Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Şair Öztürk Uğraş Anısına...// Derya Önder





“Başım Sıkıştıkça Seni İt Gibi Seviyorum”


Bir süredir aynı şeyi düşünüyorum. Kitaplığa gidip, hep aynı kitapları alıp koyuyorum masama… Kapağına bakıyorum kitapların. “Fırat’ın Su Yüzlü Çocukları”na bakıyorum, “Hay Benim Boynum Kopsun’a… Raşit Abi’nin çektiği, o sabah alelacele çoğaltıp yakalarımıza taktığımız siyah beyaz bir fotoğrafa. Aslında bir şey yazmak da istemiyorum. Sadece “ölüm”ün bizden bile isteye aldığı, çoğunda da “çekip aldığı” insanları düşünüyorum. Uzayıp gidiyor liste, uzayıp gidiyor zaman…

Kars’ın Susuz ilçesinden, “Çamçavuş” köyünden gelip aramıza karışan, şiire karışan Öztürk Uğraş’ı düşünüyorum. Çünkü hemen hemen hangi şiirini okusam yeniden, pusulası toprağına dönük. Gidip bakıyorum internetten. Kars’a, Susuz’a, Çamçavuş’a… İstersem “google earth”ten, öyle oturduğum yerden de bakabilirim.

“hiç kimse polis otosunun üstündeki
mavi ışık kadar üzgün değildi”

dizelerini okuduğum ilk günden beri, ne zaman görsem o “mavi ışık”ı, o “üzgünlük”ü düşünüyorum yeniden…

Onun, “anacım, altını çize çize okuyorum kitabını, bir ara konuşuruz” deyişini hatırlıyorum hep. Ki hiç oturup konuşamadık bunu… Yine de merak ederdim ben Öztürk’ün okuduğu kitapları… Neleri işaret eder, yanına nasıl notlar düşer…

Bazı şairler öyledir, kocaman kalpleri, kocaman gövdeleri vardır ama gölgeleri daha büyük dursun diye uğraşmazlar… Yaşamda “uğraş”mak için seçtikleri şey, insan’dan öteye gitmez... Seslerinin duyulmasını isterler ama “hey buradayım” diye bağırmak istemezler. Bunca gürültü usulca bir şiire nasıl girer, girdiği andan itibaren şiirleşirken neye dönüşür, şiir bittiğinde artık yeniden başlayan ya da yeniden biten nedir? Yaşamda, bir şiir fazla bir şiir eksik, bir şey değişmiyorsa neye yarar ki yazmak?

Kendisi için “hay benim boynum kopsun” diyebilen, bunu kitabının kapağına yazdıran, “biriyle çürüyenlere…” ithaf edilmiş bir şiirin şairinden söz ediyoruz. Bir dosttan... Dost bir sesten…

İstanbul’a gelişinin ardından hepimiz gibi “kentli” olan ama bir türlü “buralı” olamayan, dahası olmak istemeyen, “kaçak yapılar gibi tedirginim” ve “ancak zenci kadar gülüyorum” diyen bir şairden…

1957 yılında Kars’ın Susuz ilçesine bağlı Çamçavuş Köyü’nde doğar Öztürk Uğraş… 6 Ağustos 2004 tarihinde terk eder şiiri, İstanbul’u ve bizi. İlk kitabı 1992 yılında yayımlanır. “Sesli Konuşun”. Daha ilk kitabının gelişinden bellidir, yaşama meydan okunacağı. İnsanları yaklaştıran ve uzaklaştıran, dost ve düşman yapan, barış’ın ve savaş’ın en önemli gücü olan dil, kendi içine döndüğünde ve kıvrılmaya başlandığında, bir başkası için zehir üretme evresindedir ve seçilerek seslendirilen sözcükler çoğu zaman yapaydır. O aslında “Sesli Konuşun” derken “kendiniz olun” demek ister gibidir.

İkinci kitabı, “Ekmeğin ve Suyun Tanrısı” 1994 yılında Berfin Yayınları’ndan çıkar. O yine dünyayı olmasını istediği gibi çizmeye devam eder şiirlerinde. 1997 yılında üçüncü şiir kitabı, “Fırat’ın Su Yüzlü Çocukları” ve 2001 yılında ise bize bıraktığı dördüncü ve şimdilik son kitabı “Hay Benim Boynum Kopsun” basılır Piya Kitaplığı’ndan. Bir süre “Kunduz Düşleri” ve “Ütopiya” pratiklerinin içerisinde yer alır. Dünyaya karşı seyirinin bir parçasıdır bu da.

Bir yandan da belediyelere bağlı bir “kamu kuruluşu” olan “mezarlıklarda” memurluk görevini sürdürür. Hatta yakın dostları kendi aralarında ona “mezarcı şair” diye seslenirler. O gülümser buna sadece… Aslında belki de “Sesli Konuşun”daki ironi biraz da bu memuriyetin başlangıç yıllarında taşların ve toprağın sessizliğine bir çağrıdır. Bana geceler, günler boyu dediklerinizi hele bir de dile gelip söyleyin.

“Ölüm” duygusu, ölüm’ün varlığı, sadece yazıyla çiziyle uğraşan insanları değil, aklını ve kalbini yaşamsal fonksiyonlarının ve ihtiyaçlarının dışındaki şeyler için kullanabilen herkesi de, ölüm-yaşam köprüsünün ince çizgisinde getirip götürür. Bu sorgular, kimi zaman sessiz sedasız içte mayalanmaya devam eder ve artık ölüm/ölüm duygusu yaşamın bir parçası halini alır. Kimi zaman ölüm duygusu, yaşama duygusunu mağlup eder ve kendi zafer çığlıklarıyla alıp götürür bizden sevdiklerimizi. Öztürk, son nefesine kadar yaşamın iplerini elinden bırakmayan insanlardandı. Ama, uğursuz bir hastalık alıp götürdü onu. Her gidenle giden yanlarımızı da alıp götürdü giderken…

Şu yıldönümleri, anmalar… Sanki o güne saklanmış bir kederi ya da bir hazırlığı hatırlatıyor gibi olsalar da aslında başka bir duygusu var. Hele de tanık olunmuş süreçlerin sonunda gerçekleşmişse bu ölüm, mevsimi yaklaştıkça, bir yıldönümü daha geldikçe, bir şey kendiliğinden huzursuzlanmaya başlıyor. Yani tam o gün, o saatte mesafeler kapanıyor ve sanki bir “dejavu” kaplıyor insanın içini…

Bir şey demek istemiyorum. Sadece anımsamak, anımsarken anımsatmak, yazının kendi diliyle ona bir kez daha seslenmek… Kitaplarını üst üste pencere kenarında, çalışma masasının üzerinde, kanepede otururken yeniden karıştırmak birkaç dizeyi yüksek sesle mırıldanmak... Şair iyi ki varsın, şiir iyi ki varsın demek… Çünkü şiir yaşamın içinde de insanın içinde de taşları yerinden oynatabilir diyebilmek…

Mesela üçüncü kitabı olan “Fırat’ın Su Yüzlü Çocukları”nı “intihar notu” adlı şiiriyle bitirir Öztürk…

“biliyorum
intihar
bedendeki sabrı utandırmaktadır
ama seni öylesine çok sevdim ki
bedenimin en ufak zerresine
aklımın sözü geçmiyor

hoşça kal…”

Sonra Lamia çıkagelir… “Hay Benim Boynum Kopsun”da bir bölüm ayırır Öztürk, “Lamia için. Başlığını da “Lamia’ya Mektuplar” koyar. İki düzyazı şiir ve üç şiirden oluşur Lamia’ya giden yol. “Siz öyle mi yaşlanırsınız gitmek gibi uzun” dizesiyle başlar ilk mektup. İkincisinde, “başım sıkıştıkça seni it gibi seviyorum” der. Bir başka şiirde “bu Lamia beni sırtımdan vurabilir” dizesini fısıldar dostlarına… Yine de soruların çoğu hep Lamia’yadır: “SEN IŞIKLARIN KİMİN YÜZÜNDEN GÜZEL OLDUĞUNU SANIYORSUN” dizesi işte böyle büyük harflerle büyük büyük sorulur Lamia’ya…

Lamia şiirlerde de hiç konuşmaz, sorulara cevap vermez... O biraz da bütün şairlerde var olan “gizli özne”dir. Her birinde başka bir isimle anılır. Mektupların altına atılan imza “yıkım günleri’95”tir. Lamia’ya gidip gelmekten yorulduğunda da arkadaşlarına bir kez daha seslenir:

“arkadaşlar… arkadaşlar
kaçak yapılar gibi tedirginim
belki yaza çıkamam, üstümde kalmasın
yaralarımın size selamı var
acılarım da gözlerinizden öper”

Yıl 2001’dir… Ölüm’ün, onun elinden kalemini çekip almasına üç yıl vardır daha…

O zamana dek, o “yazmak”la çıkmaya devam eder yaşamın karşısına. Bütün “hoşcakal”ların ardındaki yeni “merhaba”yla. Bütün “intihar notları”ndaki gizli yaşama isteğiyle.

Ve dostlarına bir kez daha hatırlattığı, altını çizdiği şey, “Lütfen kavga!”dır.

YAZARI: Derya Önder

(Not: Bu yazının kısaltılmış bir bölümü 6 Ağustos 2008 tarihli BirGün gazetesi’nde yayımlanmıştır.)




* * *

Çöl Sahidir
Tek mülk hiçliktir





Sahidir

I.
Tutukladığı topraklara
tepeden baksalar da
sınırlarını açık tutan ırmaklara
gücü yetmez bayrakların

şairsen bil
su sahidir

II.

yakada kırılır boyunu
alnı rozete düşer
göz önünde ölür gül
yaş gözde, yas içerde kalır
kokusu ruhudur, çöle yanaşır
çöl ufalar peygamberleri
zaman yatağa düşer
tek mülk hiçliktir
ve çöl sahidir

III.

sırnaşık köpüklerden uzaklara
bir yandan kök yarar sinesini
bir yandan durmaz
günün kahkülü kuşluk
ikindinin arkasında
narlanır yanar dağların sırtı
uçurumlarda yerini bulur ateş
külün cengi başlar

IV.

bilinmez, hadisi yoktur aşkın
insansa evidağılmış yaradır
ışıkları yemine çeker
boşluğu da özler
bilge geniş sabrıyla durular arzı
gözünü sözle doyurur
ten serinse içtedir o yangın

şairsen ayı insafa çağır
dervişsen bil
kül sahidir

Şiir: Öztürk Uğraş


Bir Kafka Biyografisi - 1. Bölüm / by Ronald Hayman/Çev.Ali Rıza Arıcan



22 Eylül 1912 akşamı, saat 10’da, 29 yaşındaki Franz Kafka “Das Urteil” (Yargı) adlı hikayesini yazmaya başladı. Sabah 6’de hikayeyi bitirdiğinde bacakları öylesine uyuşmuştu ki masasının altından zorlukla çekebildi ayaklarını1. Ancak biliyordu yazma yeteneğini daha önce hiç kullanmadığı ölçüde o gece kullandığını. “Her şeyin nasıl söylenebileceğini, her şey için, en tuhaf hayaller için bile büyük bir ateşin hazır olduğunu” keşfetmişti. “Tüketildiler ve yeniden dirildiler.”2 Yıkımın yaratma ile aynı şey olması ayırt edici bir özelliktir. Kendi yazdıklarını sıklıkla yok etti Kafka, sanki az başarılı olanlar asıl değerli olanları oksijenden mahrum bırakıp, ölmelerine neden olacakmış gibi.
Yargı’yı yazdığı gece, kalbindeki ağrıya rağmen, hikayenin hız kazanmasıyla kayboldu yorgunluğu. “Demek ancak böyle mümkün oluyormuş yazmak, ancak hiç durmaksızın yazarak, bu derece bütüncül beden ve ruh açılımıyla”3 Yazdıklarını başkalarına okuma huyu hiç olmadığı hâlde bu hikayeyi bitirir bitirmez üç kızkardeşine de okudu4, ertesi gün de birkaç arkadaşına.5 İki hafta sonra Max Brod’a okudu hikayeyi, onun hazırlamakta olduğu yıllık Arkadia’da yayınlanması için.6 İki ay sonra Kafka, bir otelde düzenlenen “Prag’lı Yazarlar Akşamı”nda herkesin önünde bir kere daha okudu hikayesini.7
Şubat ayında, hikaye henüz düzeltme aşamasındayken şunları yazmıştı: “Benden bir çocuğun doğması gibi çıktı bu hikaye, kir ve salgıya bulanmış hâlde, ve bu çocuğun bedenine ulaşmayı başarabilecek ya da bunun için hırs gösterecek tek kişi bendim.”8 Yazarken Freud’u düşünmüştü9. O olmasaydı asla kendi rüyaları üzerine bu derece ilgi göstermezdi. “Rüyalarından başka bir şeyle ilgilenmez oldu” diye yazmıştı Brod 1911 günlüğünde. Hikayenin sonu ters-Ödip olarak tanımlanabilir. Baba oğlunu boğularak ölmeye mahkûm eder. Oğul ise infazı kendi elleriyle gerçekleştirir. Ama Kafka’nın yazınında yeni olan şey Freud’un etkisi değildi. Özgeçmişinin vanasını sonuna kadar açıp kendi yaşamının yazınını etkilemesine izin vermesiydi yeni olan. İncelikle ve dolaylı olarak, ama daha bir tamamlanmış, daha bir açıkca, daha bir cesurca; iriyarı, öküz boyunlu, kabadayı, kendine güvenen, başarılı bir işadamı olan babasından duyduğu korkuyu anlatmak için artık kurguyu kullanmaya başlamıştı Kafka. Öyle ki babasının önceden tahmin edilemeyen feveranları onu hâlen ürkütmekteydi. 36 yaşındayken babasına yazdığı mektup suçlamalarla doludur. Her ne kadar suçlamaların büyük bir kısmı kendisine yönelik olsa da! “Şu anki benim ben olmamın senin yüzünden olduğunu söylemeyeceğim ama yine de bu abartmaya meyilliyim.” Bu Kafka’ya özgü, sonundaki kısmi vazgeçmişlikle kendi kendisini iptal eden bir cümledir. Sefaletinin temel kaynağı çocuklarını herkesin önünde azarlayan, kaba, hatta zorba babasının neden olduğu içinde biriken suçluluk duygusuydu. Hesap soruluyormuş düşüncesiyle büyürken bir yandan da banyoda toplanıp, kendilerini savunmak için plânlar yapıyorlardı. “Sana karşı bir komplo planlamak için toplanmadık. Birlikte oturduk çünkü tüm enerjimizi toplayıp, şakalaşarak ve ciddiyetle, severek, meydan okuyarak, kızgınlık duyarak, tiksintiyle ve suçluluk duyan ruhumuzla, tüm zihinsel ve duygusal gücümüzle, bu ürkünç mahkemeyi tartışmak istiyoruz. Ama gel gör ki sen bu mahkemenin de yargıcının kendin olduğunu iddia ediyorsun.”10 Kafka’nın babasının sevgisini kazanamamasından doğan başarısızlık duygusu onun bunalımlara sürüklenmesinde büyük bir rol oynadı. Bunun yanında Kafka babasının ne kadar akılsız birisi olduğunu, onun kendisini yargılama konusunda ne derece yetersiz birisi olabileceğini hayatı boyunca kavrayamadı.
Bir çocuk olarak Kafka’nın en büyük kızkardeşi Elli en az onun kadar utangaç ve suçluluk duygusu içindeydi. “Ona zorlukla bakabiliyordum. .. çok güçlü bir şekilde bana kendimi hatırlatıyordu.” Ama Elli erken yaşta evlenerek özgürlüğüne kavuşmuştu. Kafka’nın hayatında, tıpkı yapıtlarında olduğu gibi, evlenememek önemli bir yer tutuyor. “Evlenmek, bir aile oluşturmak, zamanla gelen çocukları kabullenmek, bir yandan onları ufak ufak yönlendirirken, bir yandan da bu belirsiz dünyada onlara destek olmak, işte bütün bunların bir insanın hayatta sahip olabileceği en üst düzey başarı olabileceğine ikna oldum.” 11 Yargı’daki bazı sahneler Kafka’nın yaşamı gözardı edildiğinde pek bir anlam içermemektedir. Bunlardan birinde Freida, nişanlısı olan Georg’a şöyle der: “Eğer tüm arkadaşların Rusya’da münzevi hayatı yaşayan o adsız bekar arkadaşın gibiyse benimle nişanlanmaya hakkın yok.” Görünüşte Freida erkekleri iki ana sınıfa ayırmaktadır. Tasdiklenmiş münzeviler ve evlenmeye kabiliyetleri olanlar. Bu arkadaş tasdiklenmiş bir münzevidir. Georg eğer bu adamı düğünlerine davet ederlerse, düğün sonrasında onun münzevi yaşamı dayanılmaz olarak algılamaya başlayacağından dolayı tedirginlik duymaktadır. Hikayeyi beş ay sonra son düzeltmeler için tekrar okurken, Kafka şu yorumu yapar: Baba kendisini Georg’un düşmanı olarak tanımlar, bu arkadaşı kullanarak, ve bir de “diğeri, daha küçük ortak etkenler, mesela annenin sevgisi, ona bağlılık, sadakatın getirdiği hatıralar ve babanın ilk etapta iş için bir araya getirdiği müşteriler. Georg’un hiçbir şeyi yok. Nişanlısı kolaylıkla baba tarafından dışarı sürüklenebilen bir figür, hikayede hemen hemen hiçbir önemi yok, tabii babanın ve oğlun sahip oldukları ortak arkadaş ile olan ilişkisini saymazsak. Hem henüz ortada evlilik de olmadığı için kız baba ile oğlu birbirine kenetleyen kan bağına da dokunamıyor. Sahip oldukları tek ortak şey babanın etrafında birikiyor. Georg bir şeylerin kendisine yabancı ve kendisinden bağımsız olarak gelişip büyümekte olduğunu hissediyor, kendisinin asla korumakta yeteri kadar başarılı olamadığı bir şeyin.“

Baba ne kadar saldırgan olursa, oğul babasının gücü hakkında o derece daha az nesnel olacaktır. Bastırılmış olan babayı öldürme dürtüsü oğulda babanın kendisine çektirdiği acıları abartma ihtiyacının doğmasına neden olabilir. Hermann Kafka’nın oğlu üzerinde bıraktığı gerçek acı kayda değer düzeydedir ama oğlu için babasız yaşama düşüncesi heyecan vericiden çok korkutucudur, o kadar ki yok olma düşüncesinden bile daha ürkünçtür bu düşünce. Kafka’nın sıradışı bir yoğunlukta ölümü arzulamasında babasının rolü azımsanmayacak derecededir.12 Georg anne-babasını sevdiğini haykırarak verir son nefesini. Son cümledeki çiftanlamlılık çevirilebilecek gibi değildir: “In diesem Augenblick ging über die Brücke ein geradezu unendlicher Verkehr.” Köprünün üzerinde sıra sıra arabalar geçmektedir ama Almanca kelimeler cinsel anlamda birleşmekten söz etmektedirler. Bunun ne anlama geldiği açıktır. Babanın sadizmi genç bir kadının doğurganlığına kıyasla daha heyecan vericidir onun için. Hikayede kızın baba tarafından olayların dışına atıldığı üzerine tek kelime yoktur. Kız çok bayağı bir şekilde nişanlısının bilincinden silinmekte, yerini Georg’un yaşlı babası almaktadır.
İlk hikayelerinden biri olan Köy Yolundaki Çocuklar’da (Kinder auf der Landstrasse, 1904-05), çocuklar itildiklerinde, yol kenarındaki çimenlik bir çukura kendi rızalarıyla düşerler. (Çukur için kullandığı Almanca kelime olan ‘graben’ aynı zamanda mezar anlamına gelir.)
Sağ elini kulağının altına koyup, sağ yanına dönersen orada uyumak isteyecektin. Ama sen yine tırmanmaya yeltendin, çeneni yükselttin ve ardından daha derin bir çukura yuvarlandın. Sonra tekrar kendini dışarıya atıp, açık havaya kavuşmak istedin. Kollarını açtın, bacaklarını büktün ve nihayetinde tekrar daha derin bir çukura düştün... En son noktada nasıl oldu da bedenini uykuya uygun bir şekilde salıverdin en derindeki çukura? Özellikle dizlerinin üzerinde, sanki bir şeyleri yeni keşfediyormuşsun gibi, sırtının üzerine yattın ve hastaymışsın gibi ağlamaya başladın.14
Kendi intihar eğilimiyle oyun oynamayı –kelime düzeyinde de olsa- iyi becerirdi. “Sanırım insan kendi mezarını kazanmalıdır” diye yazdı 1908’de, Cech Köprüsü inşa ediliyorken. “Geçen hafta ben gerçekten de bu caddeye aittim. Bu cadde ki ben onu İntihar Yaklaşımı olarak adlandırırım. Çünkü bu geniş cadde ırmağa açılır ve ırmağın üzerinde bir köprü inşa edilmektedir.“ Irmağın öteki yakasında Belvedere Parkı vardı fakat henüz köprü tamamlanmamış olduğundan, cadde sanki köprüye değil de doğrudan ırmağa uzanıyordu. Ama “Her zaman için köprüyü geçip Belvedere’ye varmak, ırmağa düşüp cennete gitmekten daha eğlencelidir.”15 Bu Kafka’nın son birkaç yılda Goerg için tasarladığı ölüm plânlarından birisidir.

Edebiyat intihara alternatif olarak görünüyordu, ama sadece intihara değil, hayatın kendisine de...

Sahip olduğum her şey bana karşı yönelmekte ve bana karşı yönelen şeylere artık sahip değilim... Midem ağrırsa bu ... bana hakaret etmeye hazırlanan bir yabancıdan hakkıyla ayırt edilemeyecek. Ama bu her şey için doğru. Ben içime doluşmuş mızraklardan başka bir şey değilim. Ne zaman kendimi savunmak için güç kullanmaya başlasam, bu mızraklar bedenime doğru daha da hareketleniyorlar. Bugünden itibaren büyük bir inançla ve azimle, kuşkusuz bir biçimde inanıyorum ki bir mermi en iyi çözüm olacaktır. Kendimi bir mermiyle vurup, içinde olmadığım mekandan uzaklaşacağım.
Kendisinin orada olmadığına inanmış olduğundan, her şeyden önce nerede olduğu sorusunu yanıtlaması gerekiyordu. İlk öykülerinde birisi olan “Geprach mit dem Beter”de (Yalvaran Adam ile Konuşma) eziyete maruz kalmış genç adam itiraf eder: Hayatımın hiçbir anında yaşıyor olduğuma dair içimden gelen bir ses duymadım. Ben etrafımdaki nesnelerin gerçekliklerini çok kısa süre için kavrayabilen birisiyim. Nesnelerin bir zamanlar gerçek olduklarını ama bu gerçekliğin şimdide eriyip gitmiş olduğunu hissederim. Efendim, benim en büyük arzum, nesnelerin bana görünmeden az önceki hâllerini çok kısa da olsa yakalayabilmektir.17 Etrafındaki tüm nesneler iltihaplıdır. Bir yazar olarak tutkusu nesnelerin kirlenmemiş görüntülerine hakim olmaktır. Bunun için her fiyatı vermeye hazırdır. Hiçbir hile gülünç duruma düşürücü ya da çok acı verici olamaz. Bedeninin sıradan çalışmasına bakıp yaşadığına ikna olamayınca, kendisine zihinsel şiddet uygulayarak yaşamın farkına varmaya çalıştı. Hayalgücümün günlük diyeti bu tür fantezilerdir: odanın zeminine sereserpe serilmişim, kızarmış et gibi dilimlere ayrılmışım. Ve kendi elimle köşedeki köpeğe bir parçamı sunuyorum usulca.18 Ama aynı zamanda kendisine bu derece acı çektirerek daha yüksek bir varlık düzeyine ulaşacağına inanıyordu. Felice Bour’a yazdığı bir mektupta ‘kendisini daha yüksek bir amaca ulaştıracak olan acıya kavuşmak için duyduğu arzu’dan söz etmektedir.19 Hayvan olan sadece ruhunun altta kalan kısmıydı. “Atları iyi kırbaçla! Mahmuzları yavaş yavaş tak hayvana. Sonra aniden çek kendine doğru. Ardından da derisine doğru tüm gücünle bastır mahmuzu.”20

Mazoşizm kelimesi Kafka’nın başardığı ‘kendini sistematik bir biçimde yoketme’ eylemini izah etmeye yetmez. Onun için yazmaya karşılık olarak, kesin bir çözüm olmadığı için, yaşamak ciddi bir alternatif oluşturmuyordu. Novalis insanın kendini yoketme isteyişini (Selbsttötung) ‘Gerçek bir felsefi eylem, bütün bir felsefenin gerçek başlangıcı’ olarak tanımlar ve kesinlikle Kafka’nın bu karamsarlığında aslında neyin umut verici olduğu konusuna dikkat çeker. Ölüme karşı gözlerini kapamayı reddetmiştir ve bunu hayata tatlılık veren bir bileşen21 olarak tanımlamıştır. Bunun yanında sadistik eğilimlerine de göz yummuştur. Esir Kampında (In der Strafcolonie) adlı hikayesi, kendisinin ömrünün yetmediği ama kızkardeşinin can verdiği ölüm kamplarını, dehşete düşürülmeyi açıkça reddederek öngörür. Ama hikaye işkence aygıtı, aygıtı icat eden amir ve onu işleten görevli üzerinde kendi yargısını içerir. Merkezde yer alan kibir Kafka’nın yapıtlarında önemli bir yer eder. Aygıt, kurbanın farkına varmadan çiğnediği kanunu onun derisine kazır. Bu hikayedeki temel varsayım kurbanın suçlu olduğuna dair hiçbir kuşkunun olamayacağıdır. Nöbeti sırasında, suçlanan adam, yüksek rütbeli olan adamın kapısına doğru her saatte bir başını önüne eğerek selam vermelidir. Şimdi ise üstlerinin onuru için bedenini kazıtıyor. Görevli eski ceza sistemini ortadan kaldırmanın bir yolunun olmadığını anlayınca mahkumları salıveriyor, aygıtı ‘adil ol’ ifadesini yazmaya programlıyor ve ardından da kendi bedenini iğnenin altına sürüyor. Sonunda kendini öldürmeyi başarıyor ama bedenine istediği ifadeyi yazdıramıyor. Çünkü aygıt bozuluyor ve kendisini parçalarına ayırmaya başlıyor.
Kafka’nın en sevdiği Tolstoy hikayelerinden birisi olan İvan İlyiç’in Ölümü’nde22 ölüm ve aydınlanma eşzamanlıdır. Ölen adam sadece neşenin ve aşkın farkındadır, tüm acıları hayata tutunmaktan vazgeçmesiyle sona erer. Tıpkı Savaş ve Barış’taki Prens Andrei’ye olduğu gibi, ölüm bir uyanıştır. Kafka’nın hikayesinde, görevlinin aygıta gösterdiği saygının temelinde aygıtın ölmekte olan adamın hayatına adaleti getirdiğine dair inanç yatmaktadır. “Gözlerde başlar. Ardından yayılır. Bir görünüş ki insanı baştan çıkarır, tırmığın altına onunla birlikte yatırır. Başka bir şey olmaz. Adam elyazmasını çözmeye başlar, dudaklarını büzer. Gördün işte! Elyazmasını gözlerinle çözmek öyle kolay değildir. Ama bizim adamımız onu yaralarıyla çözüyor.”23 Schrift (elyazması) aynı zamanda Almanca’da kutsal kitap anlamına da gelir. Görevli yaşlı amirin plânlarını kutsal kitap gibi değerlendirmiş tir onları seyahat eden adama gösterdiğinde. (Edwin ve Willa Muir Reisender kelimesine kaşif diyerek yanlış çevirmişlerdir. ) Oysa tüm görebildiği çizgilerden oluşmuş labirentlerdir. Buna rağmen görevli suçluların bedenleri üzerine yazılacak olan cümleleri okuyabilir ya da okuyabildiğine inanır. Sanki intikamcı bir tanrının gönderdiği rahiptir. Ve aygıtı kendi bedeni üzerine koyup test etmeye yeltendiğinde, aygıtın kendi sandığı gibi olmadığını anlar. “Herhangi bir pişmanlık işareti yoktu... Dudaklar birbirine sıkıca yapışmış, gözler açık, hayattaymışcası na bir ifadeye bürünmüşler. Bakışlar alnına saplanan büyük demir çiviye dikili, sakin ve ikna olmuş.”24 Sevgili aygıtı onu yanlış çıkarmıştı ama bir Tolstoy-zıttı aygıt olarak, Kafka’nın hikayesi görevini hakkıyla yerine getirdi.
* * *
Notlar:

1-Tagebücher, 23.09.1912, sayfa 183
2-Adı geçen yapıtta
3-sayfa 184
4-25.09.1912, sayfa 184
5-Adı geçen yapıtta
6-Adı geçen yapıtta
7-Brod, sayfa 112
8-Tagebücher, 11.02.1913, sayfa 186
9-23.09.1912, sayfa 183
10-Brief an den Vater, sayfa 40
11-Sayfa 58-59
12-Tagebücher, 11.02.1913, sayfa 186
13-Freud, Gesamelte Werke XIII, sayfa 287, ego ve süperego tartışması için.
14-Samtliche Erzahlungen, sayfa 83
15-Hedwig Weiler’e mektup, büyük bir olasılıkla 1908’in başında, Briefe, sayfa 55
16-Brod’a mektup, 1910 baharı. (Brod’a göre 1919 baharı), sayfa 254
17-Samtliche Erzahlungen, sayfa 189
18-Brod’a mektup, 03.04.1913, sayfa 114-115
19-Felice’e mektup, 30.08.1913, sayfa 458
20-Tagebücher, 21 veya 22.07.1913, sayfa 196
21-Janouch
22-Brod’un 23.12.1922 tarihli günlük sayfasına eklediği dipnot.
23-Samtliche Erzahlungen, sayfa 108
24-Sayfa 121

Türkçeye çeviren: Ali Rıza ARICAN

/Defter// Ali'nin kişisel blog sayfası:
http://rizaarican. blogspot. com



Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic