Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...




a work by atölye simurg(c)

ÖLEBİLMEK II.

Ölümlülük anadamarının insan ruhundaki izlerini bu damarın kılcallarına varıncaya değin sürmek, her halde en çok psikanalizden beklenebilecek bir tutumdur. Gel gelelim, orada da hüsrana uğrar; ölümlülüğün semptomlarının, bizzat bastırma mekanizmasının mucidi olan psikanaliz tarafından da çoğunlukla “bastırılmış” olduğunu görürüz. Freud, bildiğimiz gibi, başlıca Oedipus kompleksinden ve cinsel içerikli bir libidodan bahsetmiştir. Oedipus kompleksi bir veri olmakla beraber, psikanalizin ulaşabileceği son veri, son hakikat olmaktan uzaktır. Çünkü hadım edilme korkusu, Peer Gynt’ün* ruhundaki katmanların en derinindeki değil, belki en yüzeyindekidir. Dolayısıyla Freud ister istemez rahim yoksunluğundan çok penis yoksunluğunun ve ölümlülükten çok cinselliğin açıklama gücüyle yetinmek zorunda kalmıştır. Bu bakımdan libido ve bilinçaltı kuramlarına Jung’un yaptığı katkılar önemlidir.

İnsan ruhunun ölümle ilişkisine dair neler söyleyebiliriz? Her şeyden önce, ölümlülüğün savunma mekanizmalarımızın başlıca konusu olduğu savlanabilir. Ölümü bastırır veya çeşitli ritüellerle yüceltir ve katlanılır kılmaya çalışırız. Bu çabaların kimisi, gerçekte yırtıcı bir hayvan olan gelinciğe adeta ona yaranırcasına “gelincik” gibi güzel çağrışımlı bir isimle hitap etmiş olduğumuzu akla getirir. Nekrofili (ölüsevicilik), zenofobi (yabancıdan duyulan korku), eremofobi (yalnızlık korkusu) vb. kılıklara girebilen bu ilişki, temelde iki kipte, “yadsıma” ve “kabullenme” kiplerinde incelenebilir.

Ölümlülüğü yadsıma veya ölümü içselleştirememe , insan varoluşunun kırılganlığını da yadsıma pahasına gerçekleşir ve beraberinde iki şeyi getirir: Karamazov Kardeşler’deki “Tanrı yoksa her şey yapılabilir” cümlesinde dile gelen “ölçüsüzlük” ve Nemrut örneğinde billurlaşan “ölümsüzlük yanılsaması”. Gerçek anlamında ölümsüzlüğe kavuşamayacağımıza göre, sahip olabileceğimiz şey onun bir yanılsamasından ibarettir. Bu yanılsamanın gerektirdikleri şunlardır: 1) Ölümsüzlükle bir tutulan güç 2) Gücün uygulayıcısı özne 3) Güce tabi tutulacak nesne(ler). Lacan’ın sadistlik olgusunda saptadığı “yer değiştirme”ye çok benzeyen bu tabloda, güç isteminde bulunanın tabi olmaktan ötürü acısını çektiği “güç”, bu gücü isteyip uygulayan özneyi aşan, asıl öznedir. Güç isteminde bulunan, ancak kendisini bu güce sahip iradenin belirmesine aracı kıldığında haz duyabilmektedir. Sadistin öncelikle mazohist olduğu, tuhaf bir denklemdir bu.

Böylece, Nietzsche’nin de başlıca temalarından biri olan “güç istemi”, istemin tam olarak neyi amaçladığı bakımından kritikleşir. İstemin çelişkisiz olabilmesi için, her şeyden önce, güç isteminde bulunanın “güçsüz” olduğunu varsaymak gerekir. Bu durumda da güç isteminin ereğinden başka, güçsüzün güce nasıl kavuşacağı konusu da sorunsallaşmış olur. İktidarın ereğine bağlı potansiyel tehlikeler bir yana, kötülüğün, gerçekte “güç”ten başka bir anlama gelmeyen “iktidar”a içkin olmaması gerekir. Örneğin, gün ışığı cilt kanserine yol açıyor diye kimse kalkıp “Güneş’in iktidarı”ndan bahsetmez ya da kimse kalkıp “empotansın iyiliği”nden falan dem vurmaz. Buna karşın, “iktidar” sözcüğünü ısrarla “tahakküm”le bir tutarak sarfetmemizde bir haklılık payı vardır. Çünkü ölümsüzlük yanılsamasına hizmet eden iktidar, ölümlülükle beraber insanın kırılganlığını da yadsımış olduğu için, tahakküme varır. O halde “haklı” yegane güç istemi, tahakkümün ortadan kaldırılmasına yönelik olandır ki bu istemin nesnesi olan güç, paradoksal bir biçimde, ancak insanın en “zayıf” olduğu yerden, yani kendisinin ve ötekinin kırılganlığını bilip tanıdığı yerden kaynaklanabilir.

Ölümlülüğü ve kırılganlığı tanımam, “Arkadia’da bile olan”ın
* önünde, beni canlı-cansız tüm varlıkla eşit kılar. Aşkınlıklarını onayladıklarımı ne varedebilir ne de yokedebilirim; onlar, güzelliği kendilerinden bildiklerimdir. İçimdeki tohum soyludur ve asla küçüklüğümü haykırmaz. O tohum meyveye durunca, işte o zaman, ölebilirim.

YAZARI:Özcan Türkmen

* Ibsen’in aynı adlı, tanınmış yapıtının kahramanı; Per Günt.
* Arkadia : Batı şiirinde pastoral bir mutluluğun hüküm sürdüğü hayali ülkenin adı. Poussin’in Et In Arcadia Ego (Arkadia Çobanları olarak da bilinir) adlı tablosundaki mezar yazıtında da okunduğu gibi, Arkadia’da bile olan, ölümdür.


Şair Öztürk Uğraş Anısına



Şair Öztürk Uğraş’ın zamansız gidişi...
ve onun diliyle “anılar ayrı ayrı yaşanır” diyerek
özlemle anıyoruz...
b o r g e s d e f t e r i


I.
tutukladığı topraklara
tepeden baksalar da
sınırlarını açık ırmaklara
gücü yetmez bayrakların
şaiesen bil
su sahidir

II.
yakada kırılır boynu
alnı rozete düşer
gözönünde ölür gül
yaş gözde, yas içinde kalır
kokusu ruhudur, çöle yanaşır
çöl ufalar peygamberleri
zaman yatağa düşer
tek mülk hiçliktir
ve çöl sahidir

III.
sırnaşık köpüklerden uzaklarda
bir yandan kök yarar sinesini
bir yandan durmaz
günün kahkülü kuşluk
ikindinin arkasında
narlanır yanar dağların sırtı
uçurumlarda yerini bulur ateş
külün cengi başlar

IV.
bilinmez, hadisi yoktur aşkın
insansa evidağılmış yaradır
ışıkları yemine çeker
boşluğu da özler
bilge geniş sabrıyla durular arzı
gözünü sözle doyurur
ve aleme duyurur
ten serinse içtedir o yangın

şairsen ayı insafa çağır
dervişsen bil
kül sahidir.

Öztürk Uğraş


iletişim:borgesdefteri@yahoo.com


Rasathaneye Övgü / Hamid Farazande




Eileen Collins ve Yol’daşlarına
Çocukluğumdan beri rasathanelere duyduğum merak, omekânlara ilişkin ulaşabileceğim bilgileri toplamama yol açtı: Her şeyden önce mimarî biçimlerine,topografik konumlarına, sonra da içinde olup bitenlere ilişkin bilgileri. Bizden yüz milyonlarca ışık yılı uzakta devinen galaksilerin, yıldızların Habel teleskopuyla çekilmiş fotoğraflarını, milyonlarca yıl önce evrendeki toz bulutlarının nasıl da birleşerek gaz kütlelerini oluşturduğunu gösteren fotoğrafları gördüğümde; astronomların evren balonunun genleşmesiyle ilgili kuramlarını, en son da bu balonun ters yönde büzüşüp enerjisini kaybederek o başlangıçtaki mekânsız zamansız partiküle dönüşmesi ile ilgili fikirlerini okuduğumda, içimde astronomi mesleğine karşı bir türlü engelleyemediğim kıskançlık duyguları kabarmaya başladıydı. O teleskoplardan birinin arkasına geçip gökyüzünü temaşa etmek isterdim. Kurduğum bu cümle, bilimsel gözlemden nekadar uzak kaldığımı gösteriyor, başlı başına.Galileo’den bu yana teleskop teknolojisi ışık hızıyla ilerledi, bırakın teleskopun arkasına geçmeyi,rasathanelerde artık bütün bilimler elele vererek insanın göklerle ilgili sorularını yanıtlamaya çalışıyorlar; uzmanlaşma bahanesiyle ayrıştırılan bilim dalları orada tekrar bütünleşiyorlar. Rasathanelerin en ilginç yanlarından biri şehir yaşamından uzak bir yerde bulunmaları ise, farklı çalışma saatleri de onları diğer iş yerlerinden ayıran başka bir ilginç yanları sayılır: Herkesin işten elçektiği bir saatta, akşam vaktinde işe koyulurlar:Rasathaneler birer inziva ülkesidir. Yapı olarak insanın yaptığı diğer binalara hiç benzemezler, ilk defa fotoğraflarını gördüğümde, sanki uzaylılar tarafından inşa edilmişler gibi bir hisse kapıldığımı anımsıyorum. Gökyüzüne bakan bu bilim-adaları,yeryüzünden gelen ışık tozları, görme alanlarını bulandırmasın diye, bütün evlerden, sokaklardan uzak,kendilerini dağların tepelerinde saklarlar. Astronomların ömürlerinin diğer bilim adamlarınkinden uzun olduğunu öğrendiğimde, çok şaşırtıcı bir yan bulmamıştım bunda: Herkesten uzak, geceleri çalışan bu kişilerin günlük yaşamları, ilişkileri kendi kendine sınırlı olmaya mahkûm olur, toplumsal kirliliklerden uzak kalırlar. Diğer yandan merak ettiğim şey,onlardan kaçının, bir an bile olsa, o muazzam teleskoplardan elde edilen fotoğrafları bırakıp da tıpkı pre-modern insan gibi çıplak gözle gökyüzüne bakarak bundan keyif almaları—Hemen söyleyeceksiniz:Çevresinde o hâyâl hâlesini barındıran bakış varoldukça bilimsel bakış hayat bulamazdı. Evet,bakmak için vakte ihtiyaç vardır, dolaşmaya, “vakit öldürme”ye, tıpkı bir çocuk gibi, bir şair gibi, ama herkesi iş zincirine bağlayan modern dünya düzeni artık içimizdeki çocuğa, şaire, “Küçük Prens”e dolaşma fırsatı vermiyor, oysa dolaşan kişi işsiz olmalıdır.Ne var ki, modern dünya düzeninde sadece utanç kaynağı değildir işsizlik, aynı zamanda yoksulluk ve açlığın habercisidir. O zaman kimi suçlayacağız? Homo Erectus’un insana dönüşmesini sağlayan en önemli etken, kim bilir, belki de onun gökyüzüne bakma merakıydı. Bana sorarsanız, homo erectus şiirle tanışan ilk insan türüdür: Gökyüzüne baktığı ilk an,hâyâl gücü tâ derinlerinde bir yerde kıpırdamaya başlamıştı, diyebilir miyiz? Tanrıları o zaman görmeye, onlarla konuşmaya başladı.Onlarla birlikte , bu sefer, oradan, gökyüzünden,yeryüzüne bakmaya başladı. Fetih maceraları ondan sonra gelişecekti. Kuşkusuz ilk astronomlar şairdiler. Daha geometri bilimi göklere uzanmazdan önce onlar yıldız kümelerini arslana, ata, balığa, ayıya, keçiye benzetmeye başlamışlardı. Astrolojinin şairâne bir zihniyetin sonucu ortaya çıktığını kim yadsıyabilir?--Gökyüzü mitolojinin kapısı, sonra da ülkesi oldu. Mitolojik insan evrensel insandı, dünya evrenin aynası. Herkesi bir daha “Tekyön”’ün son parçasını okumaya davet ediyorum. İnsanın evrenle olan birliğini bozan, temaşa eyleminin yerini gözlem’e terk etmesiyle başladı. “Rasathane”nin İngilizce veFransızca dillerinde “observe” sözcüğünden türediği,bu kırılmanın önemli bir aşaması gibi geliyor bana(İlginç olan “Rasad”ın anlamının bir nebze bile olsada “temaşa”ya daha yakın olması: Almanca’daki karşılığına da daha yakın durur: Bekleyiş, bekçilik,nöbet tutmak ile ilintilidir “sternwarte” bileşiği.):Bilimsel bilgi sayesinde yerküre evrenin merkezinden,yüz milyonlarca yıldızın arasına, kâinatın her hangibir köşesine göçmeye başladı, böylece evren tekrar,burada, orada gaz kütlelerinden oluşan yıldızlar,galaksiler, sistemlere dönüştü, Pascal’ın korktuğu o sessiz, soğuk boşluğa. Temaşa sırasında hisler özgürce çevreyle karşılaşırlar, oysa gözlem sırasında akıl ile mantık karşılaşılanlardan matematiksel bir rapor suna bilsinler diye hislere gem vurulur. Teknolojinin gelişimi gözlemin meyvesiydi. Şimdi uzay gözlemin nesnesi olmuş durumda. İnsan, tüketim çöplüğüne dönüştüdüğü yerküreden uzaya göçmeye hazırlanıyor şimdi, ama artık düş kanatlarıyla değil, teknoloji kanatlarıyla, şeyleşmiş düşle. Belki de bir kez daha, bu sefer yerküre gökyüzündeyken, bambaşka topraklardan bakmak isteyecektir yerküreye, geçmişiyle hesaplaşmak isteyecektir. Evet, belki de geleceğin büyük şairleri astronotlar içinden çıkacaktır.
YAZARI:Hamid Farazande


Fikir Yiyen Tükenmez Kalemlerden…(1) / Cemil Atik



‘’ Dil, bütün toplumlarda, girişimciliğe en az uygun şeydir. Toplum yaşantısıyla iç içe geçer ve toplum da, doğasındaki durgunluk nedeniyle, temel muhafazakar güçtür. ‘’ (Saussure, 1974)
Kurşun kalemle kayda alınan yaşamlara tanık oldunuz mu hiç. Yolları, doğruları meşrebinize uymamıştır böyleler inin muhtemelen; en derin korkularınıza deyinceye dek, bilinçaltınızda uzunca bir yolculuk yapanlardan söz ediyorum. Düşkünler, ecinniler, yomsuzlar, soysuzların tarihi… Kesintisiz ‘’kötülüğün’’ göç katarları, haramileri, çalıntılarla dolu yüklükler üzerlerinde. Başka bir deyişle Dadaistler, Beatnikler vb. ile biçimlenen, koca bir gülümsemeyle bugünün Babil’inde çorak bir akşamüzeri gizlice ekilen çim topaklarının arzı endamı. Cümle içinde sıralanan tüm tanımları benim için ‘’ ..’’ alın, böylece katılın bana.
Yarım bırakılmış bir şiir çıkıyor cebinden, buruşturulmuş ama atılmamış. Belki bir daha el sürülmeyecek, tekrar yanıp tutuşacak belki de satırlar. 18231 CASSADY…
Acımanın metni ilerletmeyeceğini görüyor olmalısınız. Bu yazı onları ‘’Kapitalizmin Üvey Çocukları’’ kodunu yemekten kurtarabilirse ne ala. Nihayeti de mirastan pay almalarını sağlayıp, avukatlık ücretimin takdim edilmesi değil. Ancak, şimdiden uyarayım; nesnelliği dürüstlükle, sahicilikle değiştiriyorum. Sahi, nesnellik her zaman dürüstçe midir, hep işe yarar mı. Sanat eleştirmenliğinde öteden beri nesnellik çığırtkanlığıyla, kaçak göçek alıntılarla ne yapılmaya çalışıldığı bu metnin ana sorusudur.. Burası kuramın boy atmayacağı zinciri kırılmış bir habitat değil midir.
Beni bu makaleyi yazmaya iten nedenlerden ilki satır aralarında saklanmıştır ki, yazı asıl burayı deşmek istemektedir. İkincisi bu kazı alanı başta olmak üzere, sanatın suretine tükürürcesine ‘’objektif’’ yazan eleştirmenler, yorumculardır. Kulaklarımın kanallarından uğultuyla dökülen yazılar… Hepsi nesnelliğin, tarafsızlığın kutsal sancağı altında cinayet; ansiklopedik bilgilerle, belirli bir tarihlik alana kıstırılmış yaşanmışlıkların magazin gazeteciliğini yapma iddiasından öte, hangi nevroz nasıl yazılırlar, tetikler selfkleptomaniyi. Kağıdın önüne böyle geçenler…
‘’ Yaşamöyküsü takım takla vatıdır ünlü kişinin. İri ya da güçlü kişinin. İşte başkaları gibi basit biri olan siz, kalemi mürekkebe batırdıktan sonra doluverdiniz.’’ (Tristan Tzara)
Bir yalan ne denli dürüstçe söylenebilir. Saf bir yalan, doğruya gidişin çaresizliği gibi. Yalan olduklarını bilmek dışında aslında pek bir şey yok elimizde. Kafka bunlardan ilkidir, modern anlamda. ‘’Umutsuzluk’’ şerbetini içmiş olduğu söylenir. İçinde olduğu ya da zamanın onu içine attığı ruhu üzerine ne çok yazıldığı malumunuzdur. Bilinebilme, formüle edilebilme ‘’ becerisine’’ haiz olsaydı, bu kadar disiplin üşüşür müydü tepesine sormak gerekir.
Yaşamı bölen şeyin adı tarihse, yaşamın, devirlerin kesintisizliğini nasıl kavrayacağız. Nesnellik; taşlı tarlanın orağı… Tarihi bölenler, eşzamanlı olarak zihnimizi de nöronlarına ayırtmayı başarabildiler mi, belki de…
Goethe’nin etrafında bir pagan gibi dansettiği varsayılan ateşe gelip dayanırız; Mevlana’nın atladığı şu meşhur alev… Velev ki, ateş değildir Rumi’ninki, en fazla Orta Anadolu’nun verev karanlığını yırtan, iddiasız bir mum ışığı, alevidir. Tanrı kendisini, ‘’ çırağ içre çırağ’’ olarak ‘’tanıtırken’’ haddine mi üstadın kendisini ateş olarak zikretmesi!..
Bırakın anlamayı, metinleri gerçekten sindiremeyenlerin, böylesi duygusal aksiyomlara girmesi ne denli nesnel. Bir Rock titanının satış sözleşmesinin şartlarını sansasyonla yerine getirme biçiminden bir farkı olmalı değil midir sanat eleştirmenliğinin.
‘’ Yaklaşık yirmi fotoğraf bulup, bunları çiğnenmiş ekmek parçaları kullanarak duvar üzerinde yönetmeliklerin yazılı olduğu karton panonun arkasına yapıştırdım. Bazılarını da, görevlilerin renkli cam boncuklar takmam için verdikleri pirinç tellerle tutturdum. Yan tarafımda kalan mahkumların cenaze çelengi yaptıkları boncuk tanelerini kullanarak da, en haşin suçlular için yıldız şeklinde çerçeveler yaptım. Akşamları, siz pencerenizden sokağı seyrederken, ben de bu panonun arkasını çevirip izlerim. Üzerinde açılan deliklerden bitmek tükenmek bilmeyen tebessümler ve alaycı gülümsemeler girer içime. Benim bu günlük, sıradan işlerimi izlerler…’’(Gene, 1966a)
devam edecek...
YAZARI :Cemil Atik



Gece tanrısı kendi başına iki oğul yaratır.
Bunlardan birisi Uyku tanrısı Hipnoz,
diğeriyse Ölüm tanrısı Tanatos'dur...
borges defteri tasarımında yer alan görsel döküman
antik dönem kalıntısı "hipnoz'u" gösteriyor. (bd/moderasyon)



Enis Batur ile Gece Söyleşileri
3. Bölüm


“...GeceFarklıdır, iyice dikkat kesilipDinlersen, duyabilirsin.”

Ölüm derken, gece yolcusunun yolu bir çok yere uzanabilir, ama kuşkusuz sizin de bu bağlamda geçtiğiniz dolambaçlı güzergâhlardan biri Heidegger’inyapıtı olmuştur. Ölüme-doğru-varoluşu[Sein sum Tode]Da-sein’i tanımlayan en önemli karakteristiğidir düşünüre göre. Öte yandan, sizin de çok yakından izlemiş olduğunuz Paul Ricoeur’ün bu noktadaHeidegger’e bir dizi soru yöneltmiş olması beni hep düşündürmüştür.
“Ölüm nedir?” sorusunu Lévinas da Heidegger okumalarında soruyor: Kesin bir gerçek olarak Alman düşünürün felsefesinin merkezinde yer alan ‘ölüm’hakkında bildiklerimiz, “öteki”nin ölümüne tanıklık ettiğimiz dışında başka bir veri toplamına dayanmaz.Demek ölümden hiç birşey bilmiyoruz. Ricoeur,Lévinas’ı izleyerek daha da tehlikeli yollardan geçmeyi göze alıyor:Heidegger’i kastederek, “ Ölüm teması üstünde böylesibir ısrar, varolma-için-gizilgücü’nün ‘açık’ olma kaynağını kapatmış olmaz mu?[...] Ölmenin her zaman yakın tehdidi üstünde damgasını vuran kaygı(angst)hayatın neşe şeraresini örtbas etmez mi?”, diye sorular yöneltiyor Paul Ricoeur. Fransız düşünüre göre“Varlık ve Zaman”’ın, doğuş fenomenisine karşı suskunkalması en azından şaşırtıcı birşeydir. Başka bir sorugene: Ölüme-doğru-varolma’ya kapılmadan önce kişinin,hayatın gizil gücüne ilişkin deneyim kaynaklarını araması gerekmiyor mu? Heidegger’in Da-sein’inin nedenbir bedeni, teni yoktur, diye merak ediyor Ricoeur:Haz alanına, demek acıya da büsbütün kapalı durur Alman düşünür.Yanlış anlaşılmak istemem: Heidegger’in felsefesini eleştirecek bir konumda olmadığımın pekâlâ farkındayım. Dağınık okuma yöntemsizliğine eğilimli olmam, beni, Heidegger’in çağımızın en önemli düşünürlerinden biri olduğuna inanan Ricoeur’ün bu sorularının eşiğine kadar getirdi, o aynada tekrarsizin yapıtınıza dönmek zorunda kaldığımı anladım.Ricoeur’ün sorduğu soruların izlerine rastladım orada:Sizin şiirinizi, ölüme-doğru-varoluş’a karşılık ölüme-rağmen-varoluş’a daha yakın buldum: “Gece”nin“buz”dan duvarları görme alanınızı kuşatıp kıstırırken –ki bu ölümün ne kadar yakın bir ihtimal olduğunu imleyen bir tabirdir—birden bire baş gösteren şu şaşırtıcı dizeler beni içinizdeki tükenmez Hayat kaynağıyla çarpıştırdı:
“.................Birtay istiyorum bugünden tezi yok, buğday tenlibir tay istiyorum – dün kanamış olsun ilk,bir tohum, filiz, zamansız bahara dönmüşbir dal istiyorum: Kabarmak, açılmak,açmak istiyorum, kokular kokuları silsin.”
Silinmesi gereken kokular “pıhtı ve barut”kokularıdır, burada; duyulması gereken kokular isebahar kokusu ve Hayatın(yaşam değil) sımsıcak,kıpkırmızı akışı.Öte yandan, bu tartışmayı sahici bir mecrada sürdürebilmek için önce Heidegger’in “ölüm” üzerine düşünceleri üstünde durmak gerekirdi doğrusu, çünkü birçok eleştirmenin düşündüğünün tersine Heidegger“ölüme tapan” bir filozof değildi. Onun Da-sein’i ölüm karşısında kaygılıdır, çünkü Varoluş karşısında kaygı duyuyordur. Da-sein öleceğini bildiği için varoluş karşısında kendini sorumlu hisseder. Benim “Ölüm nedir?” sorumun karşısında sizin omzunuza bakışınız bu çifte anlamı bir arada barındırıyordu.
YAZARI:Hamid Farazande


Elma / Jane Hirshfield


E L M A
(dost özleminin bittiği samimi saliselere:sufi)

Uykudan uyandım
Gördüğüm rüyayı asla hatırlamıyorum,
Gün öğleden sonraya akıyor, ardından tekrar karanlık,
Tüm bu değerli zaman zarfında : Ne oldu?
Birkaç soğuk çiçek diktim, otları ayıkladım
Biraz okudum,ardından temizlik yaptım,
O gün, çalışmamak için kendime söz vermiştim ve öyle yaptım.
Ansızın umut dolu bir titreşim buldu beni,
Sonra yok oldu !
Tanıdık atkısıyla yanımdan geçtiğini gördüm,
Yanık ağaç kokusuyla sarhoş etti beni.
Onunla konuşmadım,
Benimle konuşmadı.
Aramızdaki samimiyet şimdilik yolculukta
Dinginiz ve sakin (her ikimiz), ve bir elmayı eşit paylaşan iki dost gibiyiz.
Birisi elmayı ısırıyor, sonra “öteki”.

Elma yok artık!

Jane Hirshfield
Türkçe Çeviri:Sur Ortaylı


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic