Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Şiirler...







Gün’e düşenler, zihinde kalanlar

I- Ateş Kırmızı Sardunyalar

Eyüp’te bir caddeden geçerken,
bir anlık bir bakış hızıyla bir bina çarptı gözüme,
eski ve kirlenmiş yüzüne tezat,
konserve tenekeleri içinde fışkıran
sardunyalar, ateş kırmızısı bağırıyorlardı...

Paslanmış balkon demirlerinin
gerisinde öylesine vurulmuş mavi balkon duvarında
en bilinen ressamdan daha çok
vuruyordu; yaşam, mekanların ruhunu
renklerin ahengiyle taşıyordu;
yoksulluğun ötesinde bir başka
zenginlikti bu.... rüzgar gibi geçti araba
o sokaktan! Belki de bir rüya idi...

II- Sarhoş

Sokak ortasında sarhoş bir adam
atmış kendisini dünyanın uykusuna
üstü başı perişan...
Bir anne elinde küçücük çocuğu,
hem korkarak, hem tiksinerek geçiyor
yarım bir daire çizerek etrafında
sarhoşun...

III- Kar Gibi Beyaz

Karnı burnunda bir kadın
eteklerine dolanmış bir yığın küçük çocukla
kar gibi beyaz çamaşırlarını asıyor
inadına derme çatma kirli/kirlenmiş
(gecekondusuna) dünyaya...

IV-

Hiç sevemedim şehri, şehirleri!
Kocaman kalabalıkların uğultusu
içinde kayboluyor şarkılar, türküler...
Her köyümden gelen koli’de
önce kokusuna sarılıyorum,
sonra ağlıyorum
sen ne zaman şehir oldun diye...


sevgilerimle,
YAZARI: Nil Güner




YOKSUN

Son ayak sesi de terketti
Karanlıkta nefes alamayan yalnızlığımı
Bir tekir kedi zerafetinde hicran
Gururlu
Sessiz
Ve
Kendinden emin gelmekte

Korkmuyorum sonsuzluğundan çeresizliğin
Bellki kendimden bile vazgeçebilirim bugün

Islak acılar çektiriyor kader
Yaşardıkca yeşeriyor
Ağırlaşıyor gözlerim
Yoksun kaldım varlığından aşkın
Ben gölgemle yalnızım
Ama daha da kötüsü
Sen
Kendinde de yoksun
YAZARI: F.Pınar Saltadal


Periefsa / Leon Felipe



PERİEFSA

( Kayıp edebiyatçılar cenneti II.)
Mecalius Trascaria, hahamların ilk yitişiyle başladı seyahatine. Constantinapol’den kovulduğunda yanında Arapça kitaplar vardı. Platon, Ksenephon, Homeros, Archididascalus, birer ibraniydiler derdi her zaman Venedik’teki ghettoda, eski demir dökümhanesinde ders anlatırken küçük öğrencilerine 13.yy’da gezinirdi gömleğinde bir sarı yıldızla kendisini ve dindaşlarını yakındaki şehirden ayıran ufak adanın etrafında. Peşinden yürüyen
öğrencilerine lycé’nin yürümek anlamına geldiğini anlatmıştı çoktan,
“ Doğanın içindeki her nesne bir ders kitabıdır. Açmayı ve okumayı öğrenmek için zaman yeterli olamasa da gözünüzü ve burnunuzu kullanın belki beş
duyunuz hızlandırır vakti.”
Mercalius onaltı yaşında gizli öğretisine sırt dönmüştü kabalanın.
Otuz yaşında bildiği onaltı dilin yardımıyla bilinmezci olmuştu ve gerçeği saklayanın ne olduğunu anlamak adına hahamlıkta kalmaya karar vermiş
ve bunu gizlemişti herkesden. Bir defa evlenmişti. Karısının vefatını, iki oğlunun hiristiyan olması izlemişti. Bu egemen dine geçişlerine o ön ayaktı.
Mesih İsa’nın peşinden gitmeleri gerektiğine inanıyordu “ En azından” diyordu,
“Bir İsrailoğlunun diğerini izlemesi hiç de kötü gözükmeyecektir tanrımıza.”
Fakat ne yazık ki o zamanlar Hiristiyanlık aleminin üstünde kara bulutlar vardı. Papalar erdemin ve iyiliğin engel olduğuna inanmışlardı. Stoacılar,
bilinç düşkünleri gizlenmişti; kilisenin emrinde çalışan kutsal fahişeler
zenginlik saçıyor, papalar karıları ve metresleriyle aristokratların saraylarında
düzenlenen histerik cinsel toplantılara katılıyorlardı. Mercalius Trascaria
karanlık çağın başladığını gördü böylece ve toplumsal bir cinnet gecesinde
içinde yaşadığı adada öğrencileriyle beraber yakıldı. Beş duyusu ölümü
okuyamamıştı.
Cennete geldiğinde bir kaç dostunu buldu. Onlarla güzel zaman geçirdi.
Ailesindeki uzak akrabalarını, annesiyle babasını sevgiyle kucakladı. Zamanla
her ölümsüz gibi canı sıkıldı onun da. Aslında aklı başında bir ölümsüz için hiçte fena bir yer olmamasına rağmen cennet, yaratıcılığını yitireceğinden korkuyordu Mercalius burada ve hayatını yazmaya başladı bir gece onu ziyarete gelen Muazzam Bey’in verdiği kalemle. Biografisini sonlandırabileceğine inanıyordu ama her geçen saniye ona yeni bir satır daha ekletiyordu yaşamında.
Yazmanın kalemle kağıdı öldürdüğüne inanmaya başladı ansızın. Bitemeyecek bir yaşamın yazılması çok saçmaydı. Yine de yazdıklarını atmaya
kıyamadığından bir çözüm aramaya başladı. Çözüm yolculuğu onu Dünya eserlerinin sergilendiği kubbeye götürdü. Burada bir nokta gördü. Bu bir yüzeyin üzerine konulan tüm halkaların büzüşüp nokta haline geldiği yerde
yükselen kulenin ne olduğunu hemen anladı. Kulenin içine girmek için
çabaladı. Oysa bir noktada yeralmak için fazla büyüktü bedeni. Gözleri bu devasa kulenin bir nokta olduğunu inkar etse de, elleri kabulleniyordu. Burnu
binlerce kitabın, papirüsün kokusunu alıyordu. Çevrilen sayfa seslerini işitiyordu kulakları ve dilinin ucu ıslanmıştı. Parmak uçları titredi. Avuçları terledi.
İçeriye girebilmek için düşünmeye başladı.
....................................

Ben Mercalius’un ayaklarının dibinde bulduğumda kendimi o çok yaşlı bir adama dönüşmüştü. Ne zamandır beklediği yerde sımsıkı kapattığı gözlerinin
arkasında saklanan düşüncelerin izlerini takip etmek kolaydı kırışmış suretindeki ızdıraplı ifadeden. Bana “ İçeri girmek istiyorum” dediğinde, düştüğüm kulenin boyu uzamıştı, Ezaphrail inşaata devam ediyordu. Yerin altına ve göğe yükselen kulede çalışan melekleri görüyordum bulunduğum yerden. Amerikalı gökdelen
işçileri akıllı çelikleri meleklerin gücüyle halka haline getiriyor ve üstüste ekliyorlardı. Ezaphrail deli kahkahalar savuruyordu. Havada kitaplar uçuşuyor,
elyazması kağıtlardan oluşan kelimeler ordusu görev yerlerini terkediyorlar,
kuleden kaçarak uzaklaşıyorlardı. Mercalius ise görebilmek için kapattığı gözlerini aralamadan bana kim olduğumu soruyor, neden burada olduğumu anladığını söylüyor, kulenin içine yine de bütün anlattıklarıma rağmen girmek için bir yol bulmam gerektiğini söylüyordu. Ben Leon. Akçaburgazlı Yekta gibi karşılandığım cennette ilk defa acı çeken bir adamla karşılaştığımdan şaşkın,
yere oturarak Mercalius’a yılgın gözlerimle bakmaktan başka bir şey yapamıyordum.
........................................
Leon’u anlıyordum. Ama bilmediği şey Muazzam’ın oyununa geldiğiydi.
Biraz kül ve biraz dumandan yaratılmıştı o. Ateşin izini sürüyordu. Bir gedik arıyordu insan ruhunda ve buna ancak ilk sesle, Ademin yüce Yaradan’a
söylediği ilk adla ulaşacağını biliyordu.
.........................................

Mercalius bana oyuna geldiğimi söyledi. Muazzam ve Ezaphrail tarafından kurnazca kandırıldım. İşine yaramayacağımı anladığında düşkün melek kuleden attı beni. İnşaata, kulenin yapısına devam etmesi de bundandı. İyi kitapları yer altında saklıyor anlaşılan ve kötü yüzlü olanları ayıklıyor yavaş yavaş.
Gökyüzüne yükselen kısmında kütüphanenin bir ayıklanma yaşanıyor. Bir soykırım belki de bu. Milyonlarca kitap rafını terkediyor. Yerlerine yenileri,
Ezaphrail ve Muazzam’ın işlerine yarayacaklarını düşündükleri araştırmalar
geçiyor. Cennette gizli bir ihtilal yaşanıyor.
...........................................

Leon ile beraber kulenin içindeki karışıklığı çözmenin bir yolunu bulacağımıza inandığımız anı anlatmam gerekiyor. İnanmakla başladığımızdan bu işi sonlandıracağımızı da biliyorduk. Ufak sorunumuzu çözdük önce: Bir noktanın içine girebilmek için yaşamsal beş duyumuzu örttük. Zihnimizden uzaklaşmadan bunu yapabilmek hiç kolay olmadı ama okuduğumuz kitaplar sayesinde düşüncenin yalın haline, zamanın sıfırlandığı ana ulaştık.
Bir kitabın herhangi sayfası gibiydik içerde. Tek başına sıradan gözüken
fakat cümleyi tamamladığı kadar yıkan güce sahip sıradan bir harfe dönüşmek için çabaladık. Bunu becerdiğimizde bir mürekkep lekesi olmak için uğraştık.
Ve en sonunda kalem olduk, el, göz, beyin ve nihayet ruhuna girmeyi başarabildik insanın. Bundan sonrası kolay oldu. Ruh bölümü yaptık aramızda.
Ölümün ve yaşamın iki kıyısında gezindik. Bize yardım edebilecek iyi ruhları
çağırdık. Marangozluk yapmaya başlamış olan Kafka’dan, bir bar işleten Tolstoy’a, yazmaktan hiç vazgeçmemiş Elias Canetti’ye, Erasmus’a, Dotoyevski’ye Li Po’ya ruhunu bize açan tüm iyi insanlara ulaştık.
İhtilal engellenecekti. Kitaplar yeraltından çıkartılacak ve sürgüne gönderilmiş olanlar, yoklukla yüzleşenler yerlerini alacaklardı.
Kayıp edebiyatçılar cennetinde savaş başladı...


YAZARI: Leon Felipe

iletişim: borgesedefteri@yahoo.com


Meşhur / Ulus Fatih (1.bölüm)



‘Kirke, bak! Parnas’ın yamacından o güzel çocuk iniyor!..’

I
Avlu taşlarına mavi suyun yağdığı ev bizimki,

defnelerin sarmaladığı, ışığı mavi evde Zeus’unkiydi.
Güneş bir kurs gibi doğar, koyunlarla, tarlalara,
bağlara iner ve akşam batarken, boyun büken gün çiçeği gibi,
evlerimize, ocaklarımıza dönerdik.
Temmuz ayının ortasında alaca düşerdi bağlara, keseklerin arasında,
çokakların altında alacayı arardık.

Sevgilere irem olan yüce tanrının üç rengi vardı: Yeşil, mavi, kırmızı.
Yeşil salkımlar, Havva yurdundan çıkarak,
Gehenna aleviyle sekileri tırmanıp, evreni soluyarak, göğsü kızıl
düğmeliye garkolduğu zaman arardık alacayı.

Biraz sonra Meşhur, gediklerin üzerinden
görkemle, bereketin Artemis’ini sallayarak, kızıl tansığın ilk
sahibinin kendisi olduğunu haykırırdı. Akşama dek onu göğsüne bastırır, gümrah
Dionizos çelengini, oturduğunda bile kasık aralarında saklardı, sonra
ceviz ağaçlarının dibinde akşamı bekler, yukarıda dalların en yücesinde,
etekleri uçuşup cevizleri koklarken; kimi zamanda dalların arasından, çılgın bir
Kirke gibi işerdi. Biz de aşağıda delişmen Apollon’un, avare Orpheus’un
çocukları olarak, kollarımızı, yüreğimizi, ağzımızı açardık. Aah ah,
Meşhur’un o zamanlar öyle güzel gözleri vardı ki, tam üç renk vardı
içlerinde; yeşil, mavi, kırmızı. O gözlerin ortayı yeşil,

kıyıları mavi, derinliğine bakınca da, kırmızı alevlerin yüzdüğü elmas benekli bir
küre, bir gülen nurdu. Bağların arasında pıtrakları, şeytan çanaklarını,
semiz otlarını toplar, deli incirlerden, küstüm otlarından kolyeler yapardık.
Meşhur, hiç yoktan akşam alacasında çatalını gösterir, biz de gölde
sureti parlayan Narkis gibi, sanki hipnoz olup, şaşırır, yel yepelek kalırdık.
Çocukluğum Meşhur’a olan sevda ile yanıp kavrulmuştu. O, gümüş endamlı,
kadife bedenli nymphalarla kız kızan olurken, ben de Herkül bakışlı,
Pan sekişli satyrlerle yarenlik etmişimdir. Nice yortularda Meşhur ve öteki
perilerle eğlenmiş, bodur boylu Suriye okçuları gibi dizilip, Sultan
Selim’i bile kıskandıran kiraz küpeleriyle, nice meyveler yemişizdir.
Erythrai’den gelen yabancılara, su gelini türküsünü söyleyip yıllar ve yıllar
geçirmişizdir ki: Eyvah!..

devam edecek...

YAZARI: Ulus Fatih
iletişim: borgesdefteri@yahoo.com


Yukarı Bak Usulca / Şafak Çubukçu



I.

Yukarı bak usulca
dönüver omzundan başlayan giysi – kaynaklı bir “ gövde” enerjisiyle.
Ardından eğilip koklar gibi bir çiçeği koparıver
yapraklarını
kitabın ki
“ o gözler bu gözler mi” hala.
Diyerek ve hemen boşver bunları mırıldanarak
“ Canım hiçbir şeyi çekmiyor artık “
“ Canım seni bile çekmiyor”




II.

Her şeyi biliyorsun
En azından bilmeye çalışıyorsun
Bildikçe daha mutlu oluyorsun
Bilmediklerine olası – sevinç gibi yaklaşıyorsun
Keşke bilmediklerim hiç bitmese diyorsun
Zaten öyle olacak diye gülümsüyorsun
Bir kitap bittiğinde seviniyorsun
Huzurla yenisine uzanıyorsun
Papatya gelincik ballıbabalar
Dışarıya bahar gelmiş görmüyorsun
Gözlerinin önünde koca bir kainat
Her şeyi sözcüklerle tutsak – eden aptal- Şafak
Ne zaman nerde nasıl
Son defa sayfalara bakacaksın
Hiçbir bok bilmediğini anlayarak.

30.01.2006

Kevni Ayetler

YAZARI : Şafak Çubukçu


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic