Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Romancı Mı? O da Ne?/ Argos



"Bir sanat yapıtında gerçekliğin şu ya da bu görünümünü tanımak, anlamak, ele geçirmek niyeti'ni aramak yerine, onda bir tavır( felsefi, politik, dinsel vb.) bulmak isteyenlerden oldum olası derinlemesine ve şiddetle nefret etmişimdir."
- Milan Kundera ( Kundera'nın "Kötülüğün baştan çıkartıcı güzelliği" başlıklı yazısından.)

Felsefe, Roman ilişkisi nedir? Neden Nietzsche dizgesel düşünceyi red eder, hangi sonucu doğurur bu tercih? Uçsuz bucaksız bir izleksel genişleme , örülen duvarları “özgün” biçimde yıkan, insani olan, insansal olan tüm nesenelerin bir felsefi düşünce nesnesi olabileceği savı ve bu savın roman sanatı ile felsefeyi yaklaştıran enerjisi üzerinde fazla durmayız. Kundera'nın bakışına göre genelde bir sanat yapıtında "tavır" aramak behyude bir telaşdır ama onun bazı yapıtlarında özellikle bu "benimsenmiş" tavrı kolaylıkla görebiliriz, çünkü soğuk savaş yıllarının en hareketli döneminde yazın sanatını vurucu bir top mermisine dönüştüren isimlerdendi. Amacım Milan Kundera'yı irdelemek değil, ama Kundera eksenli bir ikinci konu ilgimi çekiyor, o da onun Adorno hakkında "telegraf" metni biçimindeki hesaplaşmasıdır, Felsefe-Sanat ilişkisini irdelerken belli ki Adorno onu çok kızdırmış ve Adorno'yu edebiyat yapıtlarını irdelerken "kısa devre yönetimini" kullanmakla suçlar(anlamlara bağlı olarak), Kundera bir konuyu es geçiyor, eğer Adorno bir "tavır" peşindeyse bunu biz sadece onun "yeni yorumuna" değil, tüm yönelimlerini kabullenerek sonuçta bir "Marksist" düşünür olduğu için o "idea"nın peşinde olduğunu baştan kabul ediyoru(m)z, Adorno'yu sadece "Minima Moralia" adlı yapıtında aramamalıyız, onun başka filozof ve düşünürlele ortaklaşa kaleme aldıkları yazılarında, bakışında olağan durumu sarsacak bir insani duyarlılık söz konusudur.
Yer yer günümüzün "karanlığına" karşı resmen çığlık attığını görürüz, pek de haksız sayılmaz. Kaldı ki "Minima Moralia" üzerine yazmak, konuşmak gerçekten ciddi bir mesai gerektiriyor, onun döngüsel mantığını, her tümceyi nasıl parçaladığını bilmek gerekiyor. Hiç kimse buna Adorno'da dahildir, bir "sanat yapıtını" yüzeysel sıfatlarla( gerici, ilerici) tanımlamaz, o yapıtın açık ve kapalı "değerlerini" hatta sözcüklere sinmiş "dehşet"e ( korku eksenli değil, sarsıcı çıkıştır amacım)bakar. Kundera'nın tüm yapıtlarını irdeleyin Adorno hakkındaki görüşleri 5 satırı geçmez ve orada da kendince onu "yerin dibine" batırmıştır! Bu yanlıştır, alışık olduğumuz kolaycılıktır. Adorno edebi, sanatsal yaratıda engin bir "duyarlılık" peşindedir ve bunu açıkca talep ediyor, bu "isteği" tartışa biliriz ama bu yönelim Kundera gibi Roman sanatına ömrünü vermiş bir yazarı asla ve asla "kızdırmamalı". Ona bakarsanız kimi düşünürlerin çok daha radikal görüşleri var.Sürrealizmin manifestosunu kaleme almış Breton ne düşünüyordu?
Andre Breton için mesela roman neden bir “aşağı tür" olma sorunudur! Ona göre biçemi düpe düz “haber biçemidir”.
Ve betimler için: "hiçbir şey bunların hiçliğiyle boy ölçüşemez” der.

Suç ve Ceza’da Raskolnikov’un odasının betimlenmesini örnek gösterir: “ Bu okul işi resmin yerine oturduğunu ve kitabın burasnda yazarın beni bunaltmak için gerekçeleri olduğunu ileri sürecektir” der ayrıca. Aslında romanın onun gözünde bir aşağı türe indirgenmesinin başlıca sebebi bir yazgısal eksikliktir, yani onun deyimi ile “Romanda şiirin bulunmayışıdır”.
Avrupa’da bunca yıldır, roman yazılıyor, ama neden hala Avrupalı düşünrler Farançois Rabelais’nin düşü olan o atasözününden hareket ederek: “ İnsan düşünür, Tanrı güler” ifadesinin peşinden gider, “ilk büyük Avrupa” Romanın doğum hayalini hep canlı tutar ? O zaman ilk bunu sormamız gerekiyor: hiç düşündük mü bu can alıcı durumu?
Avrupa’nın ilk büyük romanın kahramanı olan Panurge için bakın nasıl sıradan, basit bir soru en özgün yanıtları toplar getirir okura: “ Panurge evlensin mi, evlenmesin mi?” gibi bir sorunun yanıtı soru kadar basit olmaz, bütün yanıtlarda insanoğlunun felsefi birikimi bayraklanır, o özü damıtır sayfalarına, Aristo, Platon, Homeros, Hipokrat, Herakleitos yanıtlar soruları, yazar kendi özgün yorumunu ekler. ( Avrupa büyük roman kuşağı temsilcisi, Gagantua ve Pantagruel’in üçüncü kitabından söz ettim).
Roman’nın bir çeşit deneysel egolar düzlemindeve ontolojik köprüler aracılığıyla , özgün, sıradan temaların kılı kırık yaracasına incelenmesi tanımını yapa bilir miyiz?
Çok isterim ve kesinlikle buna zaman ayıracağım, Orhan Pamuk yapıtlarını, sil baştan yeniden ele almayı düşünüyorum.

Romancı sözcüğü !

Nedir bu “Romancı” !
J.P.Sartre, böyle bir tanımı “saçmalık” olarak görüyor, bütün yapıtlarını irdeleyin “Romancı” sözcüğünü görmeniz olası değil, “düz yazı yazarı” diye söz eder ve CANALICI VURUŞU YAPAR:
“ YAZARIN ÖZGÜN FİKİRLERİ VE HİÇ TAKLİT EDİLMEYECEK BİR SESİ VARDIR” !

İşte bütün kalbimle katıldığım bu tanım, insanoğlunun, o düz yazı kulvarında çile çeken kalem erbabı aslında insan atlasının da “kaşifleri” sayılırlar..
ya kaşif olursun, ya da ?
ya da Ne?
Varın adını siz koyun.
Sufi haklıdır !
Rabelais’a göre ta XVIII. Yüzyıla kadar “neşe ve komik” aynı şeydi ,
Oysa ne neşe kaldı ne de komik olan bir durum !

düşünüz bol olsun!


Yazarı: Argos .a


Bukowski ve Beat'ler Üzerine / Şenol Erdoğan


Defterin notu:
Altıkırkbeş Yayınları Editörü sevgili Şenol Erdoğan'a bu güzel yazıyı defter arşivine kazandırdığı için çok teşekkür ediyoruz...// defter



“Bir yazar yazacağı bir sonraki satır kadar vardır. Onun gerisinde kalanlar bir bok ifade etmez. Eğer o bir sonraki satırı yazamazsanız, insan olarak ölmüşsünüz demektir. Sadece bu bir sonraki satır, daktilo döndükçe ortaya çıkan bu satır vardır, bu sihirdir, gürlemedir, bu güzelliktir. Bu ölümü yenebilecek tek şeydir.” (Charles Bukowski)

“Temel olarak bir Beat yazarı olarak nitelendirilmese de, Charles Bukowski, kamunun gözünde, Beat Hareketiyle özdeşleştirilmiştir. 1920’de, Andernach, Almanya’da doğan Bukowski, 1922’de ailesiyle birlikte Amerika’ya taşınmıştır. Bukowski Los Angeles’ta büyümüştür ve hayatının çoğunu çeşitli uzun vadeli olmayan işlerde çalışarak, yüksek miktarda alkol tüketerek, at yarışı bahisleri oynayarak ve yazarak geçirmiştir. Bir dizi kitap yazmıştır: romanlar (Post Office [1971], Factotum [1975], Women [1978], Ham On Rye [1982] ve Hollywood [1984]); kısa hikâyeler (Notes Of A Dirty Old Man [1969], Erections, Ejaculations, Exhibitions And General Tales Of Ordinary Madness [1972], daha sonra karton kapaklı iki cilt olarak basılmıştır: The Most Beautiful Woman In Town And Other Stories [1983] ve Tales Of Ordinary Madness [1983]; South Of No North [1973] ve Hot Water Music [1983]); ve kırk ciltten fazla şiir kitabı (aralarında, Flower Fist And Bestial Wail [1959], Longshot Poems For Broke Players [1961], The Genius Of The Crowd [1966], The Flower Lover [1966], At Terror Street And Agony Way [1968], Th Days Run Away Like Wild Horses Over The Hills [1969], Legs Hips And Behind [1979] ve War All The Time: Poems 1981–1984 [1984] vardır). Beatlerin eserleri gibi, bu kitaplar da, toplumun sınırlarında yaşayan ‘öteki’den bahseder ve onu baş tacı eder ve genelde otobiyografik –ya da yarı otobiyografik– deneyimlere dayanmaktadırlar. Bukowski – Ginsberg, Kerouac ve Burroughs gibi– Antonin Artaud ve Louis Ferdinand Celine gibi yazarlardan etkilenmiştir. Bukowski, ayrıca, Beatlerin sansürle olan savaşlarının doğrudan bir sonucu olan edebi özgürlüğe de ortaktır. Ve –Allen Ginsberg, Gregory Corso, William Burroughs, Jack Kerouac, Diane DiPrima, Ed Sanders, Carl Solomon ve Neal Cassady gibi– kitapları da, (John Martin’in Los Angeles’taki Black Sparrow’un yanı sıra) Ferlinghetti’nin, San Francisco’daki City Lights Books’u tarafından yayınlanmıştır. Ayrıca, Philip Lamantia ve Harold Norse’la birlikte kolektif bir şiir cildinde de yer almıştır. Beat şairleri gibi (fakat daha isteksizce), Bukowski de şiir performansları yapmıştır, barlarda ve üniversitelerde okumalar düzenlemiştir, tarz ve şiirsel biçimle ilgili deneylere girişmiştir.
Charles Bukowski’nin Beatlerden ayrıldığı nokta –zaman zaman nihilizmin sınırlarında dolaşan– kinikliğidir. Merkezdeki Beat yazarları, mistisizm, büyü ve okült alanlarını keşfe çıkarken, Bukowski, tanrısız boşluğu baş tacı etmiştir (Burada Linda Lee Bukowski’nin bize aktardığı çok önemli bir ayrıntıyı dile getirmeliyiz, Bukowski’nin cenazesinde insanları şaşırtan tek bir olay meydana gelmişti: o da, cenaze törenini -dahası ayini- yöneten Budist rahiplerdir. Doğal olarak herkes merasim sonrasında Linda’ya neler olduğunu sorduğunda –ki çoğunluk bunun Linda’nın başının altından çıktığını varsaymaktaydı- Linda onlara şu cevabı vermişti: “Son dönemi boyunca Buk, sürekli olarak Budizmle ilgilendi ve düzenli meditasyon yaptı, Budist rahiplere gelirsek bu onun isteğiydi.”).
Üniversiteli Beatler kahvehanelerde toplanırken, Bukowski –Posta ofisinde on iki yıl süren memurluğu dahil– küçük işlerde çalışmış ve barlarda içki içmiştir. Beatler bir ‘grup’ olarak özdeşleşip birbirlerine destek olurlarken, Bukowski kendisini bir grup kimliğinin getirdiği dostlukları aramayan yalnız bir adam olarak görüyordu: “ ‘in’ olan başka bir şeyin daha gruplaşması, ölüm bu şekilde başlar, görkemli kişisel bir ölüm, ama her hâlükârda işe yaramaz.” Bu kinikliğe rağmen, Bukowski, 60’ların sonunda Los Angeles underground basınından çıkan bir yayın olan haftalık Open City’ye, daha sonra da Los Angeles Free Press’e düzenli olarak ‘Notes Of A Dirty Old Man’ adlı bir köşeyle katkıda bulunmuştur. Beatlerin, Amerika’da tanınmaya başlamalarına rağmen, Bukowski 70’lerin başına kadar meşhur değildi, fakat Avrupa’da kült bir hayran kitlesi vardı. Avrupa’da Bukowski’ye olan bu ilginin sonucu olarak onun eserlerinden uyarlanan her iki filmin yapımı da Avrupalı film şirketleri tarafından üstlenildi, üçüncüsünü de bir Avrupalı yönetti.”

Aslında Buk, kendi röportajlarında ve mektuplarında asla bir Beat olmadığını onlarca ve de çok kızarak-?- dile getirir ve şöyle der: “Beatler ortalığı karıştırırken benim dünyadan ve onlardan haberim bile yoktu, haberim olamayacak kadar sarhoştum.”
İlginç bir nokta var, Buk’a “siz bir Beat misiniz” vs. cinsi sorular neredeyse tamamen Fransız basın adamları tarafından yöneltilen bir soru, Amerikalı gazeteciler değil bu işi yapan; Buk, bu konuda önemli bir tespit yapmış, diyor ki: “çünkü Fransızlar Beat'i anlamadı, dahası kaçırdı, Amerika’da Beat olayı koparken Fransızlar başka boklar yemekle meşguldü ve şimdi de kıçlarına girdi, bu kuyruk acısıyla hala ölmemiş bir adam olan bana saldırıyorlar.”
Evet, bu açıdan bakıldığında adam kesinlikle haklı.
Charles Bukowski, yazmaya çok erken başladı ve yazıları ilk olarak 1940’larda yayımlandı. Söylentiye göre sonraki yirmi yılı yazı yazmadan, barlarda harcadı. Bu yirmi yılın ilk on yılını Doğu Yakası’yla Batı Yakası arasında garip evlerde yaşayarak ve tuhaf işler yaparak geçirdi. Diğer on yıl boyunca ise Los Angeles’daki Birleşik Devletler Posta Servisi’nde çalıştı. Buradaki işi için gerekli olan tek şey, işe gidecek gücünün ve bütün gün aynı mekanik hareketleri yapacak sabrının olmasıydı. Bu dönemde hayatı, yazılarında sıklıkla bahsettiği delilik ile ölüm arasında gidip geldi. Bukowski, kendi yarattığı efsaneye göre, Posta Servisi’nden ayrıldığı gün yazı yazmaya geri döndü. Fakat bibliyografisi, bu olaydan yıllar önce yeni yazılarını yayımlamaya başladığını gösteriyor.
Bukowski’nin eserlerinin bilinen ilk basım tarihi 1960’lardadır, fakat Sanford Dublin’in bibliyografisinde 60’ların başında yazdığı yazılardan alıntılar bulunur. The Roominghouse Madrigals da Bukowski’nin 40’ların sonlarında yazdığı şiirleri yayımlamıştır.
Aslına bakılırsa Bukowski, yazılarını otuz yıldır pek çok kez küçük baskılar halinde yayımlamıştı. Bu baskılar çok az sayıda olduğu için bulunmaları imkânsıza yakın. Neyse ki Black Sparrow Press’ten John Martin, bu baskılardaki birçok şiir ve öyküyü bir araya toplamayı başardı.
Bukowski’nin toplam 40’tan fazla kitabı basıldı (ve büyük sayılabilecek bir kısmı Türkçe diline çevrildi, bkz; Parantez Yay.). Ölümünden (9 Mart 1994) bu yana ise, bir edebiyat efsanesi olarak Bukowski’yle ilgilenen kitapların sayısı giderek artmakta.
Charles Bukowski’nin Jack Kerouac, Allen Ginsberg ve diğer Beat yazarlarıyla çok ciddi bir bağlantısı olmamasına rağmen, yazılarında kullandığı konuşma dili ve sıra dışı edebi yaklaşımı, Beat okurları tarafından sevilmesini sağladı. City Ligts’dan çıkan Notes Of A Dirty Old Man çalışması yayıncısı dolayısıyla Beatlerle daha anlamlı bir köprü kurmasını sağladı ne tekim içerde de Neal üzerine sıkı bir öykünün varlığından söz edilebilirdi. Derinlemesine bakabilecek potansiyeli olan insanlar bilirler ki: Buk, kıskançlık ve pişmanlık arası, cilasını da üzüntüyle yaptığı bir duygu çöplüğünde hissetti hep kendini bu konuda ve bu onun yer zaman canını acıttı.
Her ne olursa olsun aklıselim olmayan genç nüfusun algı seviyesini dışarıda tutarsak, Sıradan Delilik Öyküleri, Pis Moruğun Notları gibi çok önemli kitaplarında Buk’un o muazzam ironik ve deliler gibi eğlendirici dilini görmemek ve sevmemek imkânsız. Ayrıca beni çok eğlendiren noktalardan biride akademik orospu çocuklarına sürekli kaydırmasıdır, Creeley’ Levertov ve birkaç isim daha saydıktan sonra: “hepsinin toplamından daha çok satıyorum” der Bukowski, bu doğru, hala da Beatlerden çok satıyor Buk, çok da satacak. Neyse, yaşamımda Burroughs ve Ginsberg’e “çük emerek edebiyat yapılmaz”, “ “om”layarak olmuyor bu işler” gibisinden cümleler kuran tanıdığım tek adam ve ben bu orospuçocuğunu seviyorum, yaşları 15 ile 19 arasında –ve hayat boyu da orada kalan- insanların ondan ne anladığını bilmiyorum, sanırım ettiği küfürler çekici, özendirici ve eğlendirici geliyordur, Bukowski Amerikan Underground Edebiyatının gördüğü belki de en büyük ve son devdi.
Anne Waldman, bir röportajda şunları söylüyordu: “Bütün bu insanlar aynı dalga boyundaydı, aynı ilginç zaman dilimi içinde hareket ediyorlardı, kültürel olarak aynı tür dürtüleri vardı. . . Bukowski o toplulukla bağlantılı değildi, Cassady, William Burroughs ve diğerleriyle takılmıyordu, ama kültürel, sanatsal, psikolojik açıdan aynı tür bir dalga boyundaydı. Psychedelic özgürlük arayışı ve din, politika arasında her zaman şaşırtıcı kesişmeler vardı, bu dünyalar gerçekten. . . Yani, aynı anda o kadar çok şey oluyordu ki, dediğim gibi aynı tür dürtülerle hareket ediliyordu. Kültürümüzde olanlar, dünyada olanlar, insanların kişisel deneyimleri açısından ve haritadaki bazı yerlere olan yönelim, ister Paris olsun ister. . . Demek istediğim, cazda, filmlerde, müzikte, politikadaki paralelliklere baktığınızda, hepsi birbirine bağlı, farklı zaman devirlerinde olmalarına ve bazı anlarda kesişmelerine rağmen, çok güçlü anlarda. . .”
Anagogic & Paideumic Review’un editörü Sheri Martinelli’ye yazdığı 1962 tarihli mektupta şöyle diyordu: “Dil, değişmeyen temel bir dil olmalı. Sizin Kerwhoreac (whore: fahişe) da başta bu fikirdeydi, ama bunu çok kolay buldu ve şimdi tuşlara davul gibi vurup duruyor ve sonuç olarak, çok kötü yazıyor. Temel dil kolaylık demek değildir.” Bukowski’nin ayakları yere basıyordu, nasıl yere çakılabilirdi ki? Onun yazıları da Beat’lerinki kadar otobiyografik, ama ince ve derin bir ayrım var: “Bukowski kendisi hakkında yazmayı seçerek, en dipten başlayarak ve saklayacak hiçbir şeyi olmadan, kimliğine tanıklık eden bir itirafta bulunmayı mümkün kıldı; gerçeğin anahtarı olan itiraf.” Başka bir deyişle, diye ekliyor Campbell:

“Bukowski gerçekten Beat’tir,”
tek gerçek Beat yazarı. . .

…Buk kendisini punklara yakın hissettiğini söyledi, ne tekim W.S.Burroughs da bir zamanlar “ben Beat falan değilim” şeklinde bir cümle kurmuş ve punkları kastederek: “bana neden punkın dedesi dediklerini anlıyorum” demişti.
…Buk tüm Beat romantikliğini tek kelimeyle saçmalık olarak nitelendirmişti.
…şöyle diyordu bir keresinde de: “yolu istemedim, yazmayı istedim ve bunun için duvarlara ihtiyacım vardı.”
…kendi de sormuştur: “bu adamları kıskanıyor muyum?”
…şöyle diyordu bir başka yerde: “aynı şeye sahibiz, üsluptaki anlaşılırlık ama onlar egolarına çok düşkünler.”
Buk, açıkçası Beatlere bok atarken “kısa bir süre sonra, o eleştirdiği yerde olacağından da habersizdi.”
Ve sık sık da Beatleri referans noktası olarak kullanmaktan kendini geri alamadı: “Şimdi orijinal Beatler ne kadar eleştirilseler de, fikri kapmışlardı. Ama taklitleri arasında boğuldular; güzel sakal tıraşlı adamlar, beleş göt arayan yalnız kalpler, ilgi meraklıları, şair bozuntuları, homoseksüeller, serseriler, gezginler –Village’ı öldüren şeyin aynısı.”
Ve Buk, bir şekilde yazılarında Ginsberg, Kerouac ve Corso için üzüntü duyar kendi içinde, bunu dile de getirir, yalnız her yapışında muhakkak cümlenin başına bir ama koyduğu gibi sonuna da bir ama ekler.






Yazarı: Şenol Erdoğan



ps: yazının girişindeki ilk iki pasajda can yalçınkaya çevirisini kullandım.



Gece Ve Koku / Engin Turgut



I.

GECE VE KOKU

Aşkla damıtılan renklerin arasından çılgın bir hayat geçiyordu. Mor imgeler yağıyordu yaprakların arasından. Renklerin hayatı ruhumuza sığamayacak kadar resim olmayı bekliyor ve benim şu iflah olmaz serseri rüyalarım uykusuz bir sahil yürüyüşü kokuyordu. Belki de biz Itri ile Bach arasında sıkışıp kalmış yalnızlık şarkılarıydık. Belki de açılmayan bir kapının önünde yıllardır o bilgeyi bekleyen, sır kokan masum çocuklardık. Sen benden, ben senden vazgeçemiyorduk ve her birimizden aşk kıyameti kopuyordu. Üşüyordu kıymetli yanlarımız. Tutkuyla geceye hazırlanıyordu kadın. Boynundaki küçük melek dövmesi üşüyordu. Düşlerden birlikte uyanmak mümkün müydü? Uzak ve yetim olanın gurbetine düşmüş üzgün birer şiir gibiydiler ikisi de. “Sizin şarkılarınızdaki o ince derinlik bende yükseklik korkusu yaratıyor“ dedi adam. Gecenin ıslığı hiç susmuyordu. Vazodaki beyaz gül hıçkırarak ağlıyordu. “Biz birbirimizin içinde ‘Ullyss’in Bakışı” gibi kaybolduk dedi adam.

Mektuplar kıymetlidir, yanlış okursanız kıyamet kopar, pula dönersiniz.


II.
TUTKU


Gönlümün can gözüne çalışkan bir heves kalbime sığmıyor
Gül bahçesi olmuş mahcup gençliğim, haziran çıplak geziyor
Bir aşk gecesi gibi kendine açılan gövdem içten içe yanıyor
Uslanmıyor ruhuma tırmanan arzu, kalbimdeki kuş susmuyor

Kimin yağmuruyum böyle, dudaklarım ıslak, aşka doymuyor
Beni içine sakla, mırıldansın gövdem, haylaz kalbim gülümsüyor
Suluboya bir tutkuyla ömrümü uzatıyorsun, ışığın gözümü alıyor
Eskimeyen bir masal olmalısın, göldeki kuğu ikimize bakıyor

Rüzgârın içinden beni kim çıkaracak, hayat herkese akmıyor
Ben ki karnaval ve hüzün tadındayım, kimin olsam çöl uyanmıyor
Şarabın sabrıyla devrilsem de aşk ve kum tanesi yerinde durmuyor
Neleri üstlendim de güz kopmuştu şuramdan, buralarım acımıyor

Rüya sesli çocuğum, su yüzlü kadınım, bak koynum üşümüyor...


Yazarı: Engin Turgut


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic