Borges Defteri:Edebiyat-Plastik Sanatlar-Sinema- Müzik Eksenlidir...



Ölebilmek ! / Özcan Türkmen (1)




Ölebilmek


Sterbenkönnen ist ein heiliges Wissen* – H.Hesse :Ölebilmek kutsal bir bilgidir.


Tuhaf ki insan iki tarih arasına sıkışmış, kısa hayatında bu iki tarihe denk düşen o iki belirleyici olayı, doğumunu ve ölümünü, gerçekten yaşıyor sayılmaz. Doğumu ve ölümü dolayımla, belki en çok da çocuğumuzun doğumu ve annemizin ölümü dolayımıyla “yaşarız”. Yeni doğmuş bir bebek de, toprağa vermeden önce yüzüne son kez baktığımız ölü de bize hiçbir özdeşleyim olanağı tanımaz. Onlar yabancılaşmış geçmişimiz ve yabancı geleceğimiz olarak, görmediği ölçüde gördürmeyen gözleriyle, oradadırlar.

Ölüm, bilinci olan bir varlık için kabul edilmesi zor bir gerçekliktir; hele bu varlık, Dünya’yı mülk edinmiş görünen bir varlıksa. Buna bir de ölümü tümüyle bilemeyecek oluşumuz eklenince ölümün pratikte ihmal edilebileceği düşünülebilir. Nitekim Montaigne’den bu yana gerek felsefede gerekse edebiyatta, giderek Batı uygarlığının hemen her katmanında ölüm bir veri olarak pek hesaba katılmamıştır. Yadsıma, yüceltme, aktarım gibi türlü mekanizmalarla, ölüm, ampirisist veya rasyonalist, idealist veya materyalist geleneklerde kısa devre edilmiştir. Öte yandan Doğu, insan tekini loş bir alanda, ölümün hiçseyici gölgesiyle kuşatılmış olarak kavrar. Öyle ki Dünya’yı doğudan batıya kateden gün, doğduğu yerde gölgeleri de iyiden iyiye koyultmuş gibidir; karanlığı tanıyan o coğrafyada şafağı ve akşamı karşılamak bir ritüele dönüşmüştür. Doğu’dan yükselen ışık, Batı için karanlıktan kurtuluşu simgeler; Doğu ise karanlığın gün boyu, gölgelerde sürüp gittiğini bilir. Ölümle damgalanmış ruh, karanlıktan kurtulamaz; bu yüzden suretler ve imzalar değerlerini yitirirler ve koskoca krallar ab-ı hayat peşine, bengisu peşine düşerler. “Dünya” sözcüğünün etimolojisinin de fısıldadığı gibi, “aşağı” bir Dünya’dır bu; Doğulunun yüzü, ne yer ne gökyüzüdür.

Bach’ın yüce müziğinde, kontrapuntayı kemale ve nihayete erdirmiş şu yetkin füg sanatında eksik olan bir şey varsa o da bozkırdır. Tanrının inayeti Bach’ın sarmal merdiveninden iner ve insanoğlu aynı merdivenden Baba’sına yükselirken füg, bize bozkırdaki zerreyi, dikeni ve rüzgarı duyurmaz. Batı’nın dikey tonalitesine karşılık Doğu, bozkırın görünürdeki tekdüzeliğini yansıtan yatay bir tonaliteyi yeğler: Bu, rüzgarın sesidir. Doğulu, ses aralığını ömrün soluğu gibi kısa tutar; ama o aralığa insanın bağrındaki o en büyük yılanı çöreklendirir. Batı’nın kurtulmaya çalıştığını Doğu bile isteye davet eder, hatta onu saygıyla ağırlar gibidir. Dikeyin görkemli “hep”i yerini yatayın ayrıntısında beliren büyülü “hiç”e bırakmıştır. Dağa karşı bozkır - O bozkırda Marco Polo kervanını ipek ve altın serabına sürerken yıldızların başına düşeceği kuruntusuna kapılarak bir an için de olsa ürkmüş müdür acaba?

Ruhun ölümsüzlüğü, Doğulu için apaçıkken Batılı için örtüsü us aracılığıyla kaldırılması gereken bir fenomen olmuştur. Batı, hıristiyanlığı kendi “ratio”suna felsefe ile yedirmeye çalışırken (Augustinus, Aquino’lu Thomas, Descartes, Spinoza vb) teoloji Doğu’da hemen tümüyle felsefenin kendisidir. Doğu’da mutasavvıfların tanrıyla kurdukları senli benli ilişkiye Batı’da hemen hiç rastlamayız; Batı’da “rahim” olmayan tanrının adı, daha çok “Baba’nın adı”dır. Elbette hiyerarşik bir düzenleme içinde, Doğu’da, ölümsüzlüğün doğrudan aranmasına ve yeniden hayat bulma inancına rastlarız. Buradaki kutlu diriliş, Batı’da, “et” anlamındaki latince bir kökten türeyen, dar ve cılız bir sözcükle, “reenkarnasyon” (tekrar ete bürünme) ile karşılanmıştır.

Asıl etkisini 20. yüzyıl varoluşçuları üzerinde göstermekle birlikte Kierkegaard, felsefeye ölüme dair bir farkındalığı katmış sayılabilir. Korku ve Titreme’de Kierkegaard ölüme doğucul yaklaşır. İbrahim varolabilecek tüm etik dizgelerden dinsel inanca bir sıçramayla, oğlunu kurban etmeye hazırdır. İbrahim örneğiyle Kierkegaard’ın sorduğu şudur: Yaşamı bize veren, yine yaşamı bizden alacak kadar “aşkın”sa irademizin mahiyeti nedir? Bilindiği gibi, bu irade ve özgürlük sorunu 20.yüzyıl boyunca Jaspers, Heidegger, Ricoeur, Merleau-Ponty, Lévinas, Camus, Sartre gibi düşünürler tarafından, çeşitli boyutlarıyla irdelenecektir. O halde varoluşçuluğu, Teosofi Derneği’nin Krishnamurti’yi keşfini, Rolland ve Hesse gibi yazarların Hindistan’a ilgisini, 60’ların zen modasını, Beatles’ı, giderek postmodernizmin “öteki”ne yaptığı vurguyu aynı zamanda Doğu’nun ölüme bakışına bir yakınlaşma, ölümlülük fikriyle bir barışma denemesi diye kabul edebilir miyiz? Batı geleneğinde içten içe kavranan krizin çözümüne yönelik bir kırılmanın baş gösterdiği muhakkak. Ama aynı kırılma birkaç yüzyıllık bir sürede sınırsız ve sorumsuz bir güce ulaşmış şu “serbest girişimci” mitinde, homo economicus’ta ve kapitalizmde yaşanmadıkça bu yaklaşımların oryantalist sömürüyü aşan bir niteliğe sahip olduklarına hükmetmek mümkün müdür? Aynı şekilde, ekonomik işleyişi dikkate almayan iktidar ve söylem çözümlemelerinin yazgıyı değiştirebileceğine Üçüncü Dünya’nın bir üyesi nasıl ikna edilebilir?

Ölümlülük, insan varoluşunun “kırılgan” olması demektir ve insan hangi araçla, nerede dile gelmişse orada bu kırılganlığın damgasını görmek olasıdır. O derece ki ölümsüzlüğün etiği de estetiği de bize bütünüyle yabancıdır. Kant’ın “yüce”ye ilişkin çözümlemesinde Lyotard’ın “okuyamadığı” bir şey varsa o da bu satırların altında yatan “ölümlülük” motifidir. Keza, “etik dile gelmez” diye yazdığı zaman Wittgenstein etiğin yapısının kaotik olduğunu değil, bilakis, ölümlülük denli yalın mantıksal önceliklere tabi olduğunu ima etmiştir. Bir örnek vermek gerekirse, hiçbir kültürel görececilik türünün veya hiçbir antropolojik yaklaşımın “öldürmeyeceksin!” emrinin ihlalini aklayamayacak olmasının nedeni, bu emrin tarihsel, coğrafi veya kültürel bağlamı değildir. ..

YAZARI: ÖZCAN TÜRKMEN 


J.P.Sartre 100 yaşındaymış , vs vs ../ Defterden



"Varoluşçuluk İnsancılıktır" adlı yapıtının yaratıcısı doğumunun 100 yılında Assos felsefe günlerinde anılıyor.
Brian Elliot'un "Sartre ve Ben'in İcadı" başlıklı çalşmasına, Örsan.K.Öymen " Kuşku ve Endişe:Pironculuğun Varoluşçu Yeniden İnşası" eşilk edecek.
Ayrıca bu sene felsefe ve düşünce tarihinin en önemli ismi:Herakleitos üzerine bilimsel makaleler sunulacak.

Naville: Bilimsel bir doğruluk (hakikat) olduğuna inanıyor musunuz? Hiçbir doğruya yer vermeyen alanlar olabilir belki, ama nesneler dünyası - buna inanacağınızı umarım-bilimlerin uğraştığı bir dünyadır.Gelgelelim, size bakılırsa bu dünya bir olasılıktan başka birşey değil.Hem de kişiyi doğruya ulaştırmayan bir olasılık.. Öyleyse , siz kalkmış bu bilimlerin nedensellik kavramını kullandıklarını öne sürüyorsunuz.

J.P.Sartre: Hiç de değil! Soyuttur bilimler, üstelik soyut öğelerin, etmenlerin çeşitlenmelerini, değişmelerini gözden geçirirler, gerçek nedenselliği incelemzler.Bağlantıların incelenebileceği bir alan üzerindeki evrensel öğeler (etmenler) söz konusudur burada..elbette, bilimsel nedensellikle aynı kapıya çıkmaz bu, ayrı şeydir.

Naville: Bunun oldukça gelişmiş bir örneğini de, yanınıza aklı danışmaya gelen genci anlatırken siz verdiniz.

Sartre: O genç, özgür değil miydi?

Naville: Evet, gence cevap vermeniz gerekiyordu. Ama, sizin yerinizde olsaydım, gencin gücünü, yaşını, maddi olanaklarını araştırırdım,anasıyla ilişkilerini yoklardım. Belki doğruluğu olasılıkla sınırlı bir kanıya varırdım, ama hiç değilse, belirli bir görüş ortaya koymaya çalışmış, böylece çocuğu bir şeyler yapmaya götürmüş olurdum.


sevgili defter okurları, yukarıda iki düşünür arasında geçen bu kısa ama "öz" konuşmayı neden önemsemeliyiz?
bilim için olduğu gibi , insan için de birtakım "işleyiş" yasaları vardır.
insan olmanın "özü" ve de "doğası".
felsefe, sanat, edebiyat, şiir vs.. tamam da, içsel duyarlılıklar yok olup gittikten sonra, renksizleştikten sonra neyi tartışmalıyız?
J.P Sartre tıpkı ondan önceki düşünce akımlarının devamıdır ve günümüzde , çevremizde sürüp giden "duyarsızlıklar" selini görünce bizler onun :"insandaki doğa ile doğadaki insan düşüncesi bireysel bir açıdan zorla tanımlanamaz" düşüncesini en hüzünlü , yalnız , ve sessizce bir tercih ile dile getiriyoruz.

yeryüzünün en parlak şiirini, öyküsünü yaratalım:
farklı, yaratıcı seslere, renklere, özellikle kanadı kırık genç , üretken kalemlere karşı "duyarsız" kaldıktan sonra, "bunlarda kim?" dedikten sonra , neye yarar edebiyat?

Sevgilerimizle,

BORGES DEFTERİ



David Lynch / Samet Köse



David Lynch (1946)David Lynch gunumuz sinemasinda surrealizmin onemli temsilcilerinden birisive belki de zirvesidir (epitome). Lynch gibi ustun imgelem gucu olan birsanatcinin Missoula, Montana dogumlu olusunu hep sasilasi bulmusumdur.Tipki siir sanatinda modernist estetigin zirvesi Ezra Loomis Pound'un daHailey, Idaho dogumlu olusunu sasirtici buldugum gibi.Lynch'in filmlerini taparcasina sevenler oldugu gibi, sikici, bunaltici,karanlik bulanlarin da olmasi dogaldir. Resim sanatcisi olmanin getirdigibirikimle goruntuyle adeta siirin imgeleri gibi oynar Lynch. Sasirtmayi,sarsmayi, sorgulamayi onemser. Filmlerindeki karakterlerin hemen hepsigerceklik duygusu olan karakterlerdir. Kisisel olarak ice donmenin,yalnizligin, yabancilasmanin adeta kitabini yazar. Lynch izleyicisine enemin oldugu konularda bile soyle ters yuz edip yeniden bakmayi ogutler.Sanatini aydinliktan cok karanlik besler. Yonetmenin aydinlattigi seyinaslinda sahnedeki spot isigindan baska bir sey olmadiginin altini cizer.Oykulerinin mutlaka tematik bir bagi vardir. Urunleri sorusu olan, sorusormasini, sorgulamasini bilen insanlarin begenecegi urunlerdir. Lynchsorgulamayan, her sorununu halletmis insan kadar sikici bir yaratikolamayacagini dusunur. Yuzunde bir golge, karanlik ya da iz tasiyaninsanlar her zaman ilgisini ceker.Filmlerinin ortak ozelligi kapali bir sistem icinde belirgin birrasyonellik barindirmasi, tekrarlayan imgeler, birbirine taban tabana zitkarakterlerin birlikte kullanimi, dongusellik, alabildigine sembolizm vederin bir estetik kaygisinin varligidir.Mulholland Drive: Sakiyan Sessizligin GizemiBlue Velvet ve Lost Highway de dahil olmak uzere Lynch'in en onemlibasyapitidir. Mulholland Drive spoiler endisesi olmadan elestirilemeyecekender filmlerden birisidir, bu nedenle yazdiklarimi filmi hic izlememisolanlarin okumamasi gerekir.Rasyonel aklin tek basina yetmedigi ender filmerden birisidir MulhollandDrive. Film sanildiginin aksine bir ruyanin bitiminde gercekliklekucaklasma degil, ic ice gecen iki ruya, daha dogrusu fantazi uzerinekurgulanmistir. Film basli basina bir ruya, fantazi, bir yanilsamadir.Hikayenin orta yerinde muhtemelen intihar ederek hayatina son vermis birkadin vardir. Her karakter cok sayida anlamla oruludur. Karakterler adetabir spiral gibi birbirine karisir.Lynch, filme her zaman oldugu gibi daha az sozun ve iletisimin olduguimgelerle baslar. Surreal bir jitterbug yarismasi ve on planda daha sonraizleyecegimiz filmin kahramanlarindan birisi olan Betty ve arkasindabuyukanne/ buyukbaba belirir, ardindan kameranin yatak odasinda bunaltiyladolanan bir insanin yastigin basina gelisiyle fantazi ve ruya aleminegirdigimiz vurgusu yapilir.Kahramanlarimizdan ilki olan Betty, Deep River, Ontario'da (BlueVelvet'daki apartmanin adi da Deep River idi) kazandigi bir jitterbugyarismasi sonrasi buyuk hayallerle Holywood'a (dreamland) gelmis, nahif birgenc kizdir. Ucakta birlikte yolculuk ettigi iki yaslinin da arabalarindaetrafa abartili bicimde bakmalari bu ruyalar kenti imgesini pekistirir. Buiki yaslinin filmin finalinde anlasilacagi uzere bilincdisinda buyukanne/buyukbabayi sembolize etmesi olasidir.Filmin yine giris kisminda limozinin icinde esmer bir kadin on plana cikar.Kendisini oldurmeye calisan kiralik katillerin elinden bir kaza sonucukurtulan kadin, Mulholland Drive'dan asagilara dogru saskin bicimde yolunadevam eder. Hafizasini yitirmistir ve Betty'nin halasinin evine siginir.Betty ile karsilastiginda aynada Rita'nin resmini gorur, gozleri dolar veRita adiyla ozdesir. Rita aslinda Betty'nin (ikinci bolumde Diane Selwyn)diledigi gibi projeksiyon yapabilecegi bir tabula rasa'dir. Lynch filmin bubolumunde ana karakterin Rita oldugu izlenimini vermeye calisir bunda dabasarili olur, izleyici Rita'nin pesinden olaylarin akisini izler. OysaRita, Betty'nin hayal dunyasinda yarattigi bir fantazi kahramanidir. RitaBetty'nin tamamen ziddi ve alter egosudur, filmin ilk yarisinda irimemeleri ve bastan cikarticiligiyla musfik bir sevgili, ikinci yarisindaise mesleginde zirveye ulasmak icin guzelligini kullanan, Diane'e ihaneteden sevgilidir, adi da artik Camilla'dir. Rita tam da Diane'in istedigigibi gecmisle baglarini koparmis, aska susamis, urkmus, her turlufedakarliga hazir bir karakterdir. Aslinda hem Betty hem de Rita, Diane'nindisosiye olmus, kopmus benliginin yansitmalaridir, buna ilerde deginecegim.Bu arada filmin bana gore kilit sahnelerinden birisinde Dan adinda genc biradam (psikotik gorunumlu) Winkie's adli restoranda psikanalisti ilediyaloga girer. Dan'in ozellikle "this Winkie's" demesini ve korkulariylayuzlesmek uzere oraya gelisini varoluscu terapinin izinde bir "simdi veburada" yapmaya baglayabiliriz. Genc adam iki kez ayni ruyayi gordugundenve herseyi restoranin arkasindaki karanlik yuzlu, urkutucu birininkurguladigindan sozeder, yuzlesmeye gittiginde ansizin beliren siyah yuzluadam yuzunden duser bayilir/ belki de olur. Bu sahnenin onemi filmin ikinciyarisinda anlasilacaktir. Genc adamin "The Crime of the Century" kitabininyazari H.P. Lovecraft'a inanilmaz benzerligi basitce tesaduf mu, yoksaLynch'in bilincli bir gondermesi mi bilemiyorum.Filmin bir diger kilit sahnesi Rita'nin uykusundan uyanmasi ve Betty ileSilencio Club'a gitmeleridir. Bu sahne o ana dek ruyada oldugunu sandigimizBetty'nin Rita ile ileri derecede ozdesim yaptiginin gostergesi olarak dakabul edilebilir. Lacan'a gore "anlam otekinin oldugu yerde baslar". Unlukuraminda hayal ile sembolun iliskisi gibi Betty (daha sonra Diane) veRita/ Camilla arasinda ambivalan ama icice gecen bir iliski soz konusudur.Betty Elms, filmin ikinci yarisindaki kahramanimiz Diane'in idealizeedilmis kendilik imgesi, Rita ise rakibi Camilla'nin safligini korumusidealize edilmis seklidir. Filmin basinda auditionda gordugumuz ve mafyosibaglantilari sonucu rolu kapan, ikinci yarisinda ise Diane'in sevgilisiRita/ Camilla'yi open Sylvia North Story'deki basrolu kapan Camilla Rhodeskarakteri ise her iki karakterden de belirgin ozellikler tasir.Club Silencio, Lynch'in Lost Highway Hotel'i gibi tutunamayanlarin, hayatinbosluguna dusenlerin, gecenin bir vakti uyku tutmayanlarin, acisi, izdirabiolanlarin mekanidir. Hicbir sey gercek degildir, orda herseykaydedilmistir, yapaydir, sahnedeki oyuncular bile, ya da Lost Highway deoldugu gibi kisilerin olaylari gormek istedikleri gibi gorebildikleri hayalmekandir. Bir anlamda Betty ile Rita'nin sahici benlik sahibiolmayislarinin, bos benliklerinin itirafi ve yuzlesmesidir. Mavi neonisiklariyla gercekustu bir kabaredir. Belki de Holywood'un ta kendisidir.Betty ve Rita'nin Rebekah Del Rio'dan Roy Orbison'un sarkisinin Ispanyolcaversiyonu "Llorando"yu dinlerken aglamalari, birbirine yakinlasmalari alirgoturur sizi uzaklara. Yalnizliklarini ruhunuzun derinliklerindenhissedersiniz. Locada mavi saclariyla sahneyi izleyen gizemli kadin,Betty'nin adeta bir ana rahminin gizemini tasiyan cantasinin icinde buldugumavi kutu birer gercekustucu ressamin firca darbelerinden cikmissahnelerdir. Nasilsa "oyunculuk hem tepki vermek, hem de yeniden oyunyapmaktir ("acting is reacting"). Eve donduklerinde odadan ayak sesleriyleuzaklasan Betty'nin yerine Rita mavi kutuyu acar, bir anlik karanlikgorunur, sonra kutu yere duser. Odaya ansizin Betty'nin halasi girer,etrafa bakinir, yerde bu kez kutu yoktur. Anlasilan Betty'nin dunyasindaKanada'ya film cekimi icin giden halasi Diane'in dunyasinda olmus ve onayuklu bir miras birakmistir. Belki de Lynch "Kanada'da film yapmak"deyisinin Holywood'da bilinen bir "olu is" olma metaforuna gonderme yapar.Lynch filmlerinde bilerek tekrarlayici sahneler kullanir (otel odasinin 16olusu, 16 Reasons Why I Love You sarkisi), sozde bir sureklilik duygusuvermek icin. Calan telefonlar, kapilardan gecis, odalarin yer degistirmesiaslinda birbiriyle baglantili olmayan sahnelerin baglantiliymis izlenimivermesi icindir. Hayal dunyasinda Rita/Camilla ile butunlesen Betty'ninartik bu fantaziye gereksinimi kalmamistir, kutunun icindeki boslukvarolusun ayni zamanda bir hiclik olusuna gondermedir, Club Silencio'daoldugu gibi: No hay banda.Filmde epeyce semboller var: Mavi renk masumiyetin sembolu, kirmizi arzu veihtiraslarin, siyahsa kotuluklerin (mavi renkli Tout Paris, Ed'in karakapli defteri), Mr. Roque'un camdan ve kirmizi kadifeli odasi yapaylik veonceki filmlerine gonderme, Adam Kesher'in karisinin sevgilisi Countrysarkicisi Billy Ray Cyrus'un havuz temizleyicisi rolunde belirmesi biryerde Amerikan populer kulturunun bir elestirisidir.Filmin ikinci bolumunde, yani Diane'in kapisinin calmasiyla uyandigi vemuhtemelen eski ev arkadasi/ sevgilisiyle diyalogunun oldugu sahne yineLynch'in izleyiciye adeta izlediklerinin gercek yasam oldugunu sanmasinayol aciyor, ancak ikinci yarida da ilkinde oldugu gibi bir ruya oldugunailiskin epeyce ipucu var.Filmin hangi zamanda gectigine baktigimizda David Lynch'e benzeyen dikbasliyonetmen Adam Kesher'in arabasinin modelinden, Rita'nin DKNY cantasindanfilmin gunumuzde gectigi anlasiliyor. Betty eger 1950'lerdeki jitterbugyarismasi sonrasinda Holywood'a geldiyse ikinci bolumde yaslanmis olmasigerekirdi, depresif gorunumde belki ama Betty ile ayni zaman diliminde.Filmde degismeyen karakterlerden birisi olan 12 numarali dairedeki komsuise muhtemelen eski sevgilisi, Diane'in kapiyi actigindaki tavri hic dearkadasca degil, esyalarini toplamaya gelmis eski sevgili olmasi dahamantikli. Rita/ Camilla bir yerde maskulin gorunumlu bu sevgilininyuceltilmis, idealize edilmis seklidir.Ikinci bolumde yasananlari gercek kabul edersek, Holywood'da basarisizolmus Diane'in cantasinda neden yuklu miktarda para oldugunu, nasil olup dabir Holywood yildiziyla escinsel ask iliskisi yasadigini, Bettykarakterinden seytani bir Diane karakterine nasil gecebildigini aciklamaktazorlaniriz. Limozinle giderken adeta cennettelermiscesine MulhollandDr'daki eve gidisleri de tamamen hayal urunudur. Belki de mavi kutudansokun eden buyukanne/ buyukbaba sembolleri, bilincdisindaki suclulukduygularinin sokun edisiyle cekmecesinden tabanca alip kafasina sikmasi dahayal. Yatakta eger bir kadin ceseti varsa bu kadin buyuk olasilikla baskabir yontemle yasamina son vermis olmali. Coplugun arkasinda elinde mavikutuyu tutan canavarimsi belki de o kadinin dejenere olmus, bozulmus,dagilmis, kokusmus benliginin sembolu olabilir. Mavi kutu ise gelenekselyaklasimla yazginin, psikanalitik yaklasimla bastirilmis anilarin, belki defarkina varilan gercekligin sembolu olarak yorumlanabilir. Kapinincalinmasi sucluluk ve umutsuzluk duygularinin tetiklenmesi anlamina gelir.Lynch'in sanati kuskusuz Joyce'dan estetik izler tasiyor, dusunsel plandaise Lacan'in kuramina denk dusuyor. Lacan, klasik psikanalitikliteraturdeki Id, Ego ve Superego'nun yerine Hayali olan (Imaginary),sembolik olan (Symbolic) ve Gercekte olan (Real) arasinda dinamik veortogonal olmayan bir iliskiden sozediyordu. Lacan'a gore hayali bir babaimgesi ile, baba sembolu ve gercek yasamda baba imgesi arasinda "Borromeandugumu" gibi bir bag soz konusudur. Birbiri ile icice gecmis bu uc dairedenbirisinin daireden ayrilmasi digerlerinin de ayrilmasina yol acar. Hayaliolan mutlaka arzularla ve yanilsamalarla iliskili olacaktir. Sozun ozugerceklik bilgisine ancak hayali olan ve sembolik olanla bag kurularakulasilabilir. Filmdeki mavi kutu (id), coplukteki giderek cirkinlesenyaratik (ego), Betty/ Diane'nin buyukanne/ buyukbabasi (superego) ve ClubSilencio birbiriyle iliskilidir ve Lakanci yaklasima gore hayal, sembol vegerceklik ile kolektif bilincdisinin gosterimidir. Coplukteki yaratik belkide olumun cirkin yuzudur, fantazinin bittigi, narsisizmin toza, topragakaristigi bir durumu temsil edebilir.Yan karakterlerden Ann Miller'in Coco tiplemesi olaganustu guzellikte, aynisekilde Louise Bonner adindaki merakli komsunun Cassandra tiplemesi de.Castigliani kardesler ve yonetmen ile mafya operatoru izlenimi vererekkonusan kaslari kazinmis Cowboy tiplemesi de iz birakici. Kendisindenbeklenen seklide bayan bas rol oyuncusunu secmezse iki kez karsilasacaginisoylemesi ise filmin ikili oruntusune isaret eder, iki ana karakter, Dan'iniki ruyasi, cogu karakterin iki kez sahne almasi gibi. Tabi Lynch'inceldirici olarak kullanmasi da soz konusudur.Filmde dikkatli bir izleyicinin asil yanitini bulmasi gereken soru ikiliruya goren karakterin kim oldugudur. Ortada kokusmus bir ceset varsaruyalari Betty/ Diane'nin gormesi akilci gorunmuyor. Diane'in ikincibolumde kendisini silahla kafasini ucurmus sekliyle hayal ediyorsa egeryataktaki cesedin her ne kadar deforme de olsa farkli bir durumda olmasibeklenirdi. Lynch son sahnede bile izleyicinin gerceklikle bag kurmasinaolanak tanimiyor. Filmin Holywood yasaminin bir elestrisi oldugu, sohret yada para icin o mekana yolu dusen tutunamayanlarin, yolunu otoyoldakaybedenlerin oykulenmesi oldugunu dikkate alirsak izledigimiz iki iciceruyanin Club Silencio'da izleyicilere sessizligi salik veren, mavi boyalisaclari olan kadinin hayal dunyasi olabilecegi, ya da Betty/ Diane'ninhalasina ait olabilecegi ileri surulebilir.Cetinceviz diger sanatcilar gibi Lynch yapitlarindan sozetmeyi veizleyiciyi yonlendirmeyi sevmez. Tipki gorkemli bir siir gibi herkessiirdeki imgeleri kendi yakalasin, o imgelerle kendisi yogrulsun ister.Lynch'i ozgun kilan izleyiciyi sarsan, ana ya da yan karakterleriizleyicinin zihninin derinliklerine adeta kaziyan ve buldugunu sandigi heryanitta yeni ve daha derin sorular cagristirmasindadir. Bu nedenle onunfilmlerine iliskin tum sorularin yanitini buldugunu sanma durumu biryanilsamadir. Sanatcinin yirminci yuzyilin en cok tartisilanyonetmenlerinden birisi olacagina dair en kucuk kuskum yok.Her yeni proje ile Lynch, gecmisten gelecege kendi sinema evreninegonderemelerde bulunarak bizi sasirtmaya, sarsmaya ve sorular sordurmayadevam edecek gorunuyor.
YAZARI:Samet Kose


Med - Cezir Çıkmaz : Mustafa Nazif


[med-cezir çıkmazı]
.
bu cadde med cezir çıkmazı,
arkasında kalabalıklar.
soğuğa yenilecek bu akşam,
kalabalıkta bir adam.
belki de med cezir çıkmazında...
.
kaybolup gidecek belki:
bir bir sayarken sokakları yorulacak.
lambalar yanacak,
köpekler uluyacak.
insanlar ve bu adam yutan şehir,
işte böyle uykuya dalacak.
kalabalıklar ardına saklanmış,
med cezir akşamlarında...
.
eskisi kadar görünmüyor artık yıldızlar.
çocukluğumda sanki daha çoktu.
buğdaylar daha bir sarı,
ekmek daha bir ekmek,
köyümüz daha bir köy,
insanlar daha bir insandı.
insanlık hep mi kötüye gidecek?
söyle bana isli lamba!
bir ekmek daha yiyebilecek miyim,
ağız tadıyla,
med cezir akşamlarında...
.
bu cadde med cezir çıkmazı.
ve bütün sokaklar tıpatıp aynı.
yıldızlar işte burada kayboldu.
ve bir adam burada doğdu,
bir med cezir sabahında...
.
mustafa nazif
12 Aralık 2003




Maymun İşi’ne Girizgâh Olmak Üzere…


Kozmik Maymun ya da Maymun Krallar… On iki Hayvanlı Türk Takvimi’nde ‘’insaf edilerek’’, kişi/insan yılı olarak adlandırılırken, Çin Takvimi’nde, ‘’desturla’’ maymun yılı olarak adlandırılan kozmolojik evre. Çin Takvimi’ne göre, her birimizin doğum tarihleri bir hayvanın ruhsallığına işaret ediyor. Kabul edin ki, birçoğumuzun bozulmasına yol açar, fare, tilki veya inekle özdeşleştirilmek. Hemen tatlıya bağlanır böyle küçük gerginlikler; hayvanları birazcık tanıyan biri, bunun o kadar kötü olmadığını, mesela farenin nükleer savaştan kendisini hafif tütsülenmeyle kurtarabilecek, dirimlik bir yetenekle donandığını söyleyiverir. Gücün rüyası, onun başka yüzler de taşıyabileceğinin anlık bilgisi sarhoş edicidir. Kızılan kıskanılan oluverir ne hikmetse. Bir dost yemeğinde davetli arkadaşımız, Zeki Müren’in annemize iltifat eder gibi sövebileceğine tanık olduğunu söylemişti. Olaya değil de ne çabuk değiştiğimize şaşırıp kalmıştım. Demem o ki, üslup çok önemli. Bize artık eğlencelik olan bu mitolojilerdeki üslup kaybının nedenlerini de varın siz düşünün.

Evrim Kuramı, Maymun İşi… Ne yazık ki, ta kendisi. Kuramın kendisinden bile ünlü poster karikatürünü hızla çağırıverdi zihnim elimde olmadan. Oradaki ast üst ilişkisine ve daha çok İllüstrasyonun değerlerine bakmayı hala severim itiraf edeyim. Poster üzerinde kavramsal kurmacalar oyunu oynamak, yüzeyinde taş sektirmek bir keyif ki sormayın… Nikkei ve Nasdaq indekslerinin düşüdür sanki ya da bir şirketin Pazar hedefinin… Doğrusaldır, yoruma izin vermez, yaramazlık yapmadığınız sürece. Ama ‘‘maymun’’ kozmosun olanaksızın olma ihtimalini kullanmaz mı? Tüm şakaların, gülmecelerin kaynağına hoş geldiniz. O kaderin Nasrettin Hoca’sıdır. Ters yüz eder görüngüsel dizini, eşeğe ters biner.

Kendimi birazcık ciddiyete davet edeyim hadi… Bu haliyle Evrim Kuramı, tek tokmağı olan bir kapı önermekten öteye gidemez benim için. Girer ama çıkamazsınız bu kuramın içinden. Tam adı Evrim Kuramı olmasına rağmen, tamlamadan kaçırılıp hasıraltı edilen Kuram sözcüğünün yokluğunu genelde fark etmeyiz. Yani doğrulanmamıştır o, tüm kurmacalar gibi.

Evrim, var oluşu organizmaya indirgemesiyle, yaratılış bilgisinin bütününü Bilim adı altında bölen Avrupa Pozitivizminin bir parçası olur. ‘’Ruh’un işleriniyse’’ başka bir mesleğe ciro ederek kurtulur ondan episteme adına.

Ancak, skolastik anlamda tüm eğitimin amacı tam olarak nedir peki? Onca ‘’farklı’’ bilgiyi neden sokarız çocukların kafalarına o halde?..

Hayvanlar, insanoğlunun ayıbını örtebilirler mi? İnsana hatırlattıkları, onun hep tiksinti ve nefretle yüzünü çevirdiği, çoğu zamanda acımasızca cezalandırdığı şey, kendi yüzünün gizlediği kadim utancı, suçluluğunun hayvan heykelleri olabilir mi? Evrim Teorisi sorumun muhatabının kendisi olmadığını, daha kağıda dökülürken bağırmaktadır. Ne ki, muhatap almama, onun zayıflığının en güçlü kanıtıdır bence.

Şu soru Evrim Teorisi’ne zamandan ve çabadan tasarruf ederek, daha fazla vurmamızı engelleyecek ( Bu arada, teorinin cevabını veremediği, hayvan ve insandaki dirimlik tasarruf işleyişinin farklılığını hangi disipline tevdi edeceği veya ederse bunun onun bağlı olduğu söz dizgesini yüklemine kadar yiyeceği anlamına geleceği de, kuramın paradoksu olarak sırıtmaktadır ); neden insan maymunu komik, oyunbaz, hileci, şarlatan bulur ve/veya ondan tiksinir.

Kuramın parmağının imlediği yere, bütünden ayrıştırılmış ruh bilime dönüp bakmıyorum bile.

Ruhsallığımızın kaynağı nedir peki?..

Şöyle yapalım; bir babunun düşünde kendisini ateş yakarken gördüğünü ve bunun için gereken tüm teknik becerinin ayrıntılarını bütün detaylarıyla hafızasına kaydettiğini farz edelim. Bu ‘’bilgi’’, bilginin alınış ve eyleme dönüşme diyalektiğine uymaz. Maymuna bunun nasıl bir etkisi olmuştur, bilgiyi itkiye dönüştürebilecek midir?.. Sanmıyorum. İleri giderek, bu bilginin ‘’insan kavramını’’ taşıdığını farz etsek bir şey değişir mi? Donanıma yüklenecek bilginin tuş darbesi… Kim, nasıl ve niçin dokunur ona…

Buradan, Evrim Kuramı’nın bulanık mitinin tarihinde dilediğiniz kadar geriye gidebilirsiniz. Herhangi bir organdaki en küçük bir değişimin etkileri üzerinde tek satır ‘’Epistemolojik’’ makale okuduğunu hatırlayan birini tanımıyorum. Burada öykü, ‘’değişimin’’ en son safhasını anlatarak devam eder. Yani, kol artık koldur, kanatsa kanat ya da el…

‘’Teorimin’’ bilimlik bir tarafı yok(!?..). Bu yazı sadece insan ruhunda herkesi tatmin edecek büyük bir bilginin saklı olduğunu söylemekten öte bir iddiayı taşımıyor. Artık bu bilgiyle ne istiyorsanız yapın ya da bilginin varlığını yok sayın.

Doğadaki ‘’sayı oyununu’’, tabiatı sabır ve ilgiyle gözleyen herkes kolaylıkla kavrayabilir. ‘’En zayıf’’, sayıca fazladır. Bu tip canlılar hayatta kalabilmek için sayılarının çokluğundan medet umarlar. Yırtıcılar ise, az doğurur ve yavrularına değişen sürelerle bakar ve büyütürler.

Evrenin matematiği ve sayı araçları, görkemli sanatının zirvesine önce doğayla zihinlerimizde yükseldi. Şimdi görgümüz arttıkça, bunu aynı değişmezlerle ( değişimin bilinemeyen değişemezliği) kozmosta dikizliyoruz. Dikizliyoruz diyorum, çünkü yaptığımız tam da budur aslında. Anlam korkusunun nedenleri başka bir yazının konusu olabilir. Konuya dönecek olursak, salt matematiğin evrenine girmek, pozitivizmin vazettiği biçimde diğer kozmik derslerden kaytarmak, sınıfı geçmek için yeterli olmayacaktır.

Karınca nüfusu, büyük ihtimalle söylendiği gibi şu anda yerküredeki insan sayısının biraz üzerinde olmalı. Tek bir karınca doğada uzun bir süre yaşayamaz. Ancak bir kırmızı karınca sürüsünün yoluna büyükbaş hayvanlar bile çıkmayacaklardır.

Keskin dişleri ve kahredici pençeleri olmayan insanı bu denli azametli kılan nedir peki? Dedikoduların söylediği üzere insan doğayı gerçekten aştı mı? Yoksa başka bir doğanın/doğalın içine mi sürüklenmektedir. Bu yazının ruhuyla söylüyorum ki, kurallar tümüyle çalıştırılmaktadır. Bu değişimin değişemezliğidir.

Büyük, tek bir tasarımın izlerini hayvanda görmek ya da buna yüzünüzü çevirmek, geldiğimiz bu noktadan sonra size kalmış. Karıncalardan sonra en uç örnek maymunlar (primatlar) olmalıdır. Şirin görünebilirler, doğal ya da yapay kafeslerinde. Aslında şiddette müsrif ve elleri bol bir sosyal yapılanma içinde olduklarını çoğumuz bilmez. Karanlık bir psikenin gardiyanlığında yavrulara uygulanan zalimlik, yamyamlık zihni karartacak boyutlardadır. Onları, bir kriz anında, çıkar çatışmasındayken izleme fırsatı bulduğunuzda, nasıl cinnet geçirdiklerine dehşet içinde tanık olabilirsiniz. Bu haliyle maymun, insanoğlunun kara balçıktan kabusu olabilir sadece.

Ondaki doğayı aşamayan itkinin belli belirsiz güzel rüyasından irkilmeyle uyanan maymundur hep. Rüyanın karşılığı yoktur onun doğalında. Bu onu delirtir. Bununla da kalmaz, ebedi açlığa bırakılmış bu canlıyı şikemperverliği daha da cüretkar ve kaba yapar şiddette.

Maymun sadece, ruhsallığımızın en derin ve arkaik temaslarından birisidir. Zamanda, saniyenin milyarda biri kadar tutuklu kaldığımız bir karabasan… İnsana gelince, o, sayıca çokluğu dışında zayıf ve aciz olanlarla, sayıca az ama güçlü yırtıcılar arasında durur kabaca. Bu iki uç arasında altın oranın vücudu insanda belirginleşir. Ona verilen tanrısallığın kaynağı tam da burası olmalı. Eşyayı ve ruhu birlikte taşımak… Ve bütün hallerle hem hal olmak. Eşya ile yakınlık ve iletişim başka türlü nasıl kurulabilirdi ki...

Kuramın serüvenlerini anlatan kanın kısacık tarihiyle cevabı bulunabilecek bir soru değildir bu. Bir hücrenin düşlerini yansıtabilir miyiz, çıplak, kireç bir duvara.

Düşlerin Etkileşimi Bilimi, mütevazı ve gizli bilgisini biraz daha saklayacak demek. Bu kadim bilimin alt disiplinleri; Düş Gözlem Bilimi, Düş Değerlendirme Bilimi ve Acil Eylem Bilimidir. Bu ruhsal bilimler, bilgisinin son noktası olan insanı her daim izlemektedir. Büyük bir ruhsal kimyadır aslında ortaya konan. Ruhsal kimyamızda maymunun düşleri saklı ve kilitlidir. Ancak o hep, bıkmadan, usanmadan dipten gelen o ucube sesini duyurmaya çalışır zirvelere.

Kanda ve kemikte yapılan Kazı Bilimi, en kestirme ve barbar gerçeklerden sadece birine götürmeye muktedirdir insanı; eşyanın eşya olmak lığı bilgisine.

Evrimciler de bir rüya görmüştü; onlar maymunu düşlerin kafesinden çıkardılar Hümanizm adına ve bir sirk hayvanına dönüştürdüler çarçabuk. Bundan sonra, onları eğlencesiyle uyuşturmakta gecikmeyecekti maymun.

Bütünlük, birlik, teklik ilkeleri diyalektik olarak nasıl işler ve varolur? Cevabını aramaya değer bir soru işte. Konuyla ilgili olan kadar birlikten koparalım o halde.

Özdeğin birliği ( bu birlik kuramın iddia ettiği gibi değildir ) ortaya çıkarsa, karşısına ruhun birliği dikilir. Maymun işinin maskesinden çok geçmeden şu gerçek sızar; o halde ruhun birliği de, doğası gereği tüm varoluş bilgilerini özünde toplamalıdır. Böylelikle ruhun birliği, özdek birliğin ‘’evrimci yasalarının’’ karşısına diyalektik boyut verici olarak dikilebilecektir. Aslında burada o kendi doğasını işletmektedir, düşün en başından beri olageldiği gibi. Bundan sonra iki boyut çok geçmeden, sonsuzluktaki inlemeleriyle o kutsal itkiye/sebebe seslerini ulaştırmayı dener. Kaçınılmaz olan, onun (sebebin/itkinin) yaratmakta asla gocunmayacağı, yorgunluğa düşüp esnemeyeceğidir. Üçüncü boyut yani bedenleşme gerçekleşmiştir artık. Tanrı salt bu değildir; eyleminin eşsizliği onu anlatmakta son derece yetersiz kalır.

Evrim Kuramı, düşüncedeki yapay ve geçici bir kırık üzerine inşa edilmeye çalışılmakta ve Bilim Felsefesinin sorularından suskunluğuyla sinsice sıyrılmaktadır. Kuram üzerinde gerçek bir tartışma açılmayalı çok uzun bir zaman olduğu ortada. Din adamlarının, kelamcıların karşı duruşu ise, tasavvuf felsefesi olmadan boşa çıkmakta gecikmez. Bu nedenle tartışmalar yavandır ve ortada biter. Aslına bakılırsa bu tartışmalarda eski, basit ama etkili bir tuzağın içine düşer her iki ‘’görüşte’’. Bilim ve ‘’dindir’’ sözünü ettiğim. Tuzaksa, farklı şeyler olduklarının her ikisine uzun zamandır yutturulmuş olmasıdır. Artık her ikisi de kurumlaşarak ayrışmış olan bu iki yol, eskatolojik yöntemleriyle varoluşun izini bugünden geriye sararak bulmaya çalışmakla ve geleceğe yönelik fantezileriyle, zihni bir kaosun içine sürüklemektedir bizleri. Bugüne, şu ana ne olmuştur da, bütünün bilgisini, sırrını taşıdığına inanılmaz.

Evrim kuramcıları akar ekranlardaki kafatası skorlarını biner yıl çoğaltadursunlar, büyük bir düşün parçası olduğumuz gerçeğini değiştiremezler. Eski çağların totemlerinin hayvan tanrıları, bu büyük düşün algılanmasından başka bir şey değildi. Sonra, büyük Tanrı kendi düşlerinin üzerine kuruluverir. Yine de yaşar elbette hayvan tanrı ruhsallığı. Panteonlar, hep o yüce Tanrı’nın altında çalışır durur asırlarca böylelikle. Kamların, şifacıların, büyücü hekimlerin yoludur bu.

Süleyman’ın kerameti ile hayvanlara sorabilseydik; insanın düşünü görüyorlar mı diye, cevapları; ‘’ evet ama düşlerimizde göz boşluklarınız karanlık artık, kendimizi orada göremiyoruz ‘’ olur muydu?

Bu her bir insan için ebedi bir kabusa dönüşmek üzere. Hayvanları ruhumuzda korkuya dönüştürdüğümüz kabusuna. Her bir neşter, her bir ağ büyük ticari, tıbbi talan ve ganimet için atılıyor. Onların yüzlerini bu boyutta göremiyoruz artık. Ancak düşlerimizde birer kandil gibi ışımaya devam edecekler.

Paketlendiler ve raflarda diğer ürünlerle birlikteler. Kuram, hayvanları salt mal olarak değerlendirmenin yolunu böylelikle açmış oldu. Ama hayvanların ahları da tutmadı da değil. Doğal olarak, salt meta olan, ruhları ve düşlerinin olup olmadığı tartışılan bu ‘’otomatlarla’’, kuramın ortaya attığı özdek benzerliklerimiz, eşine daha önce tanık olunmamış bir zulmün perdelerini aralamaya yetti; Sosyal Darvinizm…

Birlikle hem hal iken böylesi başıbozuk, hayta düşlerin peşine takılıp sürüklenmenin şeytani zevki içinde kıvranmak, tutkunun prangalarına bilek vermektir ki, çoğu zaman hazdan delirtir insanı. İşte yanılgının, serabın doğduğu gizemli şafak. Gerçeğin kaynak olduğu düşler ki, bütün düşler ‘’gerçeklikten’’ doğar; göbek bağını karınca yuvasına attığını zanneden yaramaz düş, haz balonunda döl yatağını hazırlamaya girişir, kendi-doğumu için. Düşün en birinci kuralı, düş gördüğünü zihnin kendisine çaktırmamaktır. Kuramın kendisi gibi, zihni atlatan has düşler böyle olur. Sonrası şu; bütün fantezilerin kaynağının bu boyutta olduğunun hatırlanmasıdır. Siz hatırlamadınız mı? Hatırladıysanız, bana katılın ve bağırın , ruhunuzu bir dağa çıkarıp, Evrimci bile olsanız; ‘’ ey kahpe ‘’gerçeklik’’, bütün ayartılmalarımın, ‘’düşlerimin’’ kaynağı sensin. Sensiz, zevki de kalmazdı kendimi kandırmalarımın; kandırmak senin için, sana karşı… İşte çocuğun kabul et onu, aç kucağını; KANDIRILMAK… İşte size günah keçisi, insan kavramı alınmış; yeni gerçeklik, yeni zihin, yeni kurmaca; küreselleşme gemisinin hayalet motoru Sosyal Evrimcilik…

Demem o ki, düşler değişiyor, değiştiriliyor. Bu hipnoza cevap vermeyen, ‘’uyumsuz’’ ruhlar tedirgin ve dişlerini gıcırdatıp duruyorlar çoktan beridir. Merak ettiğim şey, hangi kimyanın onları uyutacağı, hangi postüstümodern uyuşturucunun zihinlerini toprağa düşüreceği.

Bu yazıyı kaleme alarak, birilerinin çanına ot tıkamaktan hoşlandığımı sanıyorsanız, kısmen haklısınız. Şu var ki, yazıda zaman geride kaldıkça, hoşnutsuzluğumun baskısı altında düşüyor omuzlarım. Umutsuzluk; çok eski bir yorgunluğun hatırlanması. Ve bu umutsuzluk bakıyor yüzüme. Düş yaratırken edeple, gözyaşı içinde, sonuçlarının neler olabileceğini düşünmekten, sabahı sabaha, ışığı ışığa ekleyen büyük ruhlar… Yolu doğrultanların yorgunluğu… Bezginliğe düşmeyen ebedi yorgunluk… Yorgunluk bezginliği doğurur mu inanın bilmiyorum. Bende olmadı ama söyleyivereyim de olsun bitsin; keşke bu bela olmasaydı da bende kalem oynatmasaydım.

Şu iyi bir sonuç cümlesi ve öneri olabilir pekala; düşlerinize sahip çıkın, edep ve yürekle yapın bunu. Yarattığınız rüyadan kurtulamayacağınız sanrısından ve zannından kurtulun. Affınıza sığınarak, bir son söz hezeyanı daha; gerçek düşlerinizi olur olmaza anlatmayın.

İyi rüyalar…
YAZARI:Cemil Atik


Independent Literature Journal (Portal) from Turkey

***


Link:

  • FELSEFE NOTLARI
  • Image and video hosting by TinyPic
    Felsefe Notları; Akşamın sisiyle şafağın ışınları arasındaki ses. Herkes için, Kimse için !

    ***


    P.E.N/TURKEY
    Image and video hosting by TinyPic

    ***


    Enis Batur
    Image and video hosting by TinyPic
    "Benim burada durduğuma bakmayın genç yoldaşım: Burada değilim ben artık, gövdem çürümeye şimdiden başladı, ruhum uçtu ve adresini bilmediğim bir dala kondu..."-E.B

    ***


    S U F İ
    Image and video hosting by TinyPic
    ne sanıyoruz şu ömür denilen kısa sihri? 'o süzülmüş', seçilmiş aşk cevheri var ya, işte ölümsüz olarak kalacak olan ancak odur!

    ***


    Hakan İşcen
    ORNEK6 M
    "bir sabah/ ne ben, ne siyah/ göreceksin onu Alef’in aynalarında/ tefsîrsiz rüyana uyandığında..."

    ***


    ÜÇ RENK
    3 renk
    Üç Renk: renkler, düşler, farklı bir deneyim ve üretim!..

    ***


    CYBERZENARCHY
    Image and video hosting by TinyPic
    "Gerçek olduğuna inandığın şeyle beslenmen! O neredeyse ve ne zamansa, senin de orada olmaklığın..." -Şenol Erdoğan

    ***


    SubCulturia
    Image and video hosting by TinyPic
    SubCulturia:"New Media Theory Group" Projesini destekler..."

    ***


    Oğuz Atay/Arşiv
    logo
    Oğuz Atay / Arşiv

    ***


    Şair Çalışıyor/dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Şair Çalışıyor/Dergi Arşivi

    ***


    Şiir Penceresi
    Image and video hosting by TinyPic
    "Bir başka bakmak için..."

    ***


    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi
    Image and video hosting by TinyPic
    Bachibouzouck/net edebiyat dergi arşivi

    ***


    Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic Image and video hosting by TinyPic