanî ve Hindu hikmeti göklerde çarpışıyor!.. Kelamullah kan ve toz içinde!.. Cümle Sümer repertuarlarını hakem belledik. Merih’le Dilmun cenneti tapınağımızdır dedik. Teşup dile geldi -göğün fırtınasıdır kendisi- insanoğlu hareketli birer Oblomov yığınına dönüştü!.. Müzik ideolojileri oldu. Demon İlliyanko görünmez tanrılarıdır. Arif katıyla, sürüyle Bosch buna karşı çıktılar. Locke, kader tanrının insana verdiği bilme gücüdür dedi. Kahir nurlar ve proton parladı o an ve Batlamyus’la müon geldi!.. Gilan ve Sakalibe yöresi aydınlandı. Yorumcu Şehrezori ve nur uknumları, sevinçle bakıştılar. Karmatiler karnavalı başlatacaktı ki Alejandro Daneri geldi mi dediler. Kalabalıkta zırhını rehin veren Muhammed’i gördük, beytülmalla lykeonlar kuran Ömer’i…
Nötrino kentler ve metropoller uyuyordu yine de!.. Helenistik matrisler ve partiküller sızmak istiyordu ama surlar geçit vermiyordu. Yurtluklardan Pertevname’yi okuyan Kabir geldi. Avarifi Maarif daha iyi diyordu. Mısır hermetizmi tanrıları öldürmemize izin verdi, yoksa yok olacaktık dedim.
Von Economo sinir hücreleri zayıflıyor, Karina ve fononlar sönmek üzere, reovirüsler Ockham usturasını unuttu, adenovirüsler kaçışıyor, vaksiniya tümör hücresi kaldı mı ki… Fermilablar da vivipar özelliği ve hypotheses non fingo vardır ve şeylerin formülü yokluktur diye sayıklıyorduk.
Bir yerde var olan her yerde vardır...
Zaman her şeyi yıkıyor ama dizelerimiz iyiye gidiyor.
Sanatımız gelişiyor.

Denize inen uçan daireleri görüyor musun!
Yoksulluğun propagandasını yapıyor gibiler.
Foramina birlikleri onlara yardım ediyor.
Şarap Mesih’in kanıdır ama Müslim olana günahtır diyen kim…

Tanrım; Tanrı geldi!.. Kızılca gülümseyişler… Ve utanmazca suratına, Bosch boştur dediler... O ara biri ağladı.. Ve Tanrı kulağına, üzülme laedri; ‘Düşleriniz dilinizdir’ diye fısıldadı!..


ULUS FATİH


OSİP MANDELŞTAM’A MEKTUP.. // Ahmet Ada





Kardeşim Osip Mandelştam,
Mersin, 22 Şubat 2008

Bugün şiirlerini okudum. Ormanın, ağacın, kuşun ruhunda
dingin sesini duydum.. İki adım ötemde deniz uykudaydı. Sen
coşkulu değil ama, dingin, durulmuş, lirik sesinle ruhumu
doldurdun. Sesin gecenin müziğiydi. Türkçenin kıvılcımı,
tartımı, rengi, kokusu sözcüklerine sinmişti. Şiirlerini Türkçeye
çeviren Cevat Çapan ile Seyhan Erözçelik’in arınmış, dupduru
Türkçesi imgelerini parlatıyordu. Dilinin metaforları bir düş
evreni oluşturuyordu. Metaforlarına dokunabiliyor, şiirsel
söyleminin kurucu düzlemlerini görebiliyordum. Çok büyük bir
vadinin bir ucundan, kargaların, böceklerin, çekirgelerin,
yaprakların, kırlangıçların soluk alışını, seslerini, sessizliklerini
duyuyordum. Bir tambur sesine akarken kuş sürüleri.

Şiirine karışan Batyuşkov’un küstahlığı işte: “Saat kaç” diye
soruyorlar, “Sonsuzluk” diyor o da.” Sonsuzluk buluşturuyor
ikimizi Osip. St.Petersburg’un kışları, Anna Ahmatova’nın karlı,
dingin sesi, “Kamen” ile “Tristia”nın çılgın lirizmi buluşturuyor
ikimizi.

Osip kardeşim, 1934’te Stalin’le ilgili bir şiirin yüzünden
tutuklandığını yazıyor belgelikler. Sonra ‘sürgünler’ gelmiş başına.
Ayrılıkların, vedalaşmaların ruhunda yarattığı fırtınaları
düşünebiliyorum. 1938’de, üçüncü kez tutuklandıktan sonra
neler çektiğin, nasıl öldüğün bilinmiyor. Nadejda şiirlerini
ezberlemeseydi yok olup gideceklerdi. Ruhun, Nadejda’nın
ruhu acılarla kavrulmuştur, biliyorum, hissediyorum. Karlı kış
geceleri ruhum ruhunla buluşuyor. Niçin bu sessizlik? Biz ne
yaptık insanlara? Eşitliği, adaleti, özgürlüğü çağırmak mıydı
suçun?

“Mutluluğu hesaplamayı sevmiyorum” diyorsun. Ne kadar
mutlu olduk ki şu yeryüzünde? Acılar, kardeşlik acıları,
yeryüzünde sürdükçe mutluluk yok bize. Gülümsemeyi bile çok
görüyorlar. Avluların taş duvarlarından zeki imgelerimiz geri
dönüyor.

Osip, kardeşim, ağır ağır yaklaşırken ilkbahar, gecenin bir
vakti bu mektubu yazıyorum. Akdeniz’e kıyısı olan Mersin’de.
Tam da şiirimin coşkulu lirizmden dingin, sessiz, kadife gibi
yumuşak bir lirizme geçişini Kantolar ile Yeni Kantolar’da görüp
de kendi kendimi kutlarken. Öte yandan Cevat Çapan ile
Seyhan Erözçelik, senin şiirlerini Türkçe söylemekle ne iyi
etmişler. Başkasının maskesini takıp onun ağzıyla konuşmak
gibi bir şey şiir çevirisi. Seni yetmiş yıl sonra, senin ağzınla
Türkçe okumak ne kadar güzel bir şey.

Osip, kardeşim, gecenin laciverdine karışan kalem mürekkebi
dağıtıyor. Bunu görüyorum. Uzakta, dünyanın gündüz olan
bölgesinde, bir koruda, böğürtlen toplayan çocuğu da görüyorum.
Sessiz çocukluğum bu belki belleğimin derinliklerinde.
Antakya, İskenderiye gibi Akdeniz kentlerini dolaşan Kavafis
geliyor aklıma. Onun çocukluğu, benim çocukluğum, senin
çocukluğun, ah o ‘kurt köpeği yüzyıl’da kalıyor. Senin şiirin
ruhunun derinliklerini gösteriyor.

Osip, kardeşim, şiir yine bu yüzyılda da şairin duruşuyla,
tavrıyla kesişiyor ve anlamlanıyor. Senin şiirin dünya şiirin
sesine, dokusuna karışıyor. Yaz olsun da leyleklerin yürüyüşünü
görelim. Birbirinin peşi sıra ördeklerin koşuşunu. Dünyamız
Osip, sevgisini gösteremeyen insanlarla dolu. Şiirin işi gücü
onlara ulaşmak olmalı, değil mi? Şairler arastasında, yaralarını
saracağımız, acılarla dolu yaşamlarımıza bakacağımız yerde, ne
yazık ki sevmiyoruz birbirimizi Osip. Bu durum, ne kadar tuhaf
değil mi?

Sevgili OsipMandelştam, canım kardeşim, bugün şiir, ‘insanı
çoğaltarak’ yeryüzünün sesi oluyor. Bugün şiir, benliğin,
kendimle ötekinin arasındaki ilişkinin sesi, duyarlığı oluyor.
İnsan ruhunun dibini ve doruğunu gösteren bir şey. Olanakları
da genişliyor. Sözcükler, boşluklar, imgeler dünyası, aslında
insanı anlamlandırmak, yaşama gücünü dirimsel tutmak için
var. Değil mi? Bütün poetik parametreler de insanlık için var.
Değil mi? Sen yaşamını vererek ödedin insanlığa borcunu. Bana
gelince, başta dünya şiirinin büyük ustaları olmak üzere, senin
ve Sergey Yesenin’in lirik şiirlerine, şair olarak dik duruşuna
borçluyum.

Ruhunun güzellikleri şiir yontan ellere yardımcı olsun.




Ahmet Ada


3 Şiir...// Şafak Çubukçu




Ölümsüz Rüzgar


Zamandaş kuş,
aynı ölüme yürüyen karınca,
kireçli gövdesi ile toprağa gülümseyen
kalender-ağaç.
Niye sizleri yakın bulmuyorum kendime ?
bizlerden sonra da esecek
şu ölümsüz rüzgar kadar.


YALIN YALANLAR

Havada kök-salmış böğürtlen,sıcaktan
kavrulan toprağa mor bakışlarla gülümsüyor
rüzgar,bir soluklanma ve gülme çağrısı
oyunbaz dikenlerini izlerken gururla geçenler.
Seni buraya getiren o tasarlanmış düş
yeni bir yaşam,yeni bir söz-kaynağı umuduyla
kandırmıştı yorgun ruhunu,
bildiğin nesneleri bilmediklerinle değiştirecek,
bir tinin çiçek-yalımı ile yakacaktı eski kanatlarını.
O bungun nesne-cehennemini anıştırıyor oysa
hala kör-bellek,ve bir kalem, bir masaya benziyor
bu mor bakışlı diken ve böğürtlen.





Yeni bir Dil

Bütün sözcükleri unuttum
ama konuşabiliyorum hala
ayna buğulu,ilençli bir ışık
usulca yakıyor boğazımı.

Bütün geçmişimi unuttum
nerede doğduğumu bile
gövden, kör bir bellekti
her dokunuşta unutuyorum yine.

ŞAFAK ÇUBUKÇU


Underground Poetix Ekim 2011. Sayı 10.


Dergi:
Underground Poetix #10

"ŞEHRİN KÖTÜ ÇOCUKLARINA.."
6 45 yayınıdır..




Underground Poetix Ekim 2011. Sayı 10. İçerik:
Kauffman’ın kaleme aldığı ve kitaplaştırdığı, bizim de kitabını düşündüğümüz “yasadışı şairler” manifestosuyla başlıyor Poetix 10.
Merve Darende’den rica ettik bize Charles Bukowski’nin “Nirvana” şiirini çeviriverdi.
Uzun zamandır ‘60ların Hindistan karşı-kültürünün önemli tek şiir kuşağı olan Hungry Generation mevzuatına nihayet el attık, onların da bir Ginsberg’i var:)
Geçen sayılarımızda da yer verdiğimiz Alexander Trocchi bu sefer şiirleriyle konuk Underground Poetix’e –Eren Caylan’a bu sayıya verdiği çeviri desteğinden dolayı teşekkür etmem gerekir.
Kerem Koç güzel bir dosyaya el attı ve Louise Benneth’ten Bob Marley’ Reggae Şiirine dört dörtlük değinen antropolojik sıkı bir metin Zeynep Pekin’ce çevrildi. Afiyet olsun.
İnternet gezintilerinin iyimser saçmalıklarından biri French Loser, gülümsetiyor…
Altıkırkbeş Cotton’un “Hobo” isimli kitabını yayımladı, kuramsal desteği bu sayıda bulabilir işin sosyo-politik gerçeğini merak eden güzel ruhlar, sıkı bir dosya HOBO KÜLTÜRÜ.
Sıkışmışlığını şehrin yüzünüze vuracak bir komün anlatısı BLACK BEAR, keyfli…
Bu sayı da yeni kitabı ……’nın hazırlıklarını sürdürmekte olan Kaan Çaydamlı’nın Mutant isimli usta işi bir öyküsü yer alıyor.
CHUCK PALAHNIUK ile yapılmış derinlikli bir söyleşi var, yazarlık ve edebiyat dersi sunuyor diyebiliriz, meraklılarına ilgililerine zevkten çok daha fazlasını vereceği kesin, ayrıca yazarın kendi edebi yolculuğunun da bir anlatısı.
SAVAŞ PORNO SAVAŞ PUNK isimli metin için diyebileceğim hiçbir şey yok, okunması gerekli!
Uzun zamandır hemen hemen her sayıda yer verdiğimiz feminist politik farklı sahalardaki görüşlere yer vermeye devam ediyoruz, bu sayının uzun soluklu konuk KADINı CAMILLE PAGLIA. Playboy’un kendisiyle yaptığı uzun soluklu söyleşiyi Eren Caylan dilimize kazandırdı.
Farklı bir yerden yaklaşamadıkça yer vermenin bir önemi yok, ama farklı yerleri ve yaklaşmayı seviyoruz: efsanefi karşı-kültür dergisi EVERGREEN REVIEW’da Bukowski’nin ilk yayımlanışı üzerine Abel Debritto’nun “Büyük An” isimli değerli metni de 10.sayımızın sınırlarında.
Ayrıca sevgili LINDA LEE BUKOWSKI ile BUK üzerine yapılmış tatlı bir söyleşimiz var.
Courtney Love saçma sapan JUNK ŞİİRLERİyle renk kattı bize.
İLK DEFA dergimize konuk olanlar var CEM AKAŞ ve ALTAY ÖKTEM 10.sayımızda.
Gene nihayet SPOKEN WORD hadisesine el attık, bu bağlamda içerde Maggie Estep ve Lydia Lunch var,
Spoken Word hadisesi dışında Lydia 3 ahlaksız şiiriyle bizlerle. Siz asıl ahlaksızlığı bu ay çıkacak olan kitabıyla görün..neyse..
HUBERT SELBY JR, dünyanın en güzel adamı olabilir –mi, neden olmasın, o zenci bir melek, tanrı onun ruhunu kutsasın, bu sayıda neredeyse dosyaya koştuk ve sıkı bir SELBY JR bütünü çıkardık; neden yazdığından, ne yazdığına, içsel, dehlizsel 3 ayrı metin.
Cavit Mukaddes Allen Ginsberg’den vazgeçmiyor:), harika bir metin yolladı bize, güzel çeviriler, Allen Ginsberg UP’da..
Artık anlaşılmıştır belki köşebaşlarını ikonları sevmiyoruz, 1955-80 Amerikan kültürünün değerli adamı ALBERT SAIJO nihayet Underground Poetix’de, Saijo Beat kuşağına karakter sağlayan ruhsal güçlerden, sessiz bir nehir gibi ufak yatağında aktı gitti….
Bir parmak da bizden JEFF NUTTALL’a, tabi daha çok dürteriz onu biyografisi ve çalışmalarıyla NUTTALL’da içerde.
Headpress’den aldığımız suç dergisi Front Page Detective’in ŞİDDET DOLU BİR DÜNYA: LSD, YAMYAM HİPPİLER, ŞEYTANIN ÇOCUKLARI & ENFİYE VAMPİRLERİ! Giray Türkmen’ın çevirisiyle UP 10’da.
Tamam bitiyor, artık bir kitap yazması gerektiğini düşündüğüm sevgili Melda Köser yeniden konuğumuz, 2 enfes kısasıyla bizle, Mehmet Oruç’u çok beklettik ama nihayet FLUXUX ELİNDE KAMERASIYLA GEZİNİYOR bu sayıda yer aldı, Kerim Atay’a çok kısa şiirler yazmasını yasaklıyorum, nereye sokacağımızı bilemedik, bi yer bulduk sonra:), Kerim demişken sevgili KERİM AKBAŞ’da UP 10’da.
Uzun zamandır gemilerde sesi soluğu çıkmayan Jan Ender Can yeni şiirleriyle konuğumuz, Gonca Gülbey, Büşra Kurtar, F. Asniya, Semih Yıldız, Deniz Cansever, Janset Karavin’de bu sayıda bizlerle.
Atladıklarım olmuştur, affola.


6 45 YAYINLARI

http://altikirkbes.wordpress.com/


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic
defter1.mp3