Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Kuzeye Ağıt..// Salih Aydemir



kuzeye ağıt

insan yaşadıklarını okur
yaşayamadıklarına zaman tanır
okumak için


kaç kez uyuduk seninle
yaşımdan yaşına döndüm
içimde genişleyen yüzün
çatlayan dudaklarıma sızdı

ey oğul
bir olmakmış gülüş
onu da senden öğrendim

senin de büyüyecek sözcüklerin
biraz ateş biraz dumanla
biz öyle yaşlandık
soğuklara sarılarak söyledik şarkılarımızı

kaç kez bakıştık seninle
parmaklarından avuçlarıma gittim
kim ağlıyorsa geceleri
onu sen bildim

umutsuzluk gizem içinde
ayırır gözyaşlarının yollarını
taşır gezgin adımlarını kapılardan kapılara
sesin bastırır uğultularımızı
sessizliğin sefaletinden çıkarız

ey oğul
biz gülüş olmakmış
onu da sende gördüm

sanki yok gibi olan bendim
yanlış yerden tutuyordum göğü
bahçelere yanlış yerden giriyordum
düşe kalka oynuyordum kendimle

annen bir evliya huzuruydu bu aşkta
dokunulmamış ten yorgunlukları içinde
düşlerinden süt taşıyordu sana
bir yeryüzü cümlesi kurmak için dilinde
yana yana hayat aşılıyordu bize

ey oğul
pir olmak inat olmakmış
onu da sende bildim

yağmur gök gürlemesi
sonrası ağır bir sessizlik
tırmanıyor kış etime
o yaz gülüşlerine sığınıyorum
içine giremediğim sözcükleri
uzaklaştırıyorum birbirinden
bir ateş yakıyorum anlamların arasında
hiç yanmamış gibi
dilin boşluğuna düşüyorum
eski bir oyuna başlıyorum seninle
bende kalan şu yakar
bu parlar oyununa

ey oğul
düş kurmak gerçeğe düşmekmiş
onu da sende tuttum

insan önce gözlerden alır yarayı
sonra yüzden taşınır dile
biter sanır unutulur yeniden
başlar yağmur gök gürlemesi
ve gövdede birikir çizgiler
yakın bölüne bölüne uzak olur

son bulmaz son kalır
son yaşanır sokaklarda
bütün bunlar yaz olur
doğumuna gün üstüne gün eklenir
dışarısı hep gece kalır
ev kapılarında büyür insan
akşamlarla ekmeksiz bir saat daha
bir saat daha tek başına
ses daha bir derinden çıkar içinden

ey oğul
ki sonsuz yurtsuzmuş
onu da doğumundan anladım

“babanın ikinci adıdır oğul,”

yıllar sonra yaşanan onca anlara
gözleri yaşlı bir kuş konacak
beni umursamadan geçecek rüzgar
fısıltılar kentinde gürültülü bir odada
gündüzleri öldüren gece sendin
diyecek bana
diyecek ki

“zaman hepten geçip gitmiş olandır.”

ey oğul
her şey sessizdir ama hava güzel
onu da senden tattım

evet çocukla kurulur ağız
yeniden yeni baştan
söz barışır
ve bir elle döner
anahtar kilidinde
açılan ve kapanan kapılara
ayakkabılar çıkarılır
yükler atılır
neresi olursa olsun
bir gövde bırakılır sessizliğe
çocukla kurulan ağız
omuzlarımdan tutar kaldırır başımı

ey oğul
sözcükler olmadan da sevilirmiş
onu da benden bil



Salih Aydemir


YUKUTA..// Ziya Alpay




Ve
Var olmayan şeylerin Tanrısı
Beni yarattı bu zamansal paradokslar
Ortamında
İyi mi etti bilmiyorum
Bazen insanlara bir şeyler söyleyecek gibi oluyorum
Ama korkuyorum çünkü
Ağzımı açsam her yerde 9.9 şiddetinde
Depremler olacak sanıyorum
“Bu kendime inanın gıcık oluyorum”

Suyun üzerinde yürüyebilenler beni bilirler
Bir onlar bilirler bir de sokak kedileri
Nerede görseler tanırlar beni, Yukuta’yımdır
Görünüşüm su içen güvercinlere benzer
Yürüyüşüm yolunu kaybetmiş geyiklere

-Tahminiz doğru, “Geyikli Gece”nin tüylerinden yaratıldım.”

Yeryüzünün tüm dükkanları kapanır bir bir
Ben Tanrıma dua ederim
“artık gelsin gerçek güneşler, gece kuşları, denizler”diye
Kapıda bir kız çocuğu duruyor ya, işte orada
İçeri girerse duanı kabul edeceğim der
Beklerim.
Beklerim olmayacak şeylerin Tanrısı
Kim bilir belki o da olur bir gün
Yukuta, yani ben de olurum
Kırmızı güneşler
Mor mevsimler de olur

Ziya Alpay


Madalya Fabrikası..// Leon Felipe



Oyuncak satıcısı kasabaya girdiğinde akşamüstüydü. Gök kararıyor, kışın başlangıcını hissettiren ayaz soğuğu sokakları boş bırakıyordu. Yağmur yağabilir, böyle düşündü. İşi için hiçte iyi olmazdı. Arabasını park etti. Geceyi bu kasabada geçirmeliyim. İndi. Bagajdan ufak oyuncaklar alıp, paltosunun ceplerine doldurdu. Bagajı ve kapıları kilitledi. Sağına soluna bakındı. Tüm kasabalar aynıydı. Belediye binasını gördü. Merdivenlerin önünde kırklarında biri, sakallı, sağlıklı yüzlü biri oturuyor. Yaşama kayıtsız, ıslık çalıyordu. Gaspard de la Nuit Melodiyi anımsadı. Adama doğru yürüdü. Konuşmadan yanından geçti. Her kasaba gibi buranın da belediye yanındaki sokaklarında dükkanlar ve lokantalar ve gece uyuyacağım berbat bir motel vardır. Bir oyuncakçı için sıradan bunlar. Çok sıradan. Şu savaş olmasaydı. Belki. Karnım acıkmış. Sigara çok içiyorum. Yine de bir sigara yakmak için paketi çıkarttı. Eli cep telefonuna değmişti. Burada da çekmez. Küçük kasabalar daha sıkıcı. Yürüdü. Açık bir lokanta gördü. İçerisi boş. Benden başka müşteri yok. Umarım yiyecek bir şeyleri vardır. Oturmadan, bir ayağı dışarıda diğeri lokantanın açtığı kapısından biraz içeride sordu. Yemek var mı? Yok. Dedi, mutfaktan genç bir ses. Bir kadın. Aşağıda kahvede var ama. Zaten gece oluyor kapatıyoruz. Lokantanın adına baktı. Camdan silinmek üzere olan harfler anlamsızlığı yüceltiyordu. Aç Baba Lokantası. Kendini doyuramayan aşçılar ne kadar çok. Adımını çekti. Kapı ardından kapandı. Sokakta kimse yoktu. Dükkanlar kapalı. Burada da oyuncakçı yok. Belki de başka bir sokaktır. Evet, bu kadar boş olamaz. İş çıkışı saati. Okullar dağılmak üzeredir. Başka bir sokağa saptı. Burası daha genişti. Bir iş merkezi gördü. Kepenkleri kapalı, camı pis ve kırıktı. Sokak daha iyi gibiydi. Hızlı hızlı yürüyen iki kadın, köşede sandalyesinin üstünde oturmuş sigara içerek yanında dikilen adama bir şeyler anlatan yaşlı suratı buruş buruş olmuş adam, bir şişko karı, iyi giyimli. Bahse varım toptancının karısıdır. Dükkanlara göz gezdirdi. Sigara, içki satan üç tane. Tuhaf yan yanalar. Hiç mi kavga etmez bu herifler? Ama hayır, akıllıca. Savaşta birbirlerini kolluyorlardır. Savaş bitsin görürüz. Veresiye vermemek için hepsi sinsice dizilmişler. Pastane kapalı. Şeker yok zaten. Terzi. İyi para kazanıyordur. Bir meyhane. İçeriye baktı. Şişman, zayıf, esmer, sarışın; hepsi saçlarının asıl rengini unutacak kadar yaşlı. Sigara dumanından pek yüzleri seçilmiyor. Baktığı cam buğulu. Burnunu cama dayadı. İyiymiş bu kasaba. Her masa doluydu içerideki. Herkes içiyor, atıştırıyordu. Yemek yedikten sonra burada alırım soluğu. Çocuğu olan bir kadın bulur ve iki oyuncakla geceyi orada geçiririm. Yürümeye devam etti. Kahveyi gördü. Birkaç adam. Bunlarda kırklarında. Askerde olmaları gerekirken ne yapıyorlar burada? Aralarında sakata rastlamadı. Selam verdi. Selam verdiler. Pek ilgilenen olmadı. Savaş sırasında herkes her yabancıya her şeyi sorardı. Bunlar umursamıyorlardı. Televizyon kapalıydı. Sessizce kağıt oynayan orta yaşlı etine buduna sağlıklı adamlar. Meyhanedekiler de öyleydi. Anımsadı. Belediye önünde yerleri süpüren ıslıkçı, yaşlı adamın yanında dikilen. Hepsi orta yaşlarında sağlıklı adamlardı. Oyuncakçı boş masaya oturdu. Yemek var mı? Ne yersiniz? Bıyıkları kapkara genç bir delikanlı suratına sahip, kırmızı yanaklı kahveciye şakın şaşkın baktı? Ne varsa getir. Tavuk, pilav, kuru fasulye…çok! Bekleyin ben size menüyü getirivereyim. Savaşın başından beri bu kadar zengin bir mutfağı olan kasabaya gelmemişti. Umarım çocuğu vardır. Menüye baktı. Ucuz olmasını umduğu yemekleri söyledi. Çorba hemen geldi. Sıcak bir domates çorbası. Kışın bu vakitte! Şehirde bile domates bulunmuyordu. Mutlu mutlu içti. Bir kase daha istedi. Pilav, tavuk, karnı doyana dek yedi. Yemeği bitince bira ısmarladı. Sigarasını yaktı. Borcum ne kadar? Bedava. Nasıl bedava. Bu kasabada her şey bedava amca. Sen yabancısın sanırım. Ben de seni general sanmıştım. Hadi dedim albaydır. Sen asker diil misin? Hayır. Ben oyuncak satarım. Oyuncak mı? İyiymiş. İşsizsin desene. Kasaba kasaba dolaşıp satıyorum. İşim bu benim. Ha! Yapmıyorsun yani? Hayır yapıyorum. Şehirde atölyem var. Hangi şehir. Başkentte. Savaş sırasında başkentte yaşanır mı? Neyse beni ilgilendirmez. Bedava bu kasabada her şey. Hazır kimse sana bir şey sormamışken ye iç keyfine bak. Ama tavsiyem sabah olmadan buradan tüymen. Neden? Boş ver nesini niyesini amca. Bir bira daha? Olur. Terliyordu oyuncakçı. Paltosunu çıkartmadığını farketti. Oyuncaklarda ağırdı. Yemeğe dalmışım. Bu ne saçma iş. Savaşta böyle bedava yemek mi olur? Ceplerinden oyuncakları çıkarttı. Masaya koydu. Ayaklandı. Sandalyenin arkasına paltosunu koydu. Kahveci geldi. Birayı masaya koydu. Paltonu kapının arkasındaki çivilere as. Yerlere sürünmesin. Güzel de bir şeye benziyor. Sağ’ol. Ne! Teşekkürler. Ha! Oyuncakçı kalktı. Paltosunu astı. Bu zamanda birisine sağol demek aptalcaydı. Küfretmek gibi. Masaya döndü. Oturdu. Birasından yudumladı. Sigara yakmak için masadaki pakete uzandı. Oyuncaklar yoktu. Küçük GI Joe’lar. Silahlı Hummer jipler. Tanklar. Minik, ağır oyuncaklar. Silip süpürülmüştü. Hırsızlar. Kahveciye seslendi. Çöpe attım. Bu ıvır zıvırların masamda işi yok. Burada savaşı anımsatacak şeyler istemiyoruz. Ama bunlar oyuncak. Oyuncak hiç istemeyiz. Kahvede oturan herkes dönmüş bakıyordu. Aralarından birkaç kişi homurdandı. Kalın bir ses işitildi. Git buradan. Oyuncakçı durakladı. Ne yapacağını kestirmeye çalıştı. Saçma bu. Çok saçma. Savaş ve oyuncaklar önemlidir. Kalktı. Hiçbir şey bedava olmaz bu hayatta. Neyse yemek ucuza geldi sayılır. Paltosunu giydi. İyi akşamlar. Kahvedekiler çoktan oyunlarına dönmüşlerdi. Başını kaldırıp bakan olmadı. Dışarıda yağmur başlamıştı. Şemsiye. Hep unuturum. Paltosunun önünü ilikleyerek yakalarını kaldırdı. Meyhaneye gitmek için adımlarını savurdu. Optik gökyüzünün altında bir ışık belirir gibi oldu. Silah fabrikalarından işitmeye alıştığı, kayalıkların siren sesini iliklerinde hissetti. Meyhaneye doğru yürürken çocuklar işlerine gitmek için ellerinde sefer taslarıyla önünde çoğaldılar. Cebindeki tüm oyuncaklar çöpteydi. Bir şey satacak hali olmadığının farkına vardı. Arabasına dek yere sürtünen paltosunun ağırlığı ve sıcaklığı altında ezile ezile yoklaştı öyküden. Silindi gitti. Uzakta olmayan Irak çocukların sessizliğine büründü.

Leon Felipe


H A Y A T Â N I ve varoluşsal kaygı..// Cavit Mukaddes



“bir zamanlar çoktuk
ve yeryüzündeydik..”-
H.İ
Evet, “çoktuk” ve “yeryüzündeydik”. Kısa ve iki belirlemeyi (pozitif-negatif) birlikte vurgulayan sözcükler-düşünceler ve yaşam biçimini sorgulayan durumlar, Demokles’in kılıcı olabilme şansı en yüksek tartışma konularındandır her halde, ve bu işaretler ister bir şiirin alt katmanına, ister öykü-roman gövdesine kazınsın, tartışılmaya değer Euklid salıncağıdır, ve sebebi her ne olursa olsun birbirimize söyleyeceklerimizin, düşüncelerimizin hepimiz için karşılıklı olarak bir hükmü vardır, olmalıdır. Tıpkı bir metronom gibi, düşünce de daha geniş bir zaman ölçeğinde bir uçtan öbürüne geziniyor, doğal olarak düşüncenin salınımları mekansal ve kültürel farklılaşmalar için eşzamanlılık niteliğine sahip değil. Her ne kadar Paul Valéry “düşünce, evrenin daha çabuk yok olmak için bulduğu yollardan biridir”(P.V: Mélanges-1931), diye not düşse ve Cioran gibi “şüpheyi yerkürenin derinliklerine kadar ekmek” istesek bile farkındayız, büyük teorilerden, önermelerden ve onların genel dönüşüm yasalarından uzaklaşarak, bir taraftan geleceğin yerini alan bugünle birlikte doğan, yaşanan, ve yaşanılacak yılların ağırlığıyla birlikte, bir imge, duygu, karabasan, hüzün, umut, tüm karşıt çıkışlar ve hislerin oluşması gerekir, işte tam da bu noktada belki tarihin hükmü biter ve kendi geleceğimiz hakkında dersler çıkarmak mümkün olur, kim demiş yaratıcı düşüncenin hislere gereksiniminin olmadığını?


Unutmamalıyız bir duygu anlam değil sadece yaşam üretir.

“HAYATANI” ve tarihsel kodları özenle barındıran ve bunu bir ömre ve tek bir kitaba sığdıran projenin(şiir kitabının) adıdır, hele bunu bir şiir kitabına sığdırmak ve 30-35 yıllık bir yaşam sürecine yaydığımızda insan sadece dil- şiir ekseninde tutuklu kalamıyor, çünkü o hem kendini hem de “nesnesini” (kitabını) özenli bir elemek yoluyla yeniden yaratmış oluyor. Ontoloji ve toplumsal konular arasında temelli bir ilişki olduğunu ve bunu şiire vurduğumuzda yine aynı ölçekteki yankısını ilk fark edenlerden bir tanesi Platon’dur. Gerçek bilgi nesnesinin kaynağının formlar olduğunu deklare ederek üstelik. Gelin görün ki hakikat seferinin şiir durakları tüm gücünü her yerde bir bütün olarak o şeyin gerçek doğasından alır. Gerçekten de dolaysız ve bütünsellik içindeki hakikati anlama, birçok çağrışımdan yararlanarak görünürdeki farklı özgürlüklerin, bağlamların ve aktardıklarının çok çeşitli, hem duyumsal hem de anlıksal kavranmasıyla yakından ilişkilidir. Riskli olduğu kadar bir esin niteliği de taşımaktadır, bu sürecin tüm öğelerini bilinçli bir şekilde özellikle edebiyat aracılıyla gözlemlemek söz konusu olamaz, olsa olsa kısmi bir yönelime ulaşılacak bir şiirsel hoşnutluk söz konusu olur. Bu yönelimde bağlamlar ve aktarımlar için bir çelişki asla söz konusu olamaz. Gözlemlenen gerçekliğin tarihsel ve toplumsal sınırlılığı, tüm olası bağlamlar değil, yalnızca önceden temel bağlamlar olarak kavrananlar göz önünde bulundurulursa gün ışığına çıkacaktır. Hayatanı şiir kitabı bunun mümkün olduğunu gösteren somut örneklerden bir tanesidir. Enis Batur’un dediği gibi yayınlanan kitaplar kaç kişiye ulaşıyor, kimler okuyor, hangi ölçekte anlaşılıyor, kavranılıyor konusu şimdiki zamanın yaşamsal sorunu değil, her şey tarihe emanet ediliyor, elde avuçta ne varsa tümü yarınların da meraklı gözlerini, yargısını okşuyacak. E.B çok doğru söylemiş: “herkes işine bakacak”.

Kodifikasyon dönemi sona edildiğinden bu yana, özellikle edebiyat tarihimiz, dönem dönem ve yer yer önemli ürünlere imza atmıştır. "Üç İstanbul", “ Tutunamayanlar”, “Saatleri Ayarlama Enstitüsü, “Cevdet Bey ve Oğulları”,.. ve şiir kulvarında ise Enis Batur’un daha tümü yayınlanmayan ve sadece ilk cildi okurla buluşan(6 45 yayınlarından çıkan) önemli yapıtı “Opera” gibi yapıtlar söz konusu oylumun önemli örnekleri olarak benim kişisel tercih sıralamamda yer edinmişlerdir. Yani gnoseoljik görüş açımızdan odaklandığımızda sanat-edebiyatın neyin temsilcisi, neyi temsil etme sorusunun benim için öznel yanıtıdır. Sanat bildirisinin nerede olduğunu gösteren ve tümü Türkçe yazılmış sayısız nitelikli edebi yapıt ise(adları buraya sığmaz) her değerlendirmenin gerçek, sezgisel, bireşimsel ve sahici işaretidir. Ve tüm bunlar bize sanatın amaç ve bildirisi, bizleri kanıtlanmayanlara inandırmak için sezgisel yargının otoritesini ve inandırma gücünü destekleyecek nitelikteler.

Şiir düzleminde de güzel ürünler verildi, bazıları direkt cehennem tanıklığı niteliğindedir. "Ateş Hırsızları Söylencesi" şiir kitabı gibi (Emirhan Oğuz’un kitabı,1980 darbesinin izlerini, kodlarını barındırır). Hakan İşcen biraz daha öznel yaşam deneyimini de dil yapısına ve dilin işlevine yükleyerek, kendi şiir yolculuğunu(okur için) 1975 yılından itibaren başlatıyor ve çok trajik olaylar, tarihlere bu güzel toprakların duyarlı bir kalemi olarak "tanık" gözüyle bakmayı deniyor. 80 darbesi, Metris Cezaevi, Sivas olayları, Kayıplar, Cumartesi Anneleri, Bosna katliamları,ve son hamlede “gelgitlerimizin girdabında ayrılır, …da’lar, …gi’lerden” diyerek 2009 tarihinde dosyayı tamamlayarak, tarihsel yolculuğun zarfına teslim eder.
Hakikatli bir dil ve çığlık sarar şiirinin dokusunu. Hakikat mevsiminin bariz özelliklerinden bir tanesi o bazen hiç önem vermediğimiz simgeciliğin biçimsel gereklerine uygun olmasıdır, ya da gerçeklik belki de hiç betimlenemez diyerek (ve sırf bu yüzden) mantığı aşkın buluruz. Şiirin dünyaya ilişkin her şeyi söyleyeceği iddiası hiç olmadı, ama çok sözü olduğunu da inkar etmedi. Dildeki birimlerin(ister öykü, roman, şiir olsun fark etmiyor) taşıdığı hakikat karşılaştırması yönünden bir önemi ve eskilerin deyimiyle "ehemmiyeti" hala vardır. Dil-yaşam-dünya ilişkisi bu mihenk taşına taşınarak kendi eksenini oluşturur.
Ve bu dosya, yani önce HAYAT ANI, sonra tasarım aşamasında HAYATANI olarak kendi içindeki sınırı kaldıran kitap ilk önüme geldiği an, "bu kitap galiba yakın geçmişimizle şiir aracılığıyla ciddi biçimde hesaplaşıyor" sözleri çıktı dilimden. Yanılmamışım. Evet, sosyal fenomenlerin belirlenmişliği insanın özgürlüğünü ve özgürlük istemini asla kısıtlayamaz.
“aynaya baktım
göz kırptım:
göz kırptım...
ağ attılar üstüme
enseme çivilendi
zaman: sızdım..” –
H. İ
Cavit Mukaddes


1+ 1 Şiir../ Ahmet Ertan, Halim Yazıcı


Kelimeler Durduğunda

asılır kalır düşünceler
kelimeler durup
semboller silindiğinde
bilemezsin nereye sürükler
esen rüzgar
o rüzgar ki yelkenleri doldurur
yol aldırır
o rüzgar ki düşürüp askıdan adamı
toza, toprağa bular

Ahmet Ertan



Masaldan Tahterevalli

çok eskiden
pabucu yarım
uzak ülkenin derinliğinde

bir çocuk yaşarmış
kulakları sarı ve pembe

masal bu ya
ters getirmekmiş

çocuğun işi
belinden şiiri

sarılı pembeli
kulaklı kedilerin

dedikleri de tutmazmış
söyledikleriyle birbirini

bir gün her günkü güneş
batıdan doğarken

o sabah doğudan batmış
-aklı karışık tanrıların işidir bu-

diye aklından geçirmiş
dünyanın bütün bildikleri

o gün bu gündür
çocuklar ellerinde çember

toplar bütün rüzgârgüllerini
dünyanın

dengede tutmak için
gece gündüz

tahterevalliden
bir aşkı.

Halim Yazıcı





Kısacık metinlerdir kısa öyküler ve kısacık metinlerin olanak tanıdığı ölçüde yapabileceklerini yaparlar. Yani sözcükler aracılığı ile bir insanın, bir anın, bir durumun ve bir oluşun resmini çizerler.

Sanki böyle;



Piyanonun tuşları kalbime vuruyor, ritim yok! Kuytuda sözcüklerimi toparlamaya çalışıyorum. Şiirden ıslanmışken, şiir olamıyorum. Ancak şiire özenmiş bir yazı olabiliyorum. Sözcükler tik tak atıyor, ritim yok. Ses yok, çocukluğumda bir yerlere bıraktığım sesimi, anlamsızca piyanonun tuşlarına vuruyorum. Duymayı çok özlüyorum.

ya da,


Açıldı. Kararsızlıkla kapandı ama hemen. Bir daha. İkincisi biraz daha cesurcaydı; bu yüzden cesaret bir balon gibi sönerken öfkeyle sıkıca kapandı iki dudak birbirine. Alt dudağını dişlemiş olabilirdi. Bir daha denemeyecekti. Tümden sustu.
Konuşma, söz söyleme gücünü yitirmeyi diledi. O zaman korkaklık değil, özür olacaktı susmak. Tekrar ısırdı dudaklarını. Başını önüne eğdi. Karanlık kapladı her yanı. Ben görmeyince evren yok, diye düşündü. Bakışlarının dilini susturdu.


Böyle.
Ki öykünün ağzı değil, zihni kalabalıktır.
Desek ki mesela;

Sözcüklerin yağmura vuruyor.
Toprak
Çiy
Kırağı
...Dönüş.



Denesek demeyi;


bakışlarının arasından yitip giden bir şey var.
yara
korku
sinsi
göç.



Ki öykü, kısacık bir ana sığdırılmış yaşantıyı sözcüklerle uzun kılma çabasıdır.

Sığar mı


Adam yerde yatıyor,
Kaldırımda öylece.
Anadolu var yarı kapalı gözlerinde.
Ne yazık!
Kara bıyıkları büyümeyecek artık.



Sıkışır mı yoksa?


Elini uzattı. İrice ve beklenmedik sıcak elini.
Bakışlarımı verdim.
Aldı yanında götürdü.



Ki öykü, içinden susar

Çünkü;


Söz’ü bileylersin
Çıktığı ağızdan başlar,
Kanatmaya…



Israrla devam;



gözlerimin ardında koyu bakışlar.
Kara
Ak
Kara
Ak
...... sus



Ki öykü, dildar’dır.

Denerken;


Aşk ülkesinin ikliminin bir belirleyeni var şimdilerde: yaryüzü hareketleri.


ve derken;


Bazen rüzgârlar bile susar.


Ki öykü, normal bir ses tonuyla konuşmaz: ya haykırır ya da fısıldar.
Nedense?



Dudaklarımın arasında ölen bir şey var.
hayır.
evet.
hayır.
evet.
... söz.

Derindense ya?


Ondandır ses kısıklığı, boğazındaki yangı. Uçlarda yaşar. Bedelini ödemeyi de pekâlâ bilir. Kimi zaman acısıyla, kimi zaman tutunulamamazlığıyla.

Ki öykü, “oluşumuzun çiçeklenmesi”dir.
Nasıl?
Baktı. Oradaydı. Derince bir yoldan gelmiş görünüyordu.
Ağzının kıvrımında;
Hüzün ya da içten gelen bir gülüş’ten çıkma.
Artık benimle, diye düşündü. Artık benim.
Bir adı olmalı mı? Gülümsedi.
Biteviye, dedi. Ağzımın kıvrımında biteviye.



Asıl.


Ki öykü, küflü bir arzudur.
Şiddetle,


Beklemenin dar geçitlerinden geçiyorum. Sürekli saatime bakıyorum. Akrebe takılıyor gözüm, neden akrep? Zaman insanı haince yaralayabilir mi? Nedir bu özlemin ağzımda bıraktığı küflü tat?
Gelmeyecek
Gelecek
Gelmeyecek
Saatimi hızla kırıp, içindeki akrebi söküp atıyorum..



Ve istekle.

Ki öykü, öykü kaç parçaya bölünür, diye sormaktır biraz da.

Parça;



İki noktam yok
Virgülüm yarım
Eksik bir yanım
Son noktayım.

Parçaya…



Düşünseydi.

Ama düşünmedi.

Tek atımlık kurşunu vardı. Tereddütsüz çekti tetiği.

Hayvan’nını acımadan vurdu.

ağlayan gözleri, cinayetinin iziyle hiç olmadığı kadar parlak artık.

Düşünmedi.

Düşünseydi;

Kan görmeye tahammülü olmadığını anımsardı.


Ki öykü, olanağın dayatmasıdır.

Diyebiliriz ki,



noktalı virgüle bile yer yoktur kimi zaman.


Ve demeliyiz ki,



Beklenmedik bir gülüş kadar şaşırtıcı olacak


Ki öykü, sürdürmeyi sürdürmektir.


Dostluk az sözcükle anlatılır mı? Hele öyküsü uzunsa. İş bu deneysel çalışma fikrini oluşturan arsız ‘’kısa öyküdür.’’ Bizi tahrik etmiş, ufak tefek haliyle kalbimizi çalmıştır. Biz onun kısa cümlelerinin altında uzaktan uzağa (Akdeniz’den-Ankara’ya) atışırken bu proje doğuvermiştir. Günlere yayılırken, asla bitmiş değildir.

Seçkin Aydın Kınacı-Melek Ekim Yıldız




Kirpi Şiir 6. Gerçeküstü İmgeye Dair..// Rafet Arslan





Kirpi Şiir 6/Gerçeküstü İmgeye Dair
2011 yılı Türkiye’sinde yaşayan, güncel Gerçeküstü imgeye dair bir dosya hazırlamak, beraberinde birçok farklı mecrayı, tarihsel arkeoloji hevesini, hesaplaşmayı da gündeme almak demektir. Türkiye gibi avangard geleneği çok sonraları idrak etme yolunda adımalr atmış çorak bir coğrafya da, Sürrealizm gibi engin bir yatak-nehir sadece edebiyatın, görsel sanatların belirlenmiş sınırlarıyla ya da kültür endüstrisinin tüketim mantığıyla ele alınamaz.

Çünkü Sürrealizm rasyonaliteye, kentsoylu değerlere, moderniteye, dinsel, şovenist her türlü baskılamaya karşı bir duruş; dünyayı bambaşka bir gözle görme biçimidir. Antonin Artaud’a göre zihinsel bir durum, Breton’a göre ise devrimsel bir harekettir.

İmgeyi sadece toplumcu, gerçekçi, gelenekçi, ulusal ya da cemaatsel bakış açıları ile görenler için bu ekinsel emekler hep nafile çabalar olarak görülmüş, batırılmış, görmezden gelinmiş, ötekileştirilmiştir. Gerçeküstücülük, kültür endüstrisinin güncellik kavramına göre nostaljik bir ütopik çaba, bazı postmodernist olduğunu iddia eden yaklaşımlar için ise geçmişin baskıcı avangard’ıdı, bir çeşit çıkmaz yoldur.

Ama tüm bu iddiaların aksine Gerçeküstücü İmge, 21. yüzyılın başında tüm kürede(ve de ülkede) televizyondan internete, reklamcılıktan sinemaya, tasarımdan modaya gündelik yaşamın içinde, her köşesindedir. Postmodern durumun devrimci avangard’ı yok ettiğine inananlar erken bir bayram merasimi yaptılar.

Bu gün dünyanın 30’dan fazla ülkesinde aktif, güncel ve yaşayan uluslar arası bir Sürrealist hareket var. Ortak imzaya açılan uluslar arası bildiriler, kolektif sergi-etkinlik-festivaller, yerel/küresel yayınlar, internetin sağladığı imkanlarla sürekli canlı, tartışma ve eylem halinde bir Sürrealizm. Bu durumun kuşkusuz en net kanıtı 2010 yılı içinde, 24 ülkeden, 80’in üstü katılımcının emekleriyle yayınlanan Hydrolith adlı antolojidir. 21. yüz yılın bu ilk uluslar arası sürrealist antolojisinde Türkiye Gerçeküstü hareketi S.E.T’de çeşitli ürünlerle dahil olmuştur.

Ülkemiz özgülünden baktığımızda yaklaşık 80’lık bir gecikmişlik söz konusudur ve öncelikle bu meseleye cesurca, tam da göbeğinden dalmak gerekmektedir. Bu yüzden hazırladığımız dosyaya şiir, resim, kolajların yanında iki adette metine yer verdik. “Neden bir Türk Sürrealizmi Yok” başlıklı metinimiz modernizm sürecinde Türkiye’nin düşün-sanat ortamında neden Sürrealizmin yaşam şansı bulamadığı sorusunu, barındırdığı kaçış çizgileriyle birlikte ele alan bir ön araştırmadır. Peşi sıra soruşturmayı derinleştirmek, genişletmek yanında yeni sorulara/yollara da ışık tutma hevesini doğurma niyetindedir. Ve akla gelen ilk soru modern dönemde varlık şansı bulamayan avangard, postmodern durum içinde nasıl yaşam bulmuştur? İşte çetin diğer bir düşünsel yol arayışı…

Seçtiğimiz ikinci metin ise Arap Sürrealist Hareketinin 1975 tarihli manifestosu. Özellikle bu topraklara yabancı, dışardan ithal bir heves olarak gören anlayışlara ironik bir yanıt olduğunu düşünüyoruz. Orta Doğu topraklarının bereketli düş iklimine örnek, bir tasavvuf ustası olması yanında gerçek bir devrimci de olan Hallac-ı Mansur’un bir şiiri ile birlikte yer veriyoruz. Bu meşakkatli-önemli çeviri ve Hassan el Sabah’tan bir dörtlüğü dosyamız için özenle çeviren sevgili J.M’ye buradan selamlarımızı iletiriz.

20. yüz yıl Gerçeküstücü imge geleneğine bir selam çakmak için üstad Prevert’in bir yeni çevirisine yer verdik. Bunun yanında güncel-küresel Sürrealist şiire Arjantin, Portekiz, İngiltere ve İsveç’ten dört şair ile örnek verdik. Merl Fluin, Londra Sürrealist Eylem Grubu üyesi ve dosyamıza giren şiiri 2010 tarihli şiir kitabı The Reality Binge Trick’ten alındı. Emma Lundenmark ise Stockholm Sürrealist Grup üyesi ve onunda dosyamıza giren şiirleri 2010 yılında basılan Organica Fläktrum’de den alındı. Juan Carlos Otena, Arjantin ve Montevideo’yu kapsayan Rio de le Plata Sürrealist Grup üyesi bir yazar-şair ve dosyamız için özel gönderdiği bir şiirine yer verdik. Carlos Martins, Portekiz Sürrealsit hareketin köklü isimlerinden ve o da Borges Defteri’nden sevgili Sufi’nin özenli bir çevirisi ile Türkçeye kazandırılmış oldu. Dosyamızın çeviri sürecinde bize destek- nefes veren Umut Taylan, Ezgi Aksoy, Ayşe Özkan, Alice’e de buradan teşekkürlerimizi sunarız.

Gerçeküstücü İmge özel sayımızın diğer yurtdışı katılımcıları birer resim ile dosyamıza güç veren Atina Sürrealist grup üyesi Theoni Tambaki ve Paris’te yaşamını sürdüren İstanbul doğumlu sanatçı Ody Saban. S.E.T’in asi çocuklarından cins bir çizim, OnstOn ise bir şiir/çizim ile dosyamız için üretim yaptılar. Ceren Fındık bir çizim, Serdar Aydın bir dijital kolaj, bende bir somut, cut-up şiirle dosya da yer aldım. Tuncay Takmaz dostumuz bir görsel işiyle katkıda bulundu.

Sonuçta Kirpi, şiir ve poetikasına yoğunlaşmış bir mecra ve doğal olarak bizde genç, güçlü ve Gerçeküstücü İmge ile paslaşan şiirlerle dosyamızın gövdesini oluşturduk. Alper T. İnce, Özgür Asan, Şakir Özüdoğru, Umut Taylan, Ömer Akay, Zozan Gemilerördü, Fantom, Yaprak Gözeker, A. Emre Cengiz, Burcu İnci ve Baran N. bizlerle şiirlerini paylaştılar.

Sonuçta uzun yolun eridir bu çabalar, menzili Kaf Dağının ardına dayanan…
Tepegöz’ün pusu da beklediği, Beberuhi’nin çalılıklar arasında tur attığı, Simav Kadısının yarin yanağından gayrı dediği topraklardan kozmosun sonsuzluğuna dek...

Rafet Arslan


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic