Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



SAYDAM DÜNYALARIN SONUNCUSU/ Emel İrtem



Tam yirmi bir gündür odasından dışarı çıkmadı. En son olarak evrenin açlığını yatıştırmaya gideceğini söylemişti.Ben de onun uzak bir yere gideceğini sanmıştım yanılmışım. İçeriye girdi ve kapıyı kapattı. Arada sırada hışırtılar duydum; homurtular,küfürler, kahkahalar, ama çoğu zaman derin bir sessizlik..
Ben her şeyin yerli yerinde kalmasını tercih ederim. Öyle koltuk kumaşlarını, perdeleri zırt pırt değiştirmem.. Şu yirmi bir gündür odasından çıkmayan kişiden bahsetmek istiyorum. Onun da değişikliği sevmediğini hissediyorum. Değişiklik genellikle belleği değiştirir. Bir ara böyle bir tehlike ile karşılaşmıştım. Fakat bunu söylemem ne kadar doğru bir şey bilmiyorum; çünkü geçici bir rahatsızlıktan yakınmak şifasız dert çekenler tarafından hakaret gibi algılanır. Otuz yedi dakika önce muslukçuyu çağırdım, zeminden su sızıyor. Eski borular yüzünden olmalı. Bilirsiniz iki de bir sorun çıkarırlar. Rutubet kokusunu sevmem.neredeyse yuvarlanarak içeriye girdi muslukçu O zemini kazarken ben de değişiklik meselesini tekrar düşünüp daha cesur olmaya karar verdim. “sen işine devam ediyormuş gibi davran yerine ben geçeyim parasını da ben alayım” dedim. Bana, namuslu bir muslukçu olduğunu söyledi. Eğer benim yerime de o geçerse, ona iyi para vereceğimi ima ettim. Kabul etti, böylece yirmi bir gündür odasından çıkmayanla da kendimi değiş tokuş etme olasılığım kalmamış oldu.
........
.....
Tam yirmi sekiz gündür odasından dışarıya çıkmadı. Burguyla kapıya küçük bir delik açmayı başardım. Kötü bir niyetim yok, sadece onun nasıl biri olduğunu hatırlamak istedim. Ama nafile..onu göremedim.Kitaplığın büyük bir kısmını boşaltmış. Zaten son birkaç gündür devamlı kağıt sesi duyuyorum.Hışır... hışır... hışır... sadece bu kadarcık bir gürültü çıkarıyor.
Muslukçu bu gün ben olmaktan sıkıldığını söyledi.Kibar gazetelerden nefret edermiş. Göz ve meme uçlarına yapıştırılmış bantlardan hoşlanmazmış. Daha sonra da dizgi hatalarının iyi olduğunu ekledi. Anlam genişlermiş. Bu konuşmadan kırk beş dakika sonra bir telgraf aldım. Üstünde; bana bir daha telgraf çekilmeyeceği yazılıydı.Mors alfabesi birileri için anlamını yitirmiş olmalı. Demek ki anlam her şey demek değil. Bu arada muslukçu yeni bir beste yaptı. Adı: Islak Ada... na...na...na..na özledim kavakları...
Şarkıda ıslaklık veya adayla ilgili bir şey yok. Üstelik muslukların saat yönünde kapalı olacağını iddia ediyor. “Sizinkiler ters dedi.” Bu bir şaka olmalıymış. Ama bu şakayı kendi şahsiyetine karşı yapılmış büyük bir hakaret olarak algılıyor. Yeteneksiz bir kaçık mı, yoksa sadece yeteneksiz mi? Anlayamadım.
......
....
Tam otuz dört gündür dışarıya çıkmıyor.Kapıdaki deliği biraz daha genişlettim.Anneme göre, merak ve endişe bilinen bütün kuralları bozardı.Onun yaşama eyleminin temelinde bu iki kavramı ortadan kaldıramamanın öfkesi vardı.Benim içinse fark etmez. Zamanı yutarak beslenen ne varsa, ben de onun peşinden giderim. Neyse.. muslukçu bu gün kendisi olmak istediğini söyleyip, yine sızlandı. Kabul ettim, öğleden beri ortalıkta görünmüyor. Ona dışarıda Bengal Kaplanlarının dolaştığını söylemeyi unuttum. Zaten sayımda üç şişe kırmızı şarap eksik çıktı. Acaba ne düşünmeliyim? Şöyle bir şey olabilir: değişiklik bana göre değil.
.....
....
Tam kırk iki gündür hiç dışarıya çıkmadı. Ama orada yüz ölçümü fareden daha geniş bir şeyin varlığını hissediyorum. Bedenden yayılan ısıyı bilirsiniz, buradan yola çıkarak,size onu kızıl saçlı biri olarak tarif edebilirim. Uzun süre matematik çalıştıktan sonra bu sonuca vardım.Zifron’un yanlışlığın matematiği üzerine yazdığı bir kitabı neredeyse yuttum diyebilirim.Birkaç gün daha bekleyip kapıyı kıracağım. Bu arada borular yine su sızdırıyor.
Islak Ada..na...na...na...Muslukçu Allah belanı versin senin. Beni bu saçma sapan şarkınla birlikte neredeyse havuza dönen acınası sığınakta bırakıp gittin. Bengal Kaplanları tarafından parçalanmış olmanı dilerim.
....
....
Tam elli üç gündür dışarı çıkmıyor.Bu arada mevsim değişmiş olabilir. Kapıyı kırma teşebbüslerim başarısızlıkla sonuçlandı. Gerekli bütün malzemeleri muslukçu alıp götürmüş.Ama kapıdaki deliği biraz daha genişlettim. Anlaşılan kitapların büyük çoğunluğunu konfeti haline getirmiş. Bir müddettir hiç ses duymuyorum.Yani sessizlik yasamız tıkır tıkır işliyor. Beş altı tane solucan buldum. Tuhaf yaratıklar. Fazla yumuşak, fazla hareketli, fazla sessiz..Galiba şu, su boruları yüzünden ortaya çıktılar. Sonra rutubeti de sever bunlar. Acayip kelimesinin bir anlamı varsa, bunu solucanlar hak ediyor olmalı. Acayip anatomi, acayip hayat. İşte zamanı durdurmanın yolu.
....
....
Tam yetmiş iki gündür... Artık günleri saymayacağım diye karar almıştım. Ama hayatta hiçbir karar almamış biri olarak, şimdiden sonra yeni kararlar almanın saçmalık olduğu sonucuna ulaştım. Tamamen kararsızım. Bu durum beni yeterince özgür kılmıyor. Eğer ensemde bir gözüm daha olsaydı, o sınırsız özgürlük dedikleri şeyden bende de olurdu. Kapıdaki deliği biraz daha genişlettim.Elimi içeriye, bileğimin üç parmak üstüne kadar sokabiliyorum. Devamlı kıymık batıyor. Canım acımıyor ama görüntüsü pek hoş değil. Birden aslında içeriyi görmek istemediğimi fark ettim. Ben içeriye girmek istiyorum. Beni içeriye almalı. Orada ben olmalıyım.
Bir saat otuz iki dakika önce muslukçu geri geldi. Geçen sefer ki konuşkanlığından eser kalmamış. Ona Bengal Kaplanı görüp görmediğini sordum.İkiye bölünmüş bir tane gördüğünü söyledi. Ama kaplan olup olmadığını hatırlamıyor. “Dışarıda her şey ikiye bölünmüş ama ben artık neyin ne olduğunu hatırlamıyorum” dedi. Sonra bütün şarap şişelerini kırdı. Sesimi çıkartmadım. Belki böyle karar almıştı.
....
....
Tam seksen altı gün....ortalıkta hiç hareket yok. Üç gün önce muslukçu kendini damıtmayı başardı. Serseri, evde içecek şarap bırakmadı. Onun da kendisini ifade etme biçimi bu olsa gerek. Sonra damıtılmış bir halde musluktan damlayan suların oluşturduğu, küçük gölete karışıverdi. O gittikten sonra imzasız bir mektup aldım.Mektubu alma şeklim belleğimdeki görüntüye ters düşüyordu. Saatte üçyüzelli kilometre hızla giden bir arabaya, bisikletiyle bir posta memuru yaklaşıyor. Mektubu el bombası gibi fırlatıp hızla uzaklaşıyor. Tuhaf olan mektuptaki hiçbir harfi tanımamam. Konuşma dilinde yazılmış olma olasılığı son derece yüksek Bilinen hiçbir yazı türüne benzemiyor. Bellek sorunu yaşıyor da olabilirim, hatırlamayı ret ediyor da. Ama kırık seramik parçalarını yapıştırarak ortaya sanki hiç kırılmamış gibi bir obje çıkartan seramik ustasını hatırlıyorum. Yaşlanınca böyle çalışmaya başladığını söylemişti. Yetmişinci yaşına girdiği gün o tarihe kadar yaptığı her şeyi kırmıştı. Şimdi artık onları birleştiriyordu. Bu arada galiba mektup sandığım şeyi deşifre edebildim. Şöyle diyor:
Israrla bak, sanki harp ilan eder gibi.....
....
....
Artık bilmem kaç gün oldu. Öldü diye düşünüyordum ama otuz iki dakika önce böğürdü. Bu arada ben yüzmeyi öğrendim haftalarca suyun üstünde kalabiliyorum. Muhtemelen biraz da değiştim. Küçük solungaçlarım var. Belki o da köstebek olmuştur. Eğer öyleyse beni bir propaganda aracı olarak kullanmasına ses çıkartmam. .
Uzun zaman önce- ne kadar uzun, anımsayamıyorum- bir kumarhanede krupiyelik yaparken patronundan dayak yiyen birini tedavi etmiştim. Bana şunu söylemişti: “hayatım rulet masasında geçti, artık dönen hiçbir şeye bakmak istemiyorum n’olur gözlerimi çıkar.” Belki kapının ardında duran odur. Ama artık ne fark eder ki. Zaten, ben çok mutlu bir balık olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum. Böylece dünyanın dönme hızıyla kendi evrimim arasında nihai bir genişlik elde edebiliyorum. Siz insanlar, buna, galiba boşluk diyorsunuz.


Yazarı: Emel İrtem


Cennetin Dönüş Yolu: Demir Çağı // Sibel Danande


Image and video hosting by TinyPic
Cennetin Dönüş Yolu: Demir Çağı

Mümkün olan “zorunlu” tek dünyada yaşadığını varsaymakla, mümkün olan en iyi dünyada yaşıyoruz demek arasındaki fark nedir ki? Promethe efsanesini bilip de, Voltaire’in “herşey iyidirci” Leibniz’e atıfla anlattığı şu Suriye masalını bilmemek arasındaki fark gibidir: “Erkekle kadın, dördüncü kat gökte yaratılmışlar. Cennet yemeği yerine kuru peksimet yemeye kalkmışlar. Cennet yemeği deri deliklerinden uçup gidermiş. Ama peksimet yiyince ayakyoluna gitmek gerekmiş. İyice sıkışmış oldukları halde ayakyolunu arayan kadınla erkek, rastladıkları bir meleğe yol sormuşlar. Melek de onlara, dünyamızı göstererek, işte, demiş, buradan altmış milyon fersah ötede şu, gördüğünüz küçük yuvarlak yok mu, evrenin, ayakyolu orasıdır.”... Mümkün olan alemlerin en yetkininde yaşıyoruz, öyle mi? Veya biz şöyle söyleyelim: Cennetin dönüş yolu değil de, cennete(sınıfsız toplum) giden yolda maddi güçlerin gelişmesi öyle mi?
Ama Voltaire’in mekanikçi Leibniz karşısında takındığı bu hürriyetçi tutum, saf eşitlikçi Rousseau karşısında yerini tam bir resmi tarih kabulleniciliğine bırakır. Rousseau’nun “eşitlik üzerine söylev” isimli yapıtını alan Voltaire ona şu karşılığı verir: “Yapıtınızı aldım. Teşekkür ederim...Bizi yeniden hayvan yapmak için kimse bu kadar kafa patlatmamıştır.” İnsanoğlu işte, gerçek bir tehlike karşısında hemen arketipler cehennemine savruluyor. Bu yazının konusu da buydu zaten. Neyse... devam edelim:
Neticede Neolibik devrimci Promethe’yi (Prometheus Desmotes), zincire vurulduğu kayadan kurtaran kişi, altın postu aramak için argos gemicileriyle birlikte Elbruz dağlarına gelen ve tarihsel “12 görev”in sahibi olan Heracles(herkül) oldu. Siz bunu, “Promethe’yi Mazanalar’ın elinden yasalar kurtarmıştır ” olarak okuyun. ‘’12’’ sayısı hemen bütün kültürlerde yeryüzü iktidarının kutsallaştırılarak değişmezliğinin ilanı ve göğe taşınması anlamına geliyor. “12” Tanrıyı(devlet-tüze) yeryüzünden koparıp göğe taşıyan matematiktir ve Zodiak takım yıldızının 12 burcunu simgeler. Zodiak Yunan dilinde “hayvan çemberi” anlamına gelir. Avesta’ya göre peygamber Zarahustra’nın 12 iş’i vardı. Eski Türklerde “12 hayvanlı takvim” tüzel değişmezliğin bir simgesi olarak zamanı düzenlerdi ve kader habercisi idi. Biri kayıp olan 12 imam şiası ve yine biri kayıp olan İbrahim peygamberin 12 aşireti Yahudilerde ve Şiilerde iktidar hiyerarşisinin değişmezliğini anlatır. Roma uygarlığını 12 levha kanunları kurar. Avrupa Birliği bayrağı 12 yıldızdan oluşur...modern toplum 12 iş ayının kutsanmasına dayanır... İnsanlara giyinmeyi, yazı yazmayı, işlikler kurup çalışmayı ve kentler kurmayı öğreten terzi Hermes, “büyük” öğretisini 12 zümrüt levha üzerine yazmıştı...vs.
Terzi Hermes’in ilk olarak bundan 5000 yıl önce Mısır’da Hermes-Tut(thoth) adıyla ortaya çıktı. Bilgeliğin tanrısı idi. Yunanlılar ona “ermis” ya da “üç kere bilge” anlamında “Trismegiste” dediler. Araplar Hermes-ül Heramise diye anıyorlar. Kuran’a göre O, Adem ve Oğlu Şit’den sonra gelen üçüncü peygamberdir. Kısas-ı Enbiya’ya bakılırsa, kalemle yazı yazan, elbise diken, insanlara işlik kurup çalışmayı öğreten, 100 şehir kuran, 72 dilde konuşan, Nuh tufanını haber veren ve en sonunda göğe kaldırılıp tanrılara karışan bir kimsedir. Yahudilere göre iki Hanok (Hermes) vardır. Birinci Hanok, Cain( Kabil- Ademin fahişe Lilith’den doğma oğlu)’in oğludur. Diğeri ise, Cain(Kabil) Abel’in(Habil) kafasını patlattıktan sonra(ilk kan) Havva’dan olma Şit oğlu Hanok’dur. Eski Ahit’de iki farklı Hanok’un olması Hikmet Kıvılcımlı’ya göre göçebelikten yerleşik tarım toplumuna geçmeye çalışan Semitler için Cain’in (Bunu: Kentliler, medeniyet olarak okuyun) önceleri kötü(kardeş katili), sonra iyi(bilge Hanok’un babası ve Habil öldüğüne göre Semitlerin atası) olmak üzere, Semitlerin farklı gelişme dönemlerine denk düşen iki farklı görünümü olmasından kaynaklanır. Semitlerin henüz göçebelikten kurtulamadığı erken ve klasik pagan dönemde Cain(kentli Sümerler), bu göçebe hayvan tacirlerinin gelişme arzularını küçümseyen kıskanç ve zalim ‘Kabiloğullarını’ temsil eder. Semitlerin ilk devleti olan Akad-Sargon krallığı döneminde(demir çağı) ise, İbrahim peygamberin bir misyon figürü olarak bin yıllık düşü gerçekleşmiş neredeyse göçebe Semit kalmamış, tamamı kentleşmiştir. İşte o zaman Cain’in durumu değişir, o birdenbire bilge Hanok’un babası ve demiri ilk döven Tubal-Kain’in atası olur. Hanok belki de bunun için 365 yıl yaşamak zorunda kalır ve en sonunda göğe kaldırılır. Kur’an’ da ise durum tamamen düzeltilir: 100 şehir kuran bilge Hanok ( İdris Peygamber) komüncü Habil’in yeri dolsun diye yaratılan Şit’in oğlu olur nasıl oluyorsa. Habil’in yeri dolmaz tabi ki. Habil- Kabil efsanesi, Habil ve Kabil rollerinin olumlanış biçimi Gılgamış’tan bu yana içine girdiği her kültürde farklılaşır. Ama bütün bu muamma içinde kesin olan tek şey var: İnsanlık hafızası daha en başında özel mülkiyetçi Kabil(erkek nefes) karşısında ortakçı Habil (nefes)’i öldürmüş ve toprağa gömmüştür. İlk kavgada postu vermiştir. Kabili ise şeytan ilan etmiş, ama soyunu da bir güzel ona dayandırmıştır. Carl Gustav Jung buna kollektif bilinçdışında kahramanla şeytanın yer değiştirmesi diyor. Nasıl değişti bu yer? Demek ki çok yoksul kanı aktı, Habiloğulları çok yenildi: Mithra’nın ( antlaşmanın) adaleti!
Tevrat’a göre Neolitik devrimci İbrahim ve onun selefi terzi Hanok’un düşmanları aynıdır: “Nefilimler”. Nefilim İbranice’ den diğer dillere “dev” olarak çevrilmiştir. Kuran’da onlardan ‘esfel-i safilin’ diye bahsedilir. İnsan-ı kamilin zıddı olarak aşağıların en aşağısı, sefillerin en sefili anlamına gelir, aynı zamanda cehennemin yedinci katı(gayya) anlamına gelmektedir ki, Yunanca’da gaia(gayya), Tabiat Ana’dır. Tevrat’ın ve Kuran’ın cehennemi bunlar için, tabiatçılar, aşiretçiler için hazırlanmıştır adeta. Tıpkı Zarahustra’nın düşmanları Daeova’lar gibi Nefilimler de dev cüsseli, kabile düzeninde yaşayan ve ortakçı kimselerdir. Yeni dünya düzenine muhaliflerdir. Şeytan anlamına gelen “satan” İbranice’ de muhalif olan, karşı koyan anlamına gelir. Tevrat’a göre Büyük Nuh tufanı tanrı tarafından Nefilimler’i (Siz bunu ortakçılık olarak okuyun) yeryüzünden silmek için salınmıştır. Tevrat’ın tufanı doğal bir afet midir yoksa bir kıyam mıdır bilinmez ama bugün Nuh mitinin kaynağı sayılan Gılgamış’ta tufandan sonra insanların azaldığı ve gürültüleri kesildiği için tanrıların bundan hoşnut olduğu yazılıdır. Anlaşılan tufandan sonra Nefilimler’in sayısı öyle azalmıştır ki, Tevrat’da tanrı İbrahim peygambere bir daha tufan olmayacağına dair söz verir. Demek ki yeteri kadar kan dökülmüş. Tufandan sonrası demir çağıdır zaten; Heseidos’a göre altın çağın(ütopya) sonu, devlete ve bir tarih olarak tarihe geçiş.

Temkinli Kahraman

Nihayet kara göründü. Demek ki insanlığın bu tarih öncesi dönemine ait ne kadar destan varsa, Gılgamış’tan Alp Eren destanlarına , Homeros epopelerinden yoksulların savunucusu Katilina’nın Çiçeron’a karşı verdiği savaşa ve oradan Spartaküs’e kadar, hep iki tür kahraman olmuş: Göğe çekilenler ve ipe çekilenler. Tanrılardan kut almış olan soylu kişilerin giriştiği maceralarda olay genellikle kahramanın evi terk etmesiyle başlıyor, yolculuk ekseninde devam ediyor ve sağ- salim bir insanı kamil olarak eve dönüşle yahut göğe çekilişle son buluyordu. İkincilerin maceraları ise destandan çok tür olarak trajedilere konu oldu.
Anlaşılan bunlar öyle büyük trajedilerdi ve daha tarihe adım atmadan öyle çok kan dökülmüştü ki, İ.Ö hemen 5. yüzyılda Sofokles’in ünlü kader tragedyası( Antigone ) yazılıverdi. Bu kez kahramanın görevi kardeşini gömmekti. Ama töre ölülerin gömülmesini yasaklıyordu. Oyun boyunca koro(toplum) Antigone’a nasihat edip durdu: “Ölülere saygı bizi yüceltir ama güçlülerin gücünü hor görmek doğru değildir.” Erdemlerinin gerektirdiği görevi yerine getirerek töreye rağmen kardeşinin ölüsünü gömen Antigone’u ise koronun da isabetle öngördüğü gibi kader kapıda bekliyordu: Diri diri gömülmek. Antigone acılar içinde öldü ve toplum oyunun sonunda koronun ağzından şu sonuca vardı: “Ey insan…Temkinli bir akıl mutluluğun ilk gereğidir”. Temkinlilik mitosu çoktan oluşmuş.

Kolektif bilinçdışı kavramının mucidi C.G. Jung’a göre, akıl hastalarının hayalleri ve mitoslar arasında bir benzerlik var. Akıl hastasının hayalleri de tıpkı mitoslar gibi, arkaik simge ve imgelerden oluşan kolektif bir fondan yararlanıyor. Ya da biz şöyle diyelim: Hiçbir mitos “yalan” söylemez. Hiçbir şey mitoslar kadar bu dünyaya ait değildir.

Bir keresinde şizofren bir arkadaşım üzerine gelen panzerlerin arkasında zalim firavun Ramses’in fillerini gördüğüne yemin etmişti: Eylem alanından en önce o kaçmış! Bergson buna “şuurun bilvasıta mutaları” diyor. Yani bir tür insiyak, sezgi. Bilincin dışında yer alıyor ve bilinçle kontrolü hemen hemen olanaksız ya da çok zor. Bergson’un sezgi kavramına yüklediği tuhaf meditatif anlam bir yana, yaşanan zamanı mekanın (an) egemenliğinden kurtararak kişiselleştirmiş olması, başka bir deyişle zaman algısını psişenin özel durumuyla ilişkilendirmesi iyi bir başlangıç olmuş. Goethe buna “anımsamalı algı” diyerek biraz geliştirir; bu celsede algının gerçek kaynağı o “an” algılanan nesnel gerçeklik değil, zamanın içinden süzülerek gelen “kaygı” dır: Yani tarihin belleği. Proust’un “istençsiz anımsama” dediği şey ise bu tür bir belleğin özünü oluştur. Bu anımsamada somut bir geçmiş bilgisi , ya da somut geçmişte kalmış bir tek an söz konusu değildir. Geçmişin tümüyle şimdiki anda, onu çağıran imge ile birlikte yeniden inşası söz konusudur. Kayıp Zamanın İzinde şöyle der: “..çünkü insanlar yıllara dalmış devler misali yaşamış oldukları sayısız günden oluşan birbirinden uzak dönemlerin hepsine aynı anda değerler.” Böylece Proust’da sezgi tıpkı zaman gibi ileriye doğru değil geriye işler. Sezgi geriye doğru şimdinin peçesini kaldırmaya çalışır. İleriye demek istemez. Aslında, onu ileriye yönelik tasarımların mutası kılan sadece “kaygı” dır.
Nihayet Jung onu(sezgiyi) kişisel bilinçdışının kaygılarından da kurtarır ve ona tüm bir tarihin tek bir insanda özetlenmesi olarak “kolektif bilinçdışı” adını verir. Kolektif bilinçdışı; “Her bireyin beyin yapısında yeniden ayaklanan, insanlık evriminin bütün ruhsal mirasıdır.”
Böylece yeteri kadar geriye gidildiğinde personaya(sosyal duruş) tekabül eden ve sınıf konumlanışlarından kaynaklanan tüm sınırlar netliklerini kaybederler. Bulanık derinlerde tedirgin edici aşinalıkta ortaklıklar belirginleşmeye başlar: Yılandan korkarız, rüyalarımızda uçarız, ağaçtan düşeriz vs…Bu simgelere Jung, kolektif bilinçdışının temel malzemesi olarak arketip(ilk model-prototip) adını verir. Genetik kalıtımla aktarıldığını ileri sürer.
Onun arketiplerinden biri de ödül vadeden tehlikeli yolculuktan sadece kendisini bularak dönen kahraman prototipidir. Joseph Campbell ‘’Kahramanın Yolculuğu’’ adlı eserinde kahraman arketipini etraflıca inceler. Ayrıca Monomoyth adını verdiği ve bir kahramanın yola çıkışı, inisiyasyonu ve geri dönüşü olmak üzere üç ana başlık ve 17 olay düzleminde incelenebilecek bir mitin, dünyadaki bütün mitlerin atası olduğunu savunur. Burada bizim açımızdan önemli olan ise şudur: Kahramanın yolculuğa çıkmasına neden olan ödüle(arzu nesnesine ) asla ulaşılmaz, ulaşılırsa bile ondan vazgeçilir, vazgeçilmezse bu ödül kahramanı için tam bir kabusa dönüşür. Bu hemen hemen Simurg’un öyküsüdür. Macera bir “arayış öyküsü” olarak noktalanmalı ve öylece kalmalıdır. Sonunda ise bulunan yalnızca tek bir hakikattir; arzu nesnesinin imkansızlığı. Bu imkansızlık herhalde çok acıtmasın diye olacak, “aradığın şey aslında sendedir” gibi Muhiyiddin el Arabi tarzı bir saçmalıkla süslenerek sunulur. Trotsky’nin “sürekli devrim”i gibi ya da Ursula Le Guin’in pek severek tekrarlayıp durduğu şu söz gibi: “Devrim yapılmaz, devrim olunur”. Bütün bu sezişlerde insana olağanüstü renkli gelen büyüleyici bir felsefe bulmak mümkün elbette, ama bu daha çok kullanılan dilin büyüsü. Ya şöyle söylenseydi: “Hiçbir farenin labirentteki peynirle beslendiği görülmemiştir, ancak bunların zamanla diğerlerinden daha zeki fareler haline gelmesi mümkündür.” Yazgıcılık mı derdiniz buna?.. Umutsuzluğa mı kapılırdınız; aç bir fareyseniz evet. Yoksa hemen labirente atlar mıydınız, tok bir fareyseniz ... bazen.

Yazarı: Sibel Danande




Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic