Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Soru-Yanıt




Beşir Fuad // Prof.Dr.Kerem Doksat



BEŞİR FUAD (1852 – 1887)

Memleketin hâl-i pür melâlinden hareketle, bu yabancılaşmaya ve Kürtleşme’ye nasıl geldiğimizin, getirildiğimizin, yâni toplumca ve topluca intihar edişimizin izahı arayışı içerisindeyken Beşir Fuad’ı anmak istedim. “Gâvur Cizvit mektebi”, millî Harbiye, harpler, san’atkârane yaratıcılık ve âilevî yüklülük içerisinde oradan oraya savrulan, sonunda vücudunu ontogenetik psişeye teslim etmeyi tercih eden sıra dışı bir mütefekkiri…

***

Beşir Fuad 1852 yılında dünyaya gelir. Âilesi hakkında fazla bilgi mevcut değil. Bilinen en eski âile üyesi, baba tarafından akrabası olan Abdülhamid’in başmabeyincisi Gürcü asıllı Hamdi Mahmud Paşa’dır. Babası Hurşit Paşa Adana’da mutasarrıflık yapmıştır. Annesi hakkındaki tek bilgi ise 1886 Mart’ında “délire de persécution’dan” (hezeyan-ı tazallüme: kötülük edilme hezeyanları, yâni paranoid bir tablo) öldüğüdür.

Maddî açıdan varlıklı bir âilesi olan Beşir Fuad tahsiline Fatih Rüştiyesi’nde başlar. Âilesinin Suriye’ye geçmesiyle tahsilini buradaki Cizvit okulunda sürdürür. 1867–1870 yılları arasında İstanbul’da Askerî İdadî’de okur. 1871’de girdiği Mekteb-i Harbiye’yi bitirince yâver olarak Abdülaziz’in sarayında görev yapmaya başlar.

1875–1876 Sırp savaşlarına katılır. Yâverliği 1876 yılına kadar süren Beşir Fuad gönüllü olarak 1877–1878 Rus Savaşı ve Girit isyanlarında da görev yapar. Beş yıl kadar Girit’te kalır. Bu süre zarfında Almanca ve İngilizce öğrenir. İstanbul’a döner ve 1881–1884 yılları arasında kolağası olarak çeşitli görevlerle askerlik sahasında çalışmayı sürdürür. 1884 Beşir Fuad’ın yazı hayatında önemli bir takvim sahifesidir. Bilinen ilk yazısı 1883 tarihini taşımakla birlikte, asıl yoğun edebî hayatı 1884’te başlar; tercüme kitaplar neşreder, çeşitli dergilerde fen konularında yazılar yazar ve iki de dergi çıkarır. Bunların ilki karışık bir kadroyla kurulan ve henüz dördüncü sayısında yazarlar arasındaki görüş farkları yüzünden kapanan Hâver, diğeri daha âhenkli bir kadro ile fen ağırlıklı olarak neşredilen Güneş’tir. Ancak bu da 12. sayısında maddî sorunlar yüzünden kapatılır. Bu yoğun yazı hayatı yüzünden 1884’te askerlikten ayrılan Beşir Fuad aynı yıl Ceride-i Havâdis gazetesinin başyazarı olur. Gazetenin bir buçuk ay sonra bir ihbar yüzünden kapatılması üzerine dönemin önde gelen gazetelerinden Tercüman-ı Hakikat ve Saadet’te yazmayı sürdürür.

Beşir Fuad’ın 1883–1884 yılları arasındaki ilk yazıları tercüme ağırlıklıdır. Zamanla telif yazıları öne geçmeye başlar. Bu yazılar felsefe, fen, fizyoloji ve askerlik konularında yoğunlaşır. Lisan, özellikle yabancı lisanların öğretimi de Beşir Fuad’ın çeviri kitap ve makalelerinde sık sık ele aldığı konulardandır. Bunun yanı sıra çok sevdiği tiyatro üzerine değerlendirme yazıları da kaleme alır. 1885’te Victor Hugo’nun neşredilmesiyle girdiği polemiklerde dönemin çeşitli edebiyat meselelerini, iki yıl sonra çıkan Voltaire biyografisinde ise daha ziyade dinî ve felsefî konuları tartışan Beşir Fuad, intihar edeceği tarihe kadar yoğun bir yazı hayatının içindedir.

6 Şubat 1887 tarihinde, otuz beş yaşında iken âdeta ilmî bir deney yapar gibi intihar eden ve vücudunu derslerde kullanılması için Mekteb-i Tıbbiye’ye bırakan Beşir Fuad, sâdece ölüm biçimiyle değil, düşünceleriyle de döneminde büyük etki yapmış benzersiz bir Tanzimat aydınıdır. Bileklerini kestikten sonra ölümüne kadar tuttuğu notlarda şunları yazar: “Kâğıt dahi kanla mülemma… İntiharımı da fenne tatbik edeceğim; Şiryanlardan (atardamar) birinin geçtiği mahâlde cildin altına klorit kokain şırınga edip buranın hissini iptâl ettikten sonra orasını yarıp şiryanı keserek seyelan–ı dem (kanın akması) tevlidiyle (sebebiyle) terk–i hayat edeceğim. Ameliyatımı icra ettim. Hiçbir ağrı duymadım. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım…”

Beşir Fuad’ı çağdaşlarından ayıran en belirgin özelliğinin Batı’yı yüzeysel ve sübjektif olarak değil, kaynaklardan okuyarak, bilinçle kavramaya çalışması olduğu düşünülür. Türk edebiyatının ilk eleştirel monografisi olan Victor Hugo’yu kaleme alırken de asıl amacı, edebiyata bilimsel ve pozitivist bir düşünce biçimiyle yaklaşarak temelsiz genellemelere dayanan değer yargılarını yıkmaktır; Türk edebiyatının yönü ilk defa romantik duyuş biçiminden sistemli bir gerçekçilik anlayışına kaydırılmak istenir. Ancak, edebiyat zevki Nâmık Kemal, Abdülhak Hâmid, Recaizâde Ekrem gibi romantiklerin etkisindedir ve Beşir Fuad’ın kitabı bu ortamda büyük yankı yaratır. Kısa sürede edebiyat dünyasını romantikler ve realistler olarak ikiye bölen bir tartışma başlar.

Handan İnci’nin hazırladığı Şiir ve Hakikat isimli eser bu trajik ve gölgede kalmış aydının edebiyat ve kültür üzerine düşüncelerini ilk defa kendi kaleminden okuyucuya ulaştırmak amacıyla yazılmış…

Kitabı yayına hazırlayan Handan İnci, Beşir Fuad’ın intiharından önce kitap için düzenlediği taslağı ek metinlerle genişleterek eski yazıdan günümüz alfabesine aktarmış:

TADIMLIK

Romanın maksad-ı te’lîfine gelince: Esas-ı fikr, bâzı ahvâl-i mübreminin ilcââtıyla bi’z-zarûre ahvâl-i memnuaya sülûk edenler hakkında cemiyet-i beşeriyenin gösterdiği şiddeti revâ görmeyip bunlar hakkında rikkat ve merhameti celbetmektir. Maksad âlî, esas metîn! Pekâlâ, fakat istihsâl-i maksad vesâire gibi birtakım fedâkârlıklara icbâr ediyor. Zola Gervaise’i olduğu gibi tavsîf ediyor. Bunların ikisi de ibtidâ birer münâsebet-i gayr-i meşrua peydâ eyledikleri halde bilahare ikisi de sokağa düşüyorlar. Fantine bir şekl-i mevhûm, Gervaise bir şahs-ı hakikî; ikisi de merhameti celbediyor. Ancak biri hayalî olduğu için celbettiği merhamet bir hedef-i hakikiye isabet edemiyor. Bilakis Gervaise'in hâli kendisi gibi birçok bîçâregânı o merhametten müstefîd eder. İşte hayâl ile hakikat beynindeki fark budur. İşte şu delil de Hugo’nun hakikati fedâya mecbur olmadığını irâe eylemektedir. Ama siz diyorsunuz ki bir romanda maksad-ı te’lîf gözetilmelidir. Bu maksadın istihsâli için isti’mâl olunan vesâit ne? Burasını düşünelim. Bir fâhişe ile bir câniyi alıyor, alıyor ama bunlar âdi cânilere asla benzemiyor, çünkü şâir bunları teâlî ettireceğim diyerek bambaşka bir kalıba ifrâğ ediyor, celbettiği merhamet bu iki havârıka münhasır kalıp şiddetten kurtarmak istenilenler açıkta kalıyor, maksad hâsıl olmuyor. Eğer şair bunları teâlî ettirmek maksadıyla tabiatlerinden çıkarmayıp da olduğu gibi tasvîr etmiş ve fakat ne gibi esbâb-ı mübremenin ilcââtıyla girdâb-ı sefâlete dûçâr olduklarını bi-hakkın izah etmiş olaydı eserin nef'i daha âmm olurdu. Fantine ile Assommoir’daki Gervaise’in mukayesesi isbat-ı müddeâya kâfidir. Hugo Fantine’i câlib-i merhamet gösterebilmek için saçını kesmek, dişlerini kırmak gibi fedâkârlıkları ihtiyâra mecbur etmiş. Maksad âlî olur ise ufak tefek mehazire bakılmaz, diyorsunuz. Biz bu mahzurları hâvî olduğundan dolayı Sefiller’in şâyân-ı istifâde olmadığını iddia etmedik; yalnız iki mesleği mukayese ettiğimiz sırada birtakım hayalât ve mübâlâgat tecrübesiz gençleri temenni-i muhâle düşürmek netâyic-i vâhimesini tevlîd edeceğini gösterdik. O muhâlât maksadın husûlü için zarûriyü’l-vuku olmuş olaydı, tabiî hoşgörülürdü. Mâdem ki daire-i hakikatten çıkmaksızın husûl-i maksad mümkündür; binâberin lüzumsuz kalan o muhâlâtı iltizâm abes ve şâyân-ı muâheze görülür. Vâkıâ romanları okuyanların muharririn maksadını tahlile muktedir olması arzu olunur ise de ekseriya bunların tecrübesiz gençler ve belki çocuklar olduklarını unutmayalım. Onların eser hakkında verecekleri hüküm tabiî şâyân-ı îtibar değildir; ancak o eserlerin bunların fikirleri üzerine hâsıl edecekleri tesir hiçbir vechle nazar-ı itinadan ıskat edilemez.

***

Mehmet Kerem Doksat:

Beşir bir arayışlar adamı.

Kat’iyetle bir dâhi; içi rahat değil ve âidiyeti, mensubiyeti meçhûl, bir tek Gürcülük’ten nasibi ma’lûmumuz (ne tesadüf birileriyle)… Fakir değil ki sınıf bunalımından dolayı kendine kıydı diyelim; bilakis, hayata en üstten başlamış ve devam etmiş. Hep ölüme meydan okumuş, demek ki perestiş de etmiş (fevrîce olanlar hâricindeki bütün intiharlarda ikirciklik [ambivalence] ve ebediyete intikal ederek varoluşunu sürdürmek gâyesi [ereği] vardır).

Yaşadığı dönem bugünlere çok benziyor: Devlet-i Ebed Müddet’in çöktüğü, anominin tırmandığı ve bütün emperyalist güçlerin tepemize üşüştüğü, aydınların tebahhur edip kaçıştığı ve sebeb-i mevcudiyetlerinden bîhaber hâl aldıkları iflâs vasatı!

Nihâi narsisistik rücusunda (regresyonunda) dahi yiğitlikle korkaklık ve protesto yâni çâresizlik (kolunu hiddetle kaldırışı) iç içe, önce uyuşturup sonra kesiyor damarını. Sonra da tıbbiyeye bağışlıyor cesedini (ölümsüzlük arzusu).

Tipik bir müstağrip! Eğer bilseydi 2008’deki müstağriplerin dahi baş tâcı olacağını, belki de 150 küsur sene daha yaşayıp direnirdi (bunu dehasıyla megalomanisi iç içe yaşayan bir başka müstağrip, Attilâ İlhan bile başaramadı). Öyle ki, günümüzün entellektüel komünistlerinin mukaddimesidir kitapları ve diğer eserleri; avamdan olanlar ise bîhaberdir hâlâ…

***

“Dâhil olduğumuz değerler manzumesi bu ihtiyacı daima göz önünde bulundurmalı, önlemlerini çok önceden hazırlamalı ve almalıdır. Ünlü hukuk, tarih, sosyoloji, aynı zamanda dil ve din bilginimiz, seçkin düşünürümüz Ahmet Cevdet Paşa’nın şu tesbitini burada tekrarlamak istiyorum: ‘Ahkâmın tebeddülâtı ezmânın tagayyürâtıyladır’. Sâdeleştirecek olursak ‘hükümlerin, millî hayatı düzenleyen kuralların değişimi, zamanın değişimine bağlıdır’ demektir.

Türk Milleti’nin muasır milletler içinde yer alması, kendi kimliğinden soyutlanmasıyla olamaz. Bilakis çağdaş dünyada medenî milletler arasında ‘Türk Kimliği’ ile bulunacaktır. Böyle bir duruş, kendine olan saygının, özgüvenin sonucudur. Bir milletin başka milletlerin kendisine saygı göstermesini dilemesi için, bu saygıyı her şeyden önce kendi kendisine göstermesi lazımdır. Böyle yaptığı takdirde çağdaşımız olan toplumların istiskâline (aşağılamasına) uğramayız, alnı açık ve başı dik olarak bu âile içerisinde hayatımızı sürdürebiliriz. Aksi hâlde ‘millî benliğini kaybeden bir millet başka milletlerin uşağı ve avı olacaktır’ diyor Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Keskin (Yeni bir dünya görüşü olarak Atatürkçülük. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Sayı 17 Yıl: 2004/2: 1–8).

Entellik (ve muhtemelen istikbâl) için Kürtçe dersi almaya başlayan Türkler pıtırdamakta.

O zamanki müstağripler hiç olmazsa millîydi. Şimdikilerin ise nesepleri gayrı meçhûl!

ABG’nin başşehrindeyken bu daha da net olarak görülüyor…

Yazarı: Prof. Dr.Mehmet Kerem Doksat

(Washington DC )


Sincaplar, Kuşlar, vesaire // Ahmet Haşim



Odam birinci katta. Pencerem bahçenin tenha ve yemyeşil bir köşesine bakar. Yalnız kaldığım zamanlar bu pencerenin önünde oturur, çimenlere, ağaçlara, rüzgar elinde yaprakların oynaşmasına bakar, böylece gözlerimi eğlendiririm, bu bahçe köşesine kuşların pencereme kadar yaklaşması ve bir böcek parçası için kanat kanada dövüşmesi ne eğlenceliydi! Hele ağaçlardan inen kına renkli sincabın çimenler üzerinde sıçraya sıçraya gitmesi, ikide bir yerde bulduğu yiyeceği elleri arasına alıp, iki ayağı üzerinde kalkması ve küçükücük gözleriyle etrafı gözetleyerek kemirmesi ne dinlendirici bir doğa ve saffet levhası idi!
Sincapları yakından tanırım. Çocukluğum dağlık, yabani bir memlekette geçti. Orada biz çocuklara, oyuncak yerine, ayı yavrusu, karaca, sansar, tilki veya sincap getirilirdi.
Üst katta, sandık odasında, dolaplar arkasında tilkilerimiz saklanırdı; bahçede büyük bir ağacın gölgesinde esir bir kartal genişliğindeki kanatlarını germiş, pençelerini tutan koca bir zinciri şıngırdatırdı, ayı, homurdanarak bahçenin yüksek duvarları üzerinde dolaşır ve kurşun hızıyle uzaklara taş atardı. Kurnaz ve çevik sincapları evde tutmak kabil değildi, getirildikleri gün boyunlarına geçirdiğimiz parlak çıngıraklı kırmızı tasmalariyle ellerimizden kaçar ve büyük çitlembik ağacının sık yaprakları içinde kaybolurdu. Günlerce bahçemizin ağaçlariyle çınlar dururdu.
Bu derece korkak bir hayvanın Franfurt hastanesi bahçesinde hemen hemen insan bacakları arasında böyle emniyetle dolaşması bana hayret verirdi.
Fakat oralarda bu dostluk yalnız sincaplara munhasır değildir. Umumi parklarda serçeler gelip parmaklara konar, kumrular omuzlara yerleşir, göllerde ve havuzlarda altın gözlü balıklar kendilerine uzanan ele dostça yaklaşırlardı.
Hayvanla insanın bu güzel arkadaşlığına, gördüğüm bütün Avrupa şehirlerinde tesadüf ettim. Bu dostluk bazı yerlerde hayvana bir nevi şımarlıklık bile vermiştir.
Venedik'te San Marco meydanında seyyahlar, hatıra fotoğrafı çıkartmak için ellerine yem, güvercinlerin tenezzül edip yaklaşmalarını beklerler. Bir gün kuşların iltifatına bir türlü mazhar olmıyan şişman bir kadının asabiyettten hıçkıra hıçkıra ağladığını görmüştüm. Kuşlar her nedense bu kadını sevmemişti.

Ahmet Haşim- Frankfurt Seyahatnamesi


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic